• 10.05.2013 00:00
  • (2215)

 Çözüm sürecinde üçüncü kritik tarih 8 Mayıs da geride kaldı. 8 Mayıs'ta başlayan sınır dışına çekilme Öcalan'ın isteği üzerine beklenenden daha kısa (30-40 gün) sürede tamamlanacak.

Asıl soru, bunan sonra ne olacağı. Bu sorunun cevabı yeni anayasa sürecine bağlı. Eğer Meclis başarabilirse yeni anayasa, gerçekleşmezse zorunlu bir mini anayasa paketi, bu sorunun cevabını verecek. İster yeni anayasa ister mini anayasa paketi, üzerinde uzlaşılan çözüm süreci çerçevesinden dolayı kaçınılmaz olarak Kürt sorununa kaynaklık eden sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler (vatandaşlık, ana dil, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi) gibi konuları içermek zorunda.

Sonraki dönemin sorusu olsa da biz cevap arayalım; 'Silaha, silahlı mücadeleye veda edenler nerede ve nasıl siyaset yapacak?' ve dahası 'Bu ne zaman gerçekleşecek?'. İlk sorunun cevabı konusunda iki seçenek var. Bunlara BDP ya da Halkların Demokratik Kongresi (HDK). İkinci sorunun cevabı anayasa ve/ya yasa değişikliklerine bağlı. Şimdi iki siyasi seçeneği tartışalım.

BDP, HEP geleneği ile başlayan Kürtlerin siyasal serüveninin şimdilik son durağı. Bugün BDP, hem bölge hem de kimlik siyaseti yapan bir partidir. BDP'nin bir üçüncü özelliğini de geçtiğimiz hafta söyleşi yaptığımız Prof. Dr. Rüstem Erkan'ın ifade etti. BDP bölge dışında özellikle Batı'da, tabanı ve ittifakları ile göreli olarak daha sol bir partidir. Bu durumda karşımızda iki BDP vardır. Bu iki BDP'nin hem teorik hem de siyasal düzlemede uyuşması mümkün değildir.

BDP mevcut koşullarda bölge ve kimlik partisi olarak varlığını devam ettireceği görülüyor. Bu açıdan özellikle PKK'nın dağ kadrosundan ve Kuzey Irak'tan geleceklerin siyasi adresi BDP olacaktır. Bu BDP, sınır ve imkanları ile siyasete katkı sunabilecek bir seçenek değildir.

Bu açmazın farkında olanların arayışı olan HDK bu aşamada devreye girmektedir. HDK, Öcalan'ın direktifi ile 200-2007'de başlayan Çatı Partisi girişiminin 2012'de kurumsallaşmasıdır. Bunda 12 Haziran 2011 seçimlerinde BDP ile birlikte hareket eden DSİP, EDP, EMEP gibi parti ve STK'ların oluştuğu 'Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun payı büyüktür. Ancak mevcut koşullarda HDK'nın Türkiyelileşme olasılığı zayıftır. Çünkü Demokratik Toplum Kongresi (DTK) bölgede Kürt siyasetindeki heterojenliği nasıl homojenleştirip BDP/PKK çizgisine çektiyse aynı işlevi HDK, Türkiye çapında blok içindeki heterojenliği homojenleştirip BDP/PKK çizgisine çekti. Bu yönüyle HDK, toplumsal şemsiyesi biraz daha geniş bir Kürt siyasi hareketidir, Türkiye partisi değil. Çözüm süreci ile birlikte özellikle Avrupa'dan geleceklerin siyasal adresi HDK olacaktır. HDK'nın Türkiyelileşmesinin bir teknik ikincisi zihinsel iki şartı vardır. İlki yeni bir ad, ikincisi daha temel bir zihni yenilenme ve özgürleşme. BDP'nin baskın değil, eş düzeyli kurucu olduğu bir yeni siyasallaşma.

Yazının başlığına dönersek; konuşmadığımız bir başka seçenek daha söz konusudur. Silahlara veda edip Türkiye'ye dönenler ve bölgede BDP'ye yakın olan bazı toplumsal kesimlerin siyasete AK Parti'de devam etmesi. Çok mu ütopik?

Unutmayalım ki bu seçenekten bahsederken; silaha vedayı sağlayan, onları Türkiye'ye getiren imkanı yaratan, Kürt sorununun çözme yolunda adımlar atan ve terörü hak arama aracından çıkaran, Türkiye'yi normalleştiren bir partiden bahsediyoruz. Unutmayalım PKK'lılar Türkiye'yi Türkiye'dekilerden daha iyi takip ediyor.

twitter.com/murataksoy