• 9.01.2013 00:00
  • (2568)

 Türkiye artık Kürt sorununun sona ermesi için yapılması gereken yasal değişikliklerin neler olduğunu biliyor. Aynı şekilde PKK'nın nasıl silah bırakabileceğini de. Kürt sorununun çözülmesi için yapılması gereken yasal değişikleri hem konuşmak hem de hayata geçirmek daha kolayken; PKK'nın silah bırakması için öne sürülenleri konuşmak şimdilik hem erken hem de zor.

Şimdi gelelim son sürece kadar olan dönemdeki kritik bazı tarihlere. Bunları bir yere not almakta fayda var. Ancak böylece gelişmeler arasındaki illiyet bağını kurabiliriz. Mesela Leyla Zana'nın neden 14 Haziran'da 'Sorunu Erdoğan çözer' dediğini anlayabiliriz.

12 Ağustos 2005: Başbakan Diyarbakır'da 'Kürt sorunu'nun varlığını kabul ederek; 'Kürt sorunu benim de sorunumdur' dedi.

2006 ilk ayları: Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner, Öcalan'la görüşmelere başladı.

Mart 2009: İlk KCK operasyonu yapıldı.

1 Ağustos 2009: Görüşmelerin adı kondu ve Demokratik Açılım ilan edildi. 5 Ağustos'ta Erdoğan dönemin DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Emine Ayna ile görüştü.

Ekim 2009: Öcalan'ın çağrısı ile Kandil'den bir grup Habur'dan giriş yaptı. Ertesi gün DTP'nin düzenlediği gösteriler süreçte ilk yol kazası oldu ve süreç kesintiye uğradı.

9 Aralık 2009: DTP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. 3 gün sonra PKK, Kastamonu'da saldırı düzenledi.

2009-2011 arası: MİT koordinasyonunda Öcalan dışına Avrupa ve Kandil'in temsilcileriyle Oslo görüşmeleri olarak bilinen görüşmeler yapıldı.

Mart 2011: Suriye'de başlayan kriz PKK'yı etkiledi. 2009'da itibaren Öcalan ve kendileriyle süren görüşmeleri 'oyalama' olarak gören PKK ve DTK/BDP kanadı süreci sabote etmeye başladı. Devrimci Halk Savaşı stratejisini konuşmaya yazmaya başladılar.

Mayıs-Haziran 2011: Öcalan'ın 'Büyük barışın eşiğindeyiz' açıklamasına rağmen PKK-DTK/BDP Bloku sertlik söylemine devam etti ve terör eylemlerini arttırdı.

14 Temmuz 2011: PKK tarafından kaçırılan üç kişiyi kurtarmak için arama faaliyetlerine giden askeri gruba Silvan'da düzenlenen saldırıda 14 asker öldü. Hiç programda olmadığı halde DTK Diyarbakır'da toplanarak 'demokratik özerklik' ilan etti.

27 Temmuz 2011: Öcalan iki taraf da beni kullandı diyerek süreçten çekildiğini açıkladı. Hükümet 14 Temmuz sonrasında Öcalan'la görüşmeyi düzeyini ve sıklığını azaltsa da devam ettirdi.

Mayıs 2012: Güvenlik bürokrasinin yetkilileri Öcalan'la temaslarında daha önce hazırladığı yol haritası üzerinden çalışmayı sonuçlandırdı. Aynı günlerde CHP Kürt sorununun çözülmesi için girişim başlattı ve Erdoğan ile görüştü.

14 Haziran 2012: Leyla Zana Hürriyet'e her şeyi ile özel hazırlandığı belli olan bir söyleşi verdi ve: 'İnanıyorum bu sorunu Erdoğan çözer' açıklamasını yaptı.

26 Haziran 2012: 7 madde olarak formüle edilen yol haritasının temel ilkeleri konusunda Öcalan'la mutabakat sağlandı ve yeni süreç hızla başladı. Yeni süreç konusunda Kandil ve Avrupa da bilgilendirildi.

12 Eylül 2012: PKK, açlık grevleri başlatarak Öcalan'ın resmi olarak devlet tarafından muhatap ilan edilmesini sağladı.

26 Eylül 2012: Öcalan'ın daha önce güvenlik bürokrasisine sunduğu mektup Başbakan Erdoğan'a iletildi. Mektubun en kritik cümlesi: 'Devletin ve PKK'nin içindeki bazı gruplar sizi ve beni tasfiye etmek istiyorlar, izin verin çözüme katkı sunayım'dı. Bu irade beyanından sonra daha önce üzerinde konuşulan 7 madde için somut adımlar gelmeye başladı.

Ekim 2012: Daha önce de İmralı'ya giden MİT Müsteşarı yol haritası genel hatları konusunu Öcalan'la tekrar görüştü.

16 Aralık 2012: Hakan Fidan Öcalan'a yeniden gitti ve adada iki gün kaldı.

28 Aralık 2012: Başbakan Erdoğan TV'de Öcalan'la görüşüldüğünü açıkladı.

3 Ocak 2013: DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve BDP Milletvekili Ayla Akat Ata İmralı'ya gitti. Öcalan'dan aldıkları mesajları BDP, DTK; Kandil ve Avrupa'ya ilettiler. Onlardan aldıkları katkıları Öcalan'a iletmek üzere hafta sonu ya da haftaya tekrar İmralı'ya gidecekler. .

Yukarıdaki süreç Başbakan Erdoğan'ın Kürt sorununu çözme konusunda rüştünü ispat açısından önemlidir. Elbette bu süreçte hükümetin doğrusal bir çizgi izlemediği açıktır ama aynı derece açık olan da çözüm konusundaki niyetidir.

Artık yol haritası bellidir. Bundan sonraki süreç karşılıklı güvenle ilerleyecektir. Bu süreci sağlıklı sürdürecek olan ise tarafların iyi niyeti kadar siyasi katkıdır. Bu noktada sürece CHP'nin katkısı önem kazanmaktadır. Kılıçdaroğlu'nun süreçteki iyi niyeti süreci sabote etmek isteyeceklere de en büyük cevap olacaktır. Çünkü sürecin düşmanı sadece dışarda değil, içerdeki iktidar ortağı adaylarıdır da.