• 23.01.2013 00:00
  • (3892)

 Milliyet Gazetesi'nde yaklaşık 10 gündür çok önemli bir yazı dizisi devam ediyor. Sosyal Bilimci Nil Mutluer'in hazırladığı 'Türkiye'de Alevilik' dosyası bence okumayanlar için geriye dönüp okunması gereken bir dizi. 

Bu konu üzerine yazmayı planlarken önceki gün Taraf'tan Mehmet Baransu'nun 'Dersimli Karadayı' yazısını okudum. Yazıyı okuyunca Türkiye'de 'Alevi' olmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha fark ettim. Ve 'Türkiye'nin esas zencileri Aleviler' olduğunu bir kez daha düşündüm. Baransu ne düşünerek yazdı bilmiyorum ama yazı, bir ayrımcılık örneği.

Baransu yazsını daha önce paylaştığı bir bilgiyi açarak 28 Şubat döneminin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'yı 'afişe' ediyor. Karadayı'nın gerçekte nereli olduğunu ve kimliğini açıkladıktan sonra şu notu düşüyor; 'Karadayı'yla ilgili bu yazının ardından birileri kimlik siyaseti yaptığımı iddia edecektir. Bu tür iddiaları çok da dikkate almadığımı hemen belirteyim.' Baransu'nun dikkate almadığı 'konu' siyaset ve sosyal bilimlerde öyle dikkate alınmayacak bir konu değil oysa.

Mehmet Baransu yapmış olduğu haberlerle Türkiye'de alanında önemli bir muhabir. Ama o kadar. Bu açıdan yazısında bir hayli sorun var.

1. Baransu; İsmail Hakkı Karadayı'nın 1930 Dersim Pülümür katliamından sağ kurtulanlardan biri olarak yıllarca Aleviliğini hem silah arkadaşlarından hem de kamuoyundan sakladığını ve 'Genelkurmay Başkanı olunca da gerçek yüzünü tüm topluma gösterdi'ğini yazmış. 

Baransu'nun yazısını okuyanlar 28 Şubat'ta yaşananları, muhafazakâr ve dindar kesimler üzerinden estirilen terörün tek nedeninin Genelkurmay Başkanı'nın Alevi olması olduğunu hatta 28 Şubat'ın sorumlusunun Aleviler olduğu zannına kapılabilir. Oysa bunun gerçekle ilgisi yoktur.

28 Şubat'ta yaşananları Karadayı'nın Alevi kimliğiyle açıklamaya çalışmak en açık ifade ile çarpıtmadır. Karadayı'ya atfedilen suçlamalar onun Aleviliğinden değil, devletin beka kaygısı ile açıklamak daha doğru olur.

2. İsmail Hakkı Karadayı pek çok yerde yer alan biyografisine göre 1932 yılında Çankırı'da doğuyor. 1951 yılında yani 19 yaşında Kara Harp Okulu'na giriyor. Baransu'nun yazdığına göre (1930 Tunceli Pülümür Katliamı ile), Karadayı'nın ailesi Çankırı'ya sürülmüş. Yani sürgünden 2 yıl sonra Çankırı'da doğmuş.

3. Dersim'de yaşananlardan sağ kurtulanların çoğunun kaderi sürgün oldu. Ebeveyni olmayanlar özellikle Türkiye'nin Batısı'nda devletin makbul kabul ettiği kimlikteki (Türk/laik) ve çoğu devlet memuru ailelerin yanına bir kısmı ise nüfuzlu ailelerin yanına verildi.

4. Bu gerçek, sürgün edilenlerin çocukları ve/ya torunları tarafından son 10-15 yıl içinde keşfedildi. Bunu kamuoyuna açıklamaları yine bu dönemde oldu. Daha önemlisi Aleviler Alevi olduklarını son 20 yıl içinde açıklayabildiler.

5. Pülümür katliamından sonra doğmuş birinin askerliği tercihi ve bu alanda kariyer yapmasının Alevilikle ilgisi sınırlıdır. Ama onu askeri okula alanların Karadayı'nın hikayesi konusunda bilgileri varsa onu tercih etmeleri olasılık olarak daha güçlüdür. Yani Karadayı devletin bildiği Alevi kimliğinden dolayı askeri okula kabul edilmiş olabilir. Çünkü 'devlet' açısından Alevi olmak son yıllara kadar tercih nedeni olmuş kimliklerden biridir. Bunda en büyük pay, devletin Aleviliğe atfettiği 'ideolojik aygıt' nosyonudur.

Devlet açısından kimlikteki ideolojik süreklilik, kamusal alanda meşru gördüğü kimliğin toplum tarafından sahiplenilmesiydi. Bu açıdan Cumhuriyet önce devlet kurdu, sonra o devlete ulus inşa etti. Bu ulusun kimliğinin bir unsuru dinsel görünürlüklerden uzak laiklik. Bir unsuru da farklı kültürel farklılıklar yerine Türk olmaktır. Bu iki kimlik kombinasyonu; siyasetten ekonomiye, kültürden edebiyata her alanda yükselmenin meşruiyeti oldu. Aleviler de Cumhuriyetin başından bu yana bu kültürel kimliğin doğal taşıyıcılarından birisi oldular.

Bu açıdan son yıllara kadar devletin bürokratik kadroları içinde Alevilerin olması, bu insanların Alevi kimliklerini önceledikleri için değil, devletin Alevileri kullanmasından kaynaklanmaktadır. TSK'da, yüksek yargıda Alevilerin olmasının gerekçesi de budur.

Baransu'nun yazısında sorduğu Karadayı'nın 'kimliğini silah arkadaşlarından ve kamuoyundan neden sakladığının' cevabını kendisine mektup yollayan Mehmet Yürek açık açık yazmış; 'Kemalist ittihat terakki rejimi, Dersim'de yalnız fiziki soykırım yapmadı. Kalanları da din, dil, kültürel soykırıma tabi tutarak, kimliksizleştirdi. Kişiliksizleştirerek cellatlarının aşıkları olarak düzene entegre etti.' Karadayı da bunlardan birisidir. Elbette bunu anlamak 'kimlik siyaseti'nin önemini kavramakla mümkün.

Baransu yazısını şöyle bitirmiş; 'Ancak bugün ortaya çıkıyor ki bu ülkede yüz yıllardır takiyye yapanlar dindarlar değil, başkaları. Sanırım bu yazıyı neden yazdığımı anlatabildim.'

Ne yalan söyleyeyim ben anlayamadım Baransu.

twitter.com/murataksoy