• 20.03.2013 00:00
  • (3014)

 Yarın hiç şüphesiz Türkiye için tarihi bir gün olacak. Diyarbakır'da kutlanacak Nevruz'un Türkiye için 'barışın ilk günü' olması hepimizin temennisi. Öyle de olacak. Bu önemli güne tanıklık etmek için Diyarbakır'da olacak izlenimlerimizi sizlerle paylaşacağız.

Mayıs 2012 sonunda başlayıp, yılsonunda hızlanan çözüm sürecinde en önemli aşama yarın Öcalan'ın yapacağı çağrı olacak. Peki Öcalan kime ve ne çağrısı yapacak?

Öcalan iki ayrı çağrı yapacak. Birini PKK'ya, ikincisini tüm Türkiye kamuoyuna.

PKK'ya yapacağı çağrının içerini biliyoruz. PKK'dan hem eylemsizlik ilan etmesini hem de koşulların oluştuğu en kısa sürede Türkiye'deki PKK'lıların sınır dışına çekilmesini isteyecek. Bu çağrının PKK tarafından cevapsız kalmayacağını o günün akşamında karşılığını bulacağını az çok biliyoruz.

Öcalan ikinci çağrısını tüm Türkiye'ye yapacak. Türkiye'deki siyasilere, barış ve çözüm yanlılarına yapacak. Bu çağrı, PKK'ya yaptığı kadar önemli. Öcalan Türkiye'ye yapacağı çağrıda; hem çözüm sürecinin felsefesini hem de çözümüm asgari koşulu olan toplumsal desteğin ve o desteği temsil eden Meclis'in sürecin parçası olmasının önemine değinip, bunu talep edecek. Öcalan; 'devletle-örgüt arasında süren müzakere olumlu sonuçlandı, şimdi bu müzakereyi toplumun ve onu temsil eden Meclis'in sahiplenmesinde' mesajını verecek. Öcalan'ın çağrısının hedefi çözüm sürecini toplumsallaştırmak. Öcalan'ın özellikle PKK'lıların sınır dışına çekilmesini denetlemek üzere Meclis'in devrede olmasını istemesi, hem çekilmeyi yasallaştırmak hem de barışa atılan adıma toplumu ortak etme arzusudur.

Bu amaçla daha önce farklı taraflar tarafından dile getirilen 'akil adamlar' bir kez daha gündeme gelmiştir. Bu konuda Meclis'te bir çalışma yapılması gündemdedir.

CHP ERGEÇ TERCİH YAPACAK

Peki kamuoyu ve siyasetin tepkisi ne olur?

AK Parti ve BDP hem yönetim hem de taban olarak bu süreci bir biçimde sahiplenmiş durumda. Özellikle AK Parti bu süreçte çok büyük bir siyasal risk almış görünüyor.

Burada en büyük soru işareti muhalefetin tepkisinin ne olacağı.

MHP, bu sürecin başından bu yana kategorik olarak karşı. Bu noktada önem kazanan CHP'nin tavrı.

Geçen hafta ortaya çıktı ki, CHP'ye 'Bu süreci birlikte yürütelim' teklifi sadece AK Parti'den gelmemiş. Benzer teklifi BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da 'Gelin, yolu birlikte temizleyelim' şeklinde yapmış. Ama CHP, Başbakanın teklifine cevap vermediği gibi BDP'nin teklifini de cevapsız bırakmıştır. Oysa gündeme gelen akil adamlar grubu ve Meclis denetimi CHP'nin 6 Haziran'da AK Parti'ye önerdiği 10 maddelik tespitlerin içinde yer almaktadır.

Başından bu yana CHP'nin bu sürecin parçası olmasının önemine değiniyoruz. Hatta bu sürecin CHP içinde önemli bir kırılmaya yol açacağının iddia ediyoruz. Bundan vazgeçmiş değiliz. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan PM toplantısında çıkan ortak karar metnine rağmen; CHP içinde ideolojik farklılık aşılabilmiş değil. Bu farklılaşma ilk kriz anında daha ağır biçimde yeniden nüksedecektir.

TÜRKİYE'YE FORMAT ATILACAK

Son olarak şunları ifade edelim. Çözüm süreci herşeyden önde büyük bir değişimi zorunlu kılıyor. Çözüm süreci Türkiye'nin kendine format atması ve eski bilgileri yenilemesi ezberlerinden kurtulması anlamını taşıyor.

Siyasi partilerden medyaya, akademisyenlerden köşe yazarlarına, STK'lardan kanaat önderlerine kadar herkesin bilgisini yenilemesi, eski ezberlerinden kurtulmasını zorunlu kılıyor.

Çözüm süreci siyasi yelpazede AK Parti ve BDP'yi başbaşa bırakacak görünüyor. Ama bu toplumun eksik temsilidir. O yüzden CHP'nin bu yenilenmesini içinde olması önemlidir.

İkincisi medyada köşe yazarlarından kanaat önderlerine kadar herkes yeni döneme göre kendini yeniden şekillendirmek zorunda kalacaktır.

Kısaca çözüm süreci yepyeni bir Türkiye anlamını taşıyor. Elbette bu, var olan paradigmaların kırılması ve yeni bir paradigma inşası demektir.

Türkiye yeniden kurulurken bu kuruluşun başarı ile tamamlanması ancak demokrasinin derinleşmesiyle mümkündür. Derinleşmeyen demokrasi sorunların yeniden çözümsüz noktaya gelmesine yol açabilir. Çünkü demokratikleşme sadece Kürt sorununun değil, Türkiye'deki pek çok kadim sorunun çözülmesinin aracıdır.

Çözüm sürecinin önümüzdeki dönemde en büyük sınavı bu noktada karşımıza çıkabilir.

HASAN CEMAL IÇIN…

Çok arzu etmeme rağmen kendisiyle bir söyleşi yapamadım. 28 Şubat'ta Ali Bayramoğlu ve Etyen Mahçupyan gibi post-modern darbeye karşı çıkanlara 'ahmak' dediği günleri de biliyorum. Ama bugün karşımızda bambaşka bir Hasan Cemal var. Kürt sorununun bu kadar toplumsallaşmasında onun da aralarında bulunduğu isimlerin büyük payı var. Cemal'in yazmaması çözüme değil ama hedeflenen tam demokrasiye darbedir. Bunu herkes bilmeli. 

twitter.com/murataksoy