• 14.12.2012 00:00
  • (2322)

 Yaklaşık 5 yıl süren yargılamaların yerel mahkemedeki sürecinin sonuna geldik. Birleşen davalar, binlerce sayfayı bulan iddianameler, yüzbinlerce sayfayı bulan dosya ekleri. Dava sürecinde yaşanan hukuk ihlalleri ve cezalandırmaya dönüşen uzun tutukluluk süreleri.

Ergenekon Davası denilince aklımıza ilk bunlar geliyor.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel dünkü duruşmada esas hakkındaki mütaalasını sunmayarak ek süre istedi.

Yaklaşık 5 yıl süren davanın sonunda çıkacak kararla 'derin devlet' ortaya çıkmış, 'karanlık bazı sayfalar' aydınlanmış olacak mı? Keşke bu soruya 'evet' cevabını verebilseydik. Bu davaya inanmış ve desteklemiştik. Aradan geçen süreye ve davada yargılanan sanıklara baktığımızda karşımızda Türkiye'de derin devletin bir dönem kullandığı 'operasyonel güçler'in yargılandığı bir dava çıktı. Dava sonucunda ne derin devlet aklına ne de onların mali kaynaklarına ne yazık ki hâlâ ulaşabilmiş değiliz.

Bunun en büyük nedeni de ne yazık ki, haklı nedenlerle de olsa tüm davaların birleşmesi, dava sürecince yaşanan hak ihlalleridir. Davalar birleştiği için dava süreci uzadı. Uzun dava süreçleri ile birlikte hak ihlalleri yaşandı. Bu iki nedenden dolayı da toplumun bu davalara desteği de azaldı. Son olarak Şemdin Sakık'ın 'gizli tanık' olarak açıkladıklarını düşündüğümüzde davaya olan desteğin azalmasına çok da şaşırmamız gerektiğini görüyoruz.

Bugün hiç kimse cezalandırmaya dönen uzun tutukluluk sürelerini açıklayamaz. Aynı şekilde Meclis'te kabul edilen 3. Yargı Paketi'ne rağmen serbest bırakılmayan milletvekillerinin tutukluluğunu savunamaz. İşte bu hak ihlalleri, özünde haklı olan Ergenekon Davası'na gölge düşürmüştür. Ergenekon Davası henüz bitmemiş, derin devlet henüz yargılanamamıştır.

Diğer taraftan Ergenekon'un ne olduğunu, Ergenekon Davası'nın toplumun bir kesimi tarafından nasıl algılandığını dün mahkeme önünde olanlara bakarak analiz edebiliriz. İşçi Partisi'nden Türkiye Komünist Partisi'ne, Türkiye Gençlik Birliği'nden Atatürkçü Düşünce Derneği'ne kadar farklı parti ve kurumların davada yargılananlara verdiği destek; zihniyet düzleminden 'otoriter', ideolojik olarak da 'Kemalizm'in akrabalığının bir ürünüdür.

Bu akrabalığa ideolojik olarak eklemlenmek isten CHP'yi ise anlamak mümkün değil.

Ergenekon Davası'ndan yargılanan iki ismin bir Genel Başkan Yardımcısı'nın ifadesi ile Süleyman Demirel'in ricasıyla 'kucaklarında buldukları' çocuğa sahip çıkmalarını anlamak mümkün değil.

Kabul ediyorum homojen bir CHP'den bahsetmiyoruz. İdeolojik olarak sosyal demokrat, sol bir CHP'den bahsetmiyoruz. Ama partinin Genel Başkanı ve 'Yeni CHP' sloganını sahiplenen bazı genel başkan yardımcılarının Ergenekon'a sahip çıkmalarının başka bir anlamı ve amacı olmalı.

VAN'DA BAŞKA SİLİVRİ'DE BAŞKA

CHP içinde, gerek Meclis grubunda gerek parti içinde gerekse parti tabanında Ergenekon'a ideolojik olarak sahip çıkan, bunu da seslendiren belli bir kesim var. Onlar kendilerini ulusalcı olarak tanımlamaktan, Yeni CHP söylemine itiraz etmekten çekinmiyorlar. Hatta bu yüzden Kılıçdaroğlu ve bazı genel başkan yardımcılarını da eleştiriyorlar. Bu açıdan Ergenekon'a sahip çıkmakla tutarlılıklarının devam ettiriyorlar. Tutarlı ve bu açıdan inandırıcı olmayan 'Yeni CHP' iddiasında olanların; CHP'yi sosyal demokratlaştırma iddiasında olanların Ergenekon Davası'na sahip çıkmalarıdır.

Yeni CHP iddiasını sahiplenenler eğer, Ergenekon Davası sürecinde yaşanan hak ihlalleri, cezalandırmaya dönen uzun tutukluluk sürelerini eleştirmek, buna ahlaki olarak karşı çıkmak için Silivri'ye gelmişlerse sorun yok. Yok, orada olmak, orada olanlarla ideolojik bir akrabalık kurmak içinse ortada ciddi bir inandırıcılık sorunu vardır. Zaten CHP için en temel eleştiri konusu da partinin içinde olduğu bu kafa karışıklığıdır. CHP üst yönetimi pek çok konuda olduğu gibi Ergenekon konusunda da ideolojik kafa karışıklığı yaşamakta ve bu da siyasal duruşlarını derinden etkilemektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında Aralık 2010'da Van'da, ilin STK temsilcileri ve kanaat önderleri ile yapılan toplantıda hazırlanan sonuç metninde; 'CHP'nin Ergenekon söylemine uzak durması' vardı. Van'da Ergenekon'a mesafe alıp, Silivri'de bu mesafeyi kapatmak olmaz.

Silivri'de Ergenekon'a destek verenler dava ile kurdukları ideolojik ortaklığın dışında siyasi olarak da 'AK Parti karşıtı'dır. AK Parti karşıtlığı bu küçük partiler için siyasal anlamı olan bir pozisyon olabilir. Ama kitle partisi olarak CHP'nin 'AK Parti karşıtlığı'ndan siyasi bir kazancı olamaz.

CHP'nin 'yeni' olmasının temel şartlarından biri de Ergenekon'a ve o davada yargılanan milletvekillerine mesafe alması ile mümkündür…

Tarihin bir cilvesi olsa gerek. Dün bir davada Çağlayan'da idi. 3 kez beraat ettiği halde yeniden yargılanan Pınar Selek'in davası vardı Çağlayan Adliyesi'nde. Bu davayı CHP Genel Başkan Yardımcıları Sezgin Tanrıkulu ve Gülseren Onanç izledi.

Dün gerçekleşen iki davaya CHP'nin ilgisinin özeti şu: Eski CHP Silivri'de, Yeni CHP Çağlayan'da. twitter.com/murataksoy