• 20.01.2013 00:00
  • (2534)

 6 koca yıl geçti aradan. Öğleden sonra yazı işleri toplantısına girmeye hazırlanırken haber düştü ekranlara saat 15.03 ya da 15.04'tü; 'Hrant öldürüldü'. 'Hrant abimi vurdular' dedim kendi kendime. Masama döndüm Etyen hocayı (Mahçupyan) aradım. 'Doğru mu' dedim, 'Evet' dediğini hatırlamıyorum bile.

Ertesi gün gazetemiz 'Hrant'ımıza kıydılar' manşeti ile çıktı. Gerçekten sadece Hrant'ı öldürmediler 6 yıl önce, bu ülkeye inanan, bu ülkenin demokratikleştiğine inanan bir insanı da vurdular.

Adım adım geldiler. Ve biz koruyamadık onu.

Onu 'Türk ya da Türkiye düşmanı' olarak belleyenler, belletmeye çalışanlar ve onların tetikçileri eğer Hrant'ın yüzüne 5 dakika baksalar, onunla biraz konuşsalar kendilerinden şüphe duyabilirlerdi. Çünkü Hrant, bu toprağın insanıydı, Anadoluluydu.

Bir TV programında 1915'le ilgili konuşurken; Ermenilere seslenip '1915'e takılıp kalmayın. Fransız ya da Amerikan Senatolarının alacağı kararlar iki toplumun yaralarının iyileştirmez. Ermenilerin doktoru Türkler, Türklerin doktoru Ermeniler. Reçete de diyalog'diyebilen bir insanı öldürmeyi göze alanların düşünmesi gereken çok şey var.

Hrant'ı öldürenler, öldürtenler, öldürme planlarını yapanlar ne kadar Türk, ne kadar Anadolulu ve ne kadar yerli?

6 yıl geçti. 6 koca yıl ve hala aydınlatılmamış bir cinayet var ortada.

Bu yüzden bugün en büyük sınavla yargı ve hükümet karşı karşıya.

Savcının 'örgüt var' mütalaasına rağmen, örgütü yok sayan mahkeme kararı orta yerde duruyor. Bizi umutlandıran tek şey Yargıtay Savcısı'nın 'örgüt var' tespitidir.

12 Eylül 2010 yılında 'Yetmez ama evet' diyerek desteklediğimiz anayasa değişiklerinin en önemli maddeleri yıllardır vesayet rejimin ideolojik aygıtları olan yargı kurumlarında yapıldı. Ancak öyle görünüyor ki, 'Eski' yargının yerini alan 'Yeni'si eskisinin zihniyetini sahipleniyor ve yeni vesayet kuruyor.

Demokratikleşti, sivilleşti dediğimiz yargıdan daha adaletleri kararlar beklemek hakkımız.

Hrant'ın öldürülmesinden 'operasyon' olarak bahseden belgeler ortada. 19 Ocak 2007 'öncesinde' yaşananlar ortada, 'sonrasında' yaşanalar ortada. Öncesini ve sonrasını Ergenekon davası içine alanların Hrant davasında 'örgütü görmemelerini' nasıl açıklayacağız? Yoksa Hrant Ermeni kökenli olduğu için mi?

Bakın Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davayı yakından takip eden 'Adalet Talebimiz Var' inisiyatifinden yazarımız Hilal Kaplan, Fatma Bostan Ünsal ve Üstün Bol ile görüşmesinde söyledikleri yargının sınavı açısından çok önemli. Ergin; 'Hrant Dink davasına baktığımızda yargı vesayetinin devam ettiğini görüyoruz. Örneğin İçişleri Bakanlığı'nın soruşturulmasına izin verdiği bir kamu görevlisinin yargılanmasının yargı tarafından engellendiğini biliyorum. Yargının siyaset üzerindeki vesayetini bitirip demokrasinin kurumsallaşmasını sağlamalıyız' diyor. Yine Ergin; 'İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2 yıldır devam etmekte olan ve gizlilik kararı olan soruşturmanın 6 yıl önceki delillere ne kadar ulaşabileceğini bilemiyorum ama yine de dosyadan adalet duygusunu tatmin edecek bir sonucun çıkması gerekiyor' demesi yargıda 'başka' türlü vesayetlerin devreye girdiğini gösteriyor.

Bu yüzden ilk büyük sınav yargının.

İkinci büyük sınav da hükümetin.

Hükümeti, sivilleşme, demokratikleşme konusunda nasıl destekliyorsak; 30 yıldır süren çatışmayı sona erdirecek büyük adımlar atarken nasıl destekliyorsak; Hrant Dink'in katillerini ortaya çıkarmasını istemek de o kadar hakkımız. Adalet Bakanı Ergin'in söyledikleri aslında siyasetin de yapması gerekenler olması açısından önemli.

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz yıl mahkeme kararından sonra şunları söylemişti; 'Kimse endişe etmesin Uludere ve Dink cinayeti Ankara'nın dehlizlerinde kaybolmaz.'

Evet Sayın Başbakan kaybolmasın Hrant'ı öldürülmesine yol açanlar. Aydınlatın o karanlıkları.

Aydınlatın ki, yeminli AK Parti düşmanları 'Hrant'ın arkadaşlığına' soyunmasınlar. Hrant üzerinden kendi siyasetlerini yapmasınlar.