• 6.03.2013 00:00
  • (2565)

 Çözüm süreci üzerinde mutabık kalınan yol haritasına uygun olarak ilerliyor. Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan 'görüşme notları', kimden sızdığı, hedefinden bağımsız olarak çözüm sürecinin parçası olarak algılandı. Ne kimse sokağa çıktı ne de toplumda karşı bir ses yükseldi. Bu notlara toplumdan gelen tepkileri, referandum sürecinde ortaya çıkan 'Hükümet Öcalan'la görüşüyor'da olduğu gibi tepki değil; örtülü bir destek olarak okuyabiliriz. Evet hükümet/devlet Öcalan'la o zaman da görüştü, bugünde görüşüyor. Çünkü hükümet sorunu çözmek istiyor.

Yayınlanan notlar, görüşmenin tamamı olmasa da, medyada yazılanlarla birlikte okunduğunda anlamlı bir resmin de ortaya çıktığı bir gerçek. Kısaca yayınlanan notlar, bu yönüyle toplumun bilgilendirilmesine de hizmet etmiş oldu. Sızdıranların hedeflediği bir şey olmasa da sürece böyle bir yararı olduğu söylenebilir.

Gazete yayınlanan metinde yer alanlardan rahatsız olan kişi, kurum ve cemaatler olabilir. Ama tüm bunlar çözüm sürecine engel olacak güçte değil.

MUHATAP ÖCALAN

Tüm bu olanlar bize Oslo sürecinden bağımsız olarak bu kez çözüm sürecinin şeffaf yürüdüğünü gösteriyor. AK Parti son süreci -geçmişten farklı olarak- Abdullah Öcalan üzerinden yürütüyor. Merkezde o var. Çözümün muhatabı o. Öcalan'ın muhatap alınması gerek BDP (öncesinde DTP) gerek Kandil'in gerekse Avrupa kanadının talebiydi. Bu cenahtan gelen açıklamalar sürekli olarak; 'PKK'nın silah bırakmasında muhatap Abdullah Öcalan'dır' şeklindeydi. Hükümet de şimdi o noktada. Hükümet hem hedefi PKK'nın silah bırakması olarak açıklıyor hem de bunun gerçekleştirebileceğine inandığı Öcalan'ı muhatap alıyor.

Kısaca çözüm süreci 2009'daki başlayan 'Demokratik Açılım'dan farklı olarak yürüyor. 2009'da ne oldu diye hatırlarsak.

1 Ağustos 2009: Açılımın koordinatörü olan Beşir Atalay Polis Akademisi'nde Kürt sorunu konusunda çalışan 15 yazar, akademisyen, araştırmacıyı davet etiği bir toplantı gerçekleştirdi.

5 Ağustos 2009: Başbakan Erdoğan, DTP Eş Başkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna'yı kabul edip görüştü.

19 Ekim 2009: Öcalan'ın çağrısı ile Kandil ve Mahmur'dan gelen bir grup Habur'dan Türkiye'ye giriş yaptı.

Daha sonraki süreçte hükümet toplumun farklı kesimleriyle görüşmeler yaparak çözüm sürecine destek istedi.

Öcalan'ın 'büyük anlaşmanın eşiğindeyiz' dediği günlerde 14 Temmuz 2011'de PKK'nın Silvan baskını ve DTK'nın 'demokratik özerklik' ilanı hükümetin izlediği 'çok aktörlü çözüm süreci'nin sonu oldu. Bu tarihten sonra hükümet güvenlikçi bir politika izlemeye başladı. Bir süre sonra da bu sürecin parçası olan Oslo görüşme notları medyaya sızdı.

Ancak 2012 sonunda Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan yeni süreç, hükümetin bir yandan terörle mücadelede güvenlikçi politika izlerken, diğer taraftan Öcalan'la görüşmeyi hiç kesmediği ve çözüm arayışına başka bir konsept yani 'tek aktörlü çözüm süreci' ile devam ettiğini gösterdi.

İçinde bulunduğumuz süreç, bu tek aktörlü çözüm süreci. Bu sürecin hedefi PKK'nın sınır dışına çekilmesi ve silahların bırakılması; muhatap da Öcalan.

ÇÖZÜME Mİ AK PARTİ'YE Mİ KARŞILAR?

Peki bu son sürece medyadan, STK'lardan, bölgeden gelen tereddüt ve çekinceleri nereye koyacağız?

İlginçtir bu tereddüt ve çekinceler, ikinci İmralı heyetinin İmralı'ya gidişi öncesi başladı ve arttı. Çözüm sürecinde uzlaşılan yol haritası konusunda çekincelerini, tereddütlerini ifade eden kişi ve kurumların sayısı arttı. Üstelik bunlara sadece sol, liberal kesimlerle de sınırlı değil. Benzer tereddüt ve çekinceler bölgede de var.

Bu çekince ve tereddütlerinden dolayı bu kişi ve kurumların tümünü çözüm karşıtı gibi konumlamak gibi toptancı bir anlayış doğru değil.

Yakın zamana kadar Öcalan'ı çözümün en önemli aktörü kabul edenlerin, bugün süreç hakkında ifade ettikleri tereddüt ve çekinceler çok fazla anlam ifade etmez. Çünkü, gerek Kürt siyasal hareketi içinde gerekse Kürt aydın ve STK içinde Öcalan'a bugüne kadar herhangi bir eleştirel yaklaşım getirmeyenlerin, bugün edecekleri sözün bir hükmü yok.

Peki Türkiye'nin Batı'sında çözüm süreci konusunda tereddüt ve çekincelerini ifade edenleri nasıl okumalıyız?

Bunları ikiye ayırmak gerekiyor. Bir grup, bu sürece ilkesel olarak itiraz edip, sürecin çok aktörlü yürümesini talep ediyor. Çözüme değil, sürece itiraz ediyorlar.

İkinci grubun ki ise patalojik vaka düzeyine varmış olan Erdoğan ve AK Parti karşıtlığından kaynaklanıyor. Bunlar, Erdoğan ve AK Parti'nin başrolde olduğu hiçbir 'çözüm'e tahammül edemiyorlar.

Çözüme karşı değiller ama AK Parti ve Erdoğan'ın çözmesine karşılar.

twitter.com/murataksoy