• 15.03.2013 00:00
  • (2364)

 Çözüm süreci konusunda taraflar azami hassasiyeti koruyorlar. Gerek AK Parti çevresinde gerekse BDP çevresinde azami dikkat göze çarpıyor.

23 Şubat'taki ikinci İmralı ziyareti sonrasında, Öcalan'ın PKK'nın kaçırdığı 8 kamu görevlisini serbest bırakma çağrısı, sonuç verdi. PKK kaçırdığı 8 kişiyi serbest bıraktı.

Bugün gazetede haberin ayrıntılarını okuyacağınız gibi, İmralı daha önce BDP, Kandil ve Avrupa'ya yolladığı mektuplara gelen cevaplardan sonra yol haritasına kendisi ile görüşen güvenlik birimleri ile birlikte son halini verdi. Çözüm sürecinin en önemli aşaması böylece geçildi. Bu yüzden 21 Mart'ın tarihi bir gün olacağı artık daha rahat söylenebilir.

Öcalan'ın son halini verdiği mektup, Avrupa ve Kandil'den gelen bazı çekince ve soru işaretlerine cevaplar veriyor. Bunları da doğal olarak güvenlik bürokrasisi ile yaptı. Ve mektubu adrese teslim edilmek üzere ilgili yerlere verdi.

Mektup kadar önemli olan ise kuşkusuz mektuba yazılan ön sayfadaki çağrı. PKK'ya eylemsizlik ve sınır dışına çekilme çağrısının olduğu bu bölüm, 21 Mart'ta Diyarbakır'da kutlanacak Nevruz töreninde okunacak.

Öcalan'ın çağrısının iki mesajı var. İlki PKK'nın 21 Mart'ta eylemsizlik ilanı, ikincisi de koşullar oluşur oluşmaz silahlı unsurların sınır dışına çekilmesi.

Bunlar çözüm sürecinin adım adım ilerlemesi anlamını taşıyor.

Bir kez daha ifade etmek gerekir ki, çözüm sürecinin özü; 'Demokratik Türkiye'nin Kürt sorununu çözeceği temel varsayımına dayanıyor.

Bu hedef siyasetin demokratikleşme konusunda atacağı adımlara paralel olarak PKK'nın önce eylemsizlik, sonra belli bir takvim içinde Türkiye'deki unsurlarının yurt dışına çıkarılması sonraki süreçte ise PKK'nın silah bırakması ile sağlanacak. Bu süreçte PKK'nın silah bırakması ise; silah bırakanlardan Türkiye'ye dönmek isteyenlerin sosyal hayata katılımı konusunda sorunsuz bir geçiş sağlanmasına bağlı.

Bu sürecin elbette düz, sancısız bir süreç olacağını kimse iddia edemez. Elbette sürecin kendisinden kaynaklanacak sorunlar olabilir ama bunlar göreli olarak aşılması daha kolay sorunlardır. Demokratikleşme sürecinin kendisi böyle bir süreçtir.

Sürecin başarısı için temel varsayım kabul edilen 'demokratik Türkiye' zorunlu olarak 'demokratikleşme sürecini' ima eder. Eğer demokratikleşme bir süreçse, bu sürecin başarısının temeli 'katılımcı ve çoğulcu' olmasıdır.

Katılımcı ve çoğulcu olmanın temel koşulu ise demokrat olmaktan geçiyor. Demokrat olmak her şeyden önce 'bilmiyorum ve birlikte yaşayacaklarımıza sormalıyım'ın zimnen kabulü ile başlar. Bu kabulü başlangıç noktası yapmayan bir adım başarıya ulaşamaz.

Bu sürecin hızlanmasının koşulu çözüm sürecinin hem siyaseten hem de toplumsal olarak sahiplenilmesine bağlıdır. Bu açıdan çözüm sürecinin şu anada iki partinin (AK Parti ve BDP) öncülüğünde ve CHP'nin ise kerhen desteği ile sürmesi önemlidir. Bu yüzden CHP'nin bu süreci 'ama'sız desteklemesi çok önemlidir.

Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin 100 yıllık hatta daha eski bir tarihle hesaplaşması ve yüzleşmesi anlamını taşıyor. Kürt meselesinin çözülmesi Türkiye'nin ergenlikten olgunluğa giden yolda büyük bir adım atması anlamını taşıyor.

JİN'İ İZLEYİN

Hafta başında Reha Erdem'in son filmi Jin'i izleme imkanı bulduk. Jin içinde olduğumuz çözüm sürecinde, savaşın ve savaşın yarattığı toplumsal travmaları çok iyi anlatan bir filim. Erdem'in diğer filmleri ile düşünüldüğünde yakaladığı sinema dili Türkiye'de 'iyi sinema'nın önemli bir yerinde olduğunu gösteriyor.

Filmden çıktığımda aklıma ilk gelen içinde şiddetin olduğu her türlü savaşın bir mağlubunun da doğa olduğu oldu. 30 yıllık şiddet sarmalının sadece insanları değil, doğayı da öldürdüğünü ve doğadaki her canlının (ağaçların, bitkilerin ve hayvanların) çatışmalardan etkilendiği görmek, hiç farkında olmadığım başka bir gerçek oldu.

Bence Jin'i izleyin.

twitter.com/murataksoy