• 29.03.2013 00:00
  • (2668)

 Çözüm süreci ile birlikte en çok merak edilen konu yeni dönemde siyasi yelpazenin nasıl şekilleneceği. Kürt sorununun çözülmesi ve PKK'nın silah bırakmasının, Türkiye'de her alanda yeninden bir hizalanmaya yol açacağı kesin. Bundan kaçınılmaz olarak siyasi yelpaze de etkilenecek.

Yeni döneme ilişkin en çok merak edilen parti kuşkusuz BDP ve onun temsil ettiği Kürt siyasi hareketinin kendine nasıl bir yol çizeceğidir. Bu açıdan BDP çözüm süreci ile birlikte ideolojik olarak da bir tercihin eşiğindedir. Öcalan'ın ifade ettiği yeni dönemin temel referansı 'ideoloji, fikir ve demokratik siyaset' ise BDP burada 'ideoloji' ve 'fikir' konusunda bir tercih yapmak durumunda kalacaktır.

Bu tercih ya şimdiye kadar olduğu gibi kimlik siyaseti temelinde yola devam etmek ya da Türkiyelileşerek kitle partisine dönüşmektir.

Çözüm sürecinde konuştuğumuz pek çok BDP yöneticisinden alınan sinyallere bakılırsa, tercihin ikinciden yana olacağını gösteriyor. Eğer bu olacaksa yeni dönemin BDP açısından hedefin daha fazla sol olacağı ve partinin daha sosyal demokratik bir partiye doğru evrileceği bir dönem olacağı anlaşılıyor.

Bu durumda BDP'nin yeni dönemdeki siyasi yelpazede yerini belirlemede en çok etkileyeceği parti CHP olacaktır. Birkaç nedenden dolayı.

İlki, Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin geçmişte ideolojik solun içinde tartışılması. İkincisi, Kürt siyasi hareketinin CHP içinden doğmasıdır. Bu iki nedenden dolayı CHP ile BDP arasında ideolojik olarak doğal bir akrabalık söz konusudur. -Ki pek çok BDP yöneticisi partiyi siyasal olarak sosyal demokrat olarak tanımlamaktan çekinmiyor.-

BDP'nin yeni dönemdeki konumunun CHP ile bağlantılı olmasının önemli bir nedeni de; CHP'nin çözüm süreci ve yeni anayasa konusundaki siyasal duruşudur.

CHP'nin Kemal Kılıçdaroğlu ile yakaladığı 'Yeni CHP' hedefi, AK Parti'nin çözüm sürecini hızlandırmasıyla açığa düştü. Bunun temel nedeni, Yeni CHP söyleminin parti içinde tam olarak kabul görmemesi, partinin kendini ideolojik olarak yenileyememesidir. Kılıçdaroğlu'nun genel başkan seçildikten sonra ilk siyasal sınavı olan referanduma 'hayır' tercihi yapması, partinin 12 Haziran 2011'de yapılan seçimlerde listenin siyasal değil pragmatizm temelinde şekillenmesine yol açtı. Ulusalcılardan Ergenekonculara, merkez sağdan sosyal demokratlara kadar geniş yelpazede oluşan milletvekili listesi ideolojik bir ortaklığa ve temele dayanmadığı için siyasi yani ideolojik tercih gerektiren her durumda ne yazık ki açığa düştü.

Daha önemlisi Kemal Kılıçdaroğlu 27-28 Mayıs 2010'de Genel Başkan seçildikten sonra yapılan her kurultayda siyaseten güçlenerek çıkmasına rağmen, ne 'yeni' söylemini partiye sahiplendirebildi ne de parti yönetimini bu 'yeni'yi temsil eden insanlardan oluşturabildi. Her fırsatta öncelenen 'denge' oldu.

Bu denge çözüm süreci ve yeni anayasa konusunda çalışmadı. Bunun nedeni ise her iki konunun siyasal ve ideolojik bir tercihi zorunlu kılması. Kılıçdaroğlu söylem düzeyinde bu dengeyi sürdürmeye gayret etse de; parti içindeki çıkışlar bu dengenin ulusalcılar lehine bozulduğunu gösteriyor. Grup Başkan Vekili Muharrem İnce'nin çözüm süreci üzerine değerlendirmeleri, son olarak eski Genel Başkan Deniz Baykal'ın anayasada 'Türk' kimliği üzerine çıkışı bunun göstergesi.

CHP'de dengenin ulusalcılar lehine kalıcı olarak bozulması yukarıda açtığım BDP'nin siyasal geleceğini belirleyecek en önemli değişimdir. Bu değişim BDP'ye ciddi bir siyasal alan açıyor. Bu alan, BDP'nin hem ideolojik olarak hem de geçmişteki seçimlerde kurduğu ideolojik ve siyasal ortaklıklar açısından yabancısı değil.

BDP'nin bu dönüşümü yapacağı en büyük coğrafi alan ise Batı'daki büyük şehirler. Buralarda özgürlükçü soldaki ideolojik olarak güçlü ama siyasal taban olarak zayıf partilerle (YSGP, DSİP, SODEP), STK'lar ve kanaat önderleriyle kuracağı siyasal işbirliği ve genişleme stratejisi Batı'da CHP'nin boşalttığı alanları doldurabilir. BDP sola açılıp, Türkiyelileştikçe Türkiye'nin ana muhalefeti olma şansını yakalayabilir.

Burada kritik soru, 'BDP bunun yapabilir mi?' Bence mümkün. BDP'nin bu süreçte en büyük şansı çözüm süreci ile birlikte partinin büyük ölçüde kabuk değiştirme potansiyelidir. Süreçle birlikte Avrupa'da ve Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtlerin Türkiye'ye dönüp BDP'de siyasete girmeleri partiyi insan malzemesi açısından da zenginleştirecektir.

Böyle bir BDP önce yerel yönetimlerde sonra genel seçimlerde başarı elde edebilir.

Tabi bu senaryo, CHP'nin ulusalcılığa savrulması durumu içindir.

Peki CHP ve Kılıçdaroğlu, bizi şaşırtıp yeniye sosyal demokrasiye evrilirse ne olur?

O zaman da CHP ile BDP'nin siyasal ve ideolojik koalisyonu çok uzak olmaz.

twitter.com/murataksoy