• 19.04.2013 00:00
  • (2686)

 Önceki sabah Türkiye Barış Meclisi'nin çözüm sürecindeki yasal alt yapı eksikliklerine dikkat çeken bir toplantısına katıldım. Toplantının yazımızı açısından önemli noktası; bu sürecin toplumsal meşruiyeti ve başarısı için CHP'nin sürece desteğinin önemi. Hatta Hakan Tahmaz; 'Süreç başarısız olursa sorumlularından birisi de, yapmadıklarından dolayı CHP olur' dedi.

Bana 'sürekli CHP yazma' diyen arkadaşımı konuşmacılardan Cengiz Aktar da destekleyince 'tamam' dedim, 'yazmayacağım'. Ama olmadı.

CHP'de MYK toplantısı sonrasında Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç istifa edince CHP yazmak farz oldu.

Onanç istifasının ilk işaretini Pazartesi sabahı aldım. Hazırladığımız haberi 'bekletelim' ricasında bulununca sorun olduğunu anladım. Sorun, Onanç'ın söylediklerinden mi, öne çıkmasından mı yoksa her ikisi birden mi, bilmiyoruz.

Onanç'ı istifaya götüren süreç Konda'nın abonelerine özel hazırladığı araştırmadan bazı sonuçları kamuoyuna açıklaması ile başladı. Konda Barometresi araştırmasında parti tabanlarının (AK Parti, CHP, MHP) çözüm sürecine ilişkin sorularda vardı. Bu araştırmada sürece ilişkin olarak 'CHP ne yapsın' sorusuna; yüzde 40 desteklesin, yüzde 10 daha aktif olsun tespiti vardı. Daha önemlisi bu oranlar önceki aylara göre artmış bir orandı.

Onanç bu araştırmayı geçen hafta bir gazeteye açıkladı. Ardından bir grup partili ile gerçekleştirdikleri Malatya, Muş ve Urfa gezilerinde tabanın talebinin bu yönde olduğu Cumartesi ve Pazar günü gazetelerde yer aldı.

Bu açıklamalar parti içinde ulusalcı isimleri rahatsız etmiş olacak ki Pazar günü kendisi aranarak ikaz edilmiş ve susması istenmiş.

MYK toplantısında konu gündeme geldiğinde Onanç, ilgili araştırmayı ve sonuçları üyelerle paylaşmış ve CHP'nin bu süreçte aktif olması gerektiğini anlatmış. MYK'dan yeterli desteği görmeyince 'Bu fikir ayrılığından dolayı CHP'de yönetici olarak kalmamın doğru olmayacağını görüyorum.' diyerek istifa etti.

Bazıları Onanç'ın açıklamalarını anlamsız bulup şu soruyu soruyor; 'CHP tabanının yüzde 65 barış istiyor, yüzde 35'i savaş mı istiyor?'

Onanç'a bu soruyu soranlar bizi saf sanıyorlar. İnsan sormaz mı; 'Sürece kategorik olarak karşı olan MHP tabanının yüzde 100'ü savaşı mı destekliyor?' Tabi ki hayır.

Bizatihi Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu barışı savunuyor. Bireysel olarak barışa inanmak başka kurumsal olarak bunun siyasetini savunmak başka bir şeydir. CHP seçmenlerinin yüzde 100'ün barışı desteklediğine kuşku yok. Burada sorun, tabanın değil partinin süreç karşısındaki kurumsal tutumudur.

TESPİTLER VE YANILGILAR

Onanç'ın istifasından sonra neler olur?

Bu köşeyi okuyanlar CHP konusunda iki tespitimi hatırlayacaklardır.

Tespit 1: Geçen yıl Ekim ayında yazdığım bir yazıda CHP'de Mart-Nisan gibi MYK'da yenilikçiler lehine bir değişiklik olabileceğini yazmıştım.

Durum 1: Gelişmeler beni –şimdilik- yanılttı ve ibre ulusalcılara döndü. Kılıçdaroğlu'da tavrını örtük biçimde ulusalcılardan yana kullanması beklediğim değişikliği erteledi.

Tespit 2: Çözümün hızla gelişmesi ve ilerlemesi CHP'de ulusalcı-yenilikçi ayrışmasını derinleştirebilir.

Durum 2: Onanç'ın istifası bu ayrışmanın bir tezahürüdür. İstifa bireysel olsa bile anlamı büyüktür. Bundan sonra ayrışma daha da derinleşecek ve mücadele parti içinde devam edecektir. Bizatihi Gülseren Onanç başta olmak üzere Sezgin Tanrıkulu, Ercan Karakaş, Burhan Şenatalar, Nihat Matkap gibi isimler partiyi sola çekmek için mücadeleye devam edecekler. Onanç'ın; 'CHP Parti Meclisi üyeliği görevine, aynı azim ve inançla devam edeceğim. Türkiye'ye barışın ve demokrasinin gelmesi, CHP'nin çağdaş ve sosyal

demokrat bir parti olması için çabalarımı sürdüreceğim.' sözleri bunun işareti.

Yenilikçi Onanç'ın istifa ettiği günü takip eden günde; başka bir yenilikçi isim Sezgin Tanrıkulu'nun üzerine 'CİA Ajanı' diye yürüyen Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın disipline sevk edilmesi çok paradoksal görülebilir. Ama Kılıçdaroğlu'nun tarzı sanırım bu.

Kılıçdaroğlu yenilikçilerle-ulusalcıların dengesinden kendi iktidar alanını konsolide ediyor görünüyor. Bu ne kadar sürdürülebilir soru budur.

Şunu belirterek yazıya son verelim. Eğer CHP'de hala 'yeni'den söz edilebilecekse bu açılımı başarabilecek tek kişi bizatihi Kılıçdaroğlu'nun kendisidir. Uzun süredir çıkış yapmayı planlayan yenilikçilerin, Kılıçdaroğlu'nu zorda bırakmamak için bu ertelemeleri sonuçta en büyük zararı yenilikçilerin kendisine verdi.

Bakalım yenilikçiler bu çıkışı 4 Mayıs'ta yapılacak PM'ye kadar yapabilecekler mi?

Tabi kritik bir soru da o tarihe kadar Onanç'ın yerine bir atama yapılıp, yapılmayacağında. Eğer olmazsa 4 Mayıs'ta ertelenen MYK değişikliği olabilir.

twitter.com/murataksoy