• 16.01.2013 00:00
  • (2474)

 CHP'nin Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün sıradan bir vekil değil. Gerek CHP öncesinde 'radikal partilerle' ilişkisi gerek özgürlükçü hukukçuluğu gerekse araştırmacı kişiliği ile Eski CHP'ye bir gömlek büyük gelen bir vekil.  

Aygün önce 2011 sonlarında Dersim konusunda yaptığı 'ezber bozucu' çıkışı ile gündeme geldi. O günlerde Haluk Koç'tan Nur Serter'e geniş ulusalcı kadro Deniz Baykal'dan icazet aldıktan sonra basının önüne geçip Aygün'ün disipline sevk edilmesi hatta partiden uzaklaştırılmasını talep ettiler. O günlerde partide göreli olarak daha az güçlü olan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Aygün'e sahip çıktı.

Aygün son günlerde yine gündemde. Bu kez de barış sürecinde 'dış provokasyon' olasılığı güçlü olan bir suikastla öldürülen Sakine Cansız'ın taziye ziyaretine gitmesi ile gündemde.

Burada parantez açarak Aygün'ü eleştireceğimiz tek nokta, gittiği ziyaretin resmini twitter'de paylaşmasıdır. Ancak CHP içinden gelen şikayet ve çıkışlar Aygün'ün taziye ziyareti ile sınırlı değil.

CHP içinde ulusalcı ekip, 'parti disiplini' söylemi tutturarak onların peşine takılan kimi CHP'liler ziyaretin ortaya çıkmasından sonra Aygün'ü Kılıçdaroğlu'na tekrar şikayet etmişler.

Çin'de konunun kendisine sorulması üzerine Kılıçdaroğlu; 'Siyasette herkesin sorumlu davranması lazım. … Siyasi partilerde her üyenin, partisinin koyduğu kural ve ilkelere özenle uyması lazım' dedi.

Aygün için disiplin mekanizmasını çalıştırıp çalıştırmayacağı sorusuna ise Kılıçdaroğlu; 'Sorumlu davranmak zorundadır. Ankara'ya gidelim, olay nedir bilmiyorum. İlke çerçevesinde hareket edeceğiz' yanıtını vermiş.

Aygün'ün taziye ziyaretinden rahatsız olanlara şunları sormak lazım; 'Taziye ziyareti  nedir?', 'Aygün'ün taziyeye gitmesinin nesi kötüdür?'

Taziye, ölenin yakınlarına, sevenlerine başsağlığı dilemektir. Acıyı paylaşmaktır, manevi destektir, bir gelenektir. Aygün'ü şikayet edenlerin bunlara itirazı olduğunu sanmıyorum.

Onların itirazı Aygün'ün Sakine Cansız'ın, PKK'lı birinin evini ve ailesini ziyaret etmesine. Bu durum, Aygün'ü şikayet edenlerin asgari insani duygudan ne kadar uzaklaşmış olduklarının göstergesidir.

Oysa Kürt sorununu çözme, PKK'nın silah bırakması hedefine CHP'nin destek vermesi yetmez. Aynı zamanda asgari bir 'insani hassasiyet' ve 'duygusal ortaklık' geliştirmek durumundadır. Aynı duygudaşlığın AK Parti tarafından da geliştirilmesi zorunludur. Çünkü silahlar sussa dahi Kürt sorunu insanileşmeden çözülemez. Bu açıdan Başbakan Erdoğan'ın da Aygün'ü eleştirmesi haklı değildir. Aygün'e gösterilen tepkiden anlıyoruz ki; CHP'deki ulusalcı kadronun böyle kaygısı yok ve olmayacak.  

Sıkça ifade ettik Kürt Sorunundaki genel tavır, CHP'deki ayrışmanın yol haritasını belirlemeye aday. Aygün'ün başrolünde olduğu son kriz CHP'yi bir kez daha o yol ayrımına yaklaştırmıştır. CHP'nin bu konuda daha fazla siyasal istikrara ihtiyacı vardır.

İnsani nezaket gereği taziyeye giden Aygün'ü disipline sevk etme, onu partiden uzaklaştırma girişimleri ulusalcıların Kılıçdaroğlu'na kurduğu tuzaktan başka bir şey değildir.  

Kılıçdaroğlu'nun son sürece desteğinden rahatsız olanlarla, Aygün'ün taziye ziyaretine tepki verenlerin aynı olması bile başlıbaşına bir sorundur.

Kılıçdaroğlu'nun seçilmesi ile son 'Baykal Operasyonu'nu gerçekleştirenler 12 Haziran 2011 milletvekili listelerinde bir 'olmazlar koalisyonu' kurdular. Kılıçdaroğlu bu koalisyonu olabildiği ölçüde Yeni CHP vizyonu ile dönüştürmeye çalışıyor. Ancak her siyasi kriz bu koalisyonu biraz daha zora sokuyor ve gevşetiyor.

Bu analiz karşısında 'AK Parti de koalisyon değil mi?' sorusunu duyar gibiyim. Evet AK Parti de bir koalisyon. Ama AK Parti koalisyonunun ortak paydası Erdoğan liderliğinde konsolide olan 'demokratikleşme, sivilleşme' hedefidir. CHP'nin sorunu bu 'ortak payda' konusundaki belirsizlik ve muğlaklık. Kılıçdaroğlu için sınav olan bu.