• 22.03.2013 00:00
  • (3161)

 Dün Diyarbakır'da pek çok açıdan tarihi bir gün yaşandı. Hükümetin/devletin Öcalan'ı merkez alarak başlattığı çözüm sürecinde önemli bir gün geride kaldı.

Diyarbakır'da Nevruz Meydanı'nda gerçekleşen kutlamalar ile sadece BDP, Kandil ve Avrupa değil Diyarbakır ve çevre illerde gelen yüzbinler de çözüm sürecine desteğini sunmuş oldu.

Çok değil bir sene önce Nevruz kutlaması yasaktı. Dün Öcalan posterleri altında kutlandı. Eylül, Ekim'de dokunulmazlıkların kaldırılması, idam tartışmaları gündemdeyken dün Öcalan, PKK'ya şiddet dönemi bitip demokratik siyaset kanalı açıldığı için Türkiye'deki silahlı unsurların 'sınır dışına çekilmesi' çağrısını yaptı. Bütün bunları düşündüğünüzde gelinen noktanın önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

NİHAT DOĞAN SÜRPRİZİ

Çözüm sürecinde Türkiye son bir kaç ay içinde çok hızlı yol aldı.

Önceki gün alınan yolun ve hızın bir risk olup olmadığını sorduğum Kürt siyasetçi Fırat Anlı 'öyle olmadığını' ifade edip ekledi; 'Tersine olması gerekenler oluyor. Neredeyse 30 yıldır Kürt sorununu konuşuyoruz. Yapılması gerekenleri, çözümün asgari koşullarını biliyoruz. AK Parti'nin sorunu çözme iradesi var. Sürekli kesintiye uğrayan bir çözüm sürecinin içindeyiz. Bu hızı bir endişe olarak dile getirenler, sürecin dışında kalanlar' dedi.

Diyarbakır'da olanları bugün gazetemizde okuyacaksınız. Meydanda olanları aşırı bulup, eleştirebilirsiniz. Ki eleştirilecek eylemler olmadı değil. Mesela son dönemde BDP'li vekillerin hassas oldukları bayrak konusu gibi. Bu tarihi günde BDP daha sağduyulu davranabilirdi. Çünkü dün Diyarbakır'ı tüm Türkiye izledi.

Töreni izlemek üzere Türkiye'den ve Türkiye dışından pek çok konuk vardı. Protokoldeki konuklar içinde en çok dikkatimi çeken, ilginç çıkışları ile dikkat çeken sanatçı Nihat Doğan oldu. Doğan'a gerek protokolde gerekse protokol dışında törene katılanların da ilgisi görülmeye değerdi. Açıkçası bu ilgiye hem şaşırdım hem de sürecin 'pop'laşma tehlikesini sezdim.

ÖCALAN'IN ÇAĞRISI

Nevruz kutlamalarının en önemli yanı şüphesiz Öcalan'ın yazdığı mektubun okunması oldu. Pervin Buldan'ın okuduğu Kürtçe mektup alanda sessiz biçimde dinlenirken; Sırrı Süreyya Önder'in Türkçe okuduğu mektup büyük coşku yarattı. Bu coşku ve mektubun Türkçesi Türkiye'ye ne kadar yansıdı bilmiyorum ama görülmeye değerdi.

Öcalan'ın mektubu üzerine bundan sonra çok yazıp tartışacağız. Kendi durduğu yerden bir tarihsel analiz yapıp, yapılması gerekenleri sıraladı Öcalan. İçinde katılmadığım yerler olsa da genel çerçevesi son yıllarda yazıp tartıştığımız konuları teorik bir çerçeve içinde oturtup, çözüm sürecinin teorisini yaptı.

Öcalan mektubunda özet olarak; Ortadoğu'daki değişim, Türkiye'nin demokratikleşmesi, Kürtlerle birlikte diğer tüm farklı kimliklerin bu coğrafyada yani Anadolu'da birlikte yaşama sürecinin yeniden başlatılması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin çevresinde olanları 1920'deki koşullarıyla açıklayan Öcalan, tek kimliği dayatan ulus anlayışının bittiğini ve 1921 Anayasası'nda kendisini bulan ortaklığa referans vererek yeni sürece atıf yaptı.

Kendisinin ve PKK'nın başlatmış olduğu hareketin, belli bir noktaya geldiğini, Kürt kimliği ve Kürtlerin bilincinin siyaseten oluştuğunu, bu aşamadan sonra kimsenin bunu yok sayamayacağını varsayan Öcalan; bu sürecin devamının demokratik siyasette olduğunu söylüyor. Tabii bunları yaparken yapmış olduğu Misak-ı Milli, Kürt-Türk kardeşliği, bizi bölmeye-ayrıştırmaya çalıştılar inadına birleşeceği-ayrılmayacağız sözleri, Fırat ve Dicle'ye Sakarya ve Meriç nehirlerini kardeş sayması. Bütün bunlar Öcalan'ın Türklere, Batı'daki Tüklerin 'Kürtler bizi bölecek' iddiasına yanıt niteliğinde. Bu açıdan Öcalan'ın konuşmasının en net vurgusu, Türklere yaptığı açılımdır.

Öcalan silahlı mücadele ve şiddet döneminin sona erip, demokratik siyaset kapsının açıldığını ifade ederken; Kürt siyasetinin siyasal mottosunu da açıkladı: 'Fikir, ideoloji ve demokratik siyaset.'

Bu sürecin başlaması ise PKK'nın süresiz eylemsizlik ve yurt dışına çekilme çağrısına vereceği cevap ile başlayacak.

BDP NE YAPACAK?

Öcalan'ın konuşması öncesinde ve sonrasında konuştuğumuz BDP'li siyasilere 'Bundan sonra ne olur?' sorusunu sordum. Konuştuğum siyasiler böyle birgünde konuşmanın zorluğunu ifade etti ve 'off the record' notu düşerek bazı görüşlerini paylaştılar.

BDP'li bir milletvekili 'Bundan sonraki sürecin nasıl devam edeceği artık Türkiye'nin sorunu. Buna sadece AK Parti ve BDP karar vermeyecek. Meclis'teki siyasi partiler başta olmak üzere Türkiye karar verecek. Çünkü barış tüm Türkiye'nin olacak' dedi.

Öcalan'ın konuşmasında da bir süreç ve adımlar yoktu. Genel ilke ve çerçeve vardı. Bu yüzden sürecin adresi bundan sonra Meclis ve toplum olacak.

Kürt siyasiler, 'BDP ne yapacak?' soruma 'BDP'nin hedefi artık Türkiye partisi olma yolunda daha inandırıcı ve kalıcı adımlar olmalı. Barış süreci bize bu imkanı verecek' yanıtını verdiler.

Bakalım Kürt siyaseti Öcalan'ın Türk açılımına karşılık verebilecek mi?

twitter.com/murataksoy