• 20.02.2013 00:00
  • (2533)

 Önceki gün Sinop'ta gün boyu yaşananlara ne ad vereceğiz? Sonrasında Samsun'da olanlara?

Provokasyon mu?

Yoksa kanı sıcak akan birkaç gencin öncülük ettiği olaylar mı?

Sinop'ta gün boyu yaşananların ikinci bir Sivas'a dönüşmemesi mucize.

Program belli olduğu halde önleyici tedbir almayan, olaylara etkili ve orantılı müdahale etmeyen emniyetin, valiliğin ve siyasi olarak da hükümetin büyük sorumluluğu var. Eğer Sinop'ta istemeyen olaylar olsaydı içinde olduğumuz çözüm süreci onarılmaz biçimde zarar görebilirdi.

Umarız ki, bu olaydan hükümet, emniyet ve bürokrasi gerekli dersi çıkarır. Gidilecek diğer illerde bir sorun olmaz.

Sinop'ta yaşananların sorumluluk yüzünün bir tarafında devlet var. Ama yalnız değil. Sorumluluğun öbür yüzünde BDP/HDK (Halkların Demokratik Kongresi) var.

Sinop'ta yaşananlardan sonra dün Samsun ısrarını da anlamak mümkün değildi. Neyse ki Trabzon'u iptal ettiler.

Önceki yazıda BDP'nin son çözüm sürecinde siyasi aktör olma iddiasının geç kalınmış bir talep olduğunu ifade edip, İmralı'ya gidecek isimler konusundaki tartışma yerine bundan sonraki süreç için siyasi adımlar atmasının siyaseten daha doğru olacağını şu şekilde anlatmaya çalıştım:

'Daha acısı da BDP'nin hala siyasete sahip çıkan adımlar atmamasıdır. Örnek mi?

Mesela bu süreçte aralarında Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürtçü ve Levent Tüzel gibi isimlerin olduğu Halkların Demokratik Kongresi'nden (HDK) bir grup sürece katkı sunmak amacıyla Karadeniz'de bazı illeri ziyaret edecek. Bölgede bu ziyarete tepkiler olduğu kamuoyuna yansıyor.

Elbette BDP'liler Trabzon'a da, İzmir'e de, Yozgat'a da gitmelidir. Ama bunu bir tür 'halkla ilişkiler faaliyeti' olarak değil; siyasi temsil güçleri olan isimlerle BDP temsilcileri olarak yapmalarına siyaset denir.'

O yazının mürekkebi kurumadan Sinop'ta yaşananlar gerçekten üzüntü verici.

Önder, Kürkçü, Tuncel, Tüzel kim?

BDP milletvekilleri.

Karadeniz Bölgesi'ni hangi kurum adına ve hangi amaçla ziyaret ediyorlar?

HDK adına ve çözüm sürecine katkı amacıyla. Ne yazık ki başarılı olmadılar.

HDK ne?

Kürt siyasetinin çoğulculuğunu homojenize etme işlevi üstlenen ara kurumlardan birisi. DTK'nın Türkiye versiyonu.

Niyetin halisliğinden şüphem yok ama isimler ve temsil edilen kurum siyaseten doğru değil. Siyaseten hem zamanlama hem isimler hem de temsil edilen kurum yanlış. Keşke BDP isimler konusu için harcadığı enerjiyi, BDP olarak Türkiye'yi gezmeye ayırsa daha anlamlı olurdu.

AK Parti'nin pek çok alanda yaşadığı 'siyasal yalnızlık', onu Ali Bayramoğlu'nun ifadesiyle çoğulculuktan çoğunluk politikalarına yönelmesine yol açıyor. Bunun toplumsal yansıması ise kaçınılmaz olarak kutuplaşma oluyor. Kürt sorununun AK Parti'nin tek başına çözmesinden muhalefet, süreci MİT'in tek başına götürmesinden emniyet ve askerler, Hakan Fidan'ın öne çıkmasından AK Parti içinde bazı isimler rahatsız.

Görünen o ki, Başbakan'ın ısrarla ve umutla ifade ettiği, herkesten destek beklediği çözüm sürecine karşı olanlar ne yazık ki sadece dış güçler değil. İçerde de son sürece kendilerini dışarda hissedenlerin engeli açık.

Şunu ifade etmek yanlış olmayacaktır 2009'dan itibaren çeşitli veçhelerle gündemde olan Kürt sorunun çözümünde ne yargı ne de emniyet siyasete ve çözüme yeterince katkı sundukları söylenemez. Bu açıdan çözüme engellerinden birisi de 'yeni bürokrasi eliti' denilebilir.

EVET TÜRK SORUNU VAR

Sinop ve Samsun'da yaşananlardan sonra Karadeniz Kürt sorununun çözümüne karşı diyemeyiz. Ama burada yaşananlar Kürt sorununda bugüne kadar ancak asayiş olayı olarak yansıyan daha derin bir sorun alanının aynasını tuttu.

Türkiye'nin Batısı'nda İstanbul, Sakarya, Kocaeli, Bursa, Balıkesir, İzmir, Muğla, Mersin gibi pek çok yerde zaman zaman yaşanan Kürt-Türk gerilimi basit birer asayiş olayı değil. Ciddi bir vatandaşlık, bir arada yaşayamama ve entegrasyon sorununa işaret ediyor. Bir de tabi son günlerde konuştuğumuz 'Türk sorunu'na.

Türk sorunu nedir mi?

Türk sorunu, özünde Türklerle-Kürtlerin eşit olma halinin hazmedemeyenlerin bunu ilan etmeleridir. Bugüne kadar çoğunluk olma ve her açıdan üstün olma halinin sona ermesinin getirdiği travmanın kamusallaştırılmasıdır. Türk sorunu esas olarak Kürtlerle eşit olma duygusunun dayanılmazlığının dışavurumudur.

Bir örneğini 2009'da AK Parti Roman açılımı başlattığı günlerde Romanlara uygulanan şiddette gördük.

O güne kadar toplumda herhangi bir olayın kahramanı olmayan Romanlar birden Türkiye'nin farklı yerlerinde şiddete, tacize maruz kaldılar. Manisa'da Selendi'de 'postmodern sürgün'e maruz kaldılar. O günlerde Romanlara karşı ortaya çıkan bu şiddetin temelinde de o zaman konuşmasak da 'Tük sorunu' vardı.