• 22.05.2013 00:00
  • (2036)

 Önceki hafta gazetelerin yayın yönetmenleri ve yazarları ile buluşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorunu ve çözüm süreci konusunda partisinin pozisyonunu anlatıp; demokrasi önerilerini ve yasal değişiklik taleplerini sıraladıktan sonra şu mealde bir soru sormuştu; 'Bu kadar demokratik önerilere rağmen medya bizi neden statükocu olarak görüyor?'

Kılıçdaroğlu'nun bu sorusunun cevabı, partisinin yaptığı önerilerde değil, bu önerilerin meşruiyetini aldığı devletçi zihniyette. CHP'nin siyasal meşruiyetini aldığı zihniyet devletçi ve statükocu olduğu için; demokratik, özgürlükçü öneriler kimse tarafından ikna edici bulunmadığı gibi sahiplenilmemektedir de.

O toplantıya katılan kimi yazarlar benzer görüşleri ertesi gün köşelerinde ifade ettiler. CHP'nin muhafazakâr medya dışında çıkan bu yazıları ilgililer içinde CHP ve Kılıçdaroğlu geçtiği için sadece göz gezdirilerek okuduklarını düşünüyorum.

CHP siyasal meşruiyetini devletten aldıkça ne Türkiye'de ne de evrensel sol/sosyal demokrat değerlerin anlamlı olduğu coğrafyada şansı olmayacaktır.

Bunun somut örneğini geçtiğimiz hafta Kılıçdaroğlu'nun Brüksel ziyaretinde yaşadık. CHP lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye'de ifade ettiğinden siyasal bir polemik malzemesi olan 'Erdoğan-Esed arasında fark yok, sadece ton farkı var' kıyaslamasını Brüksel'de AP Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda ile gerçekleştirdiği toplantıda tekrarlayınca, diplomatik kriz çıktı ve ikili arasında planlanan baş başa görüşme iptal edildi.

Her şeyden önce Kılıçdaroğlu'nın bu kıyaslaması Başbakan Erdoğan'a haksızlıktır. İkincisi bu haksızlığı Brüksel gibi siyasi ve kültürel değerlerin birer norm olduğu yerde yapması şık olmadığı gibi siyaseten de doğru değildir.

İptal edilen görüşmenin ardından CHP'lilerin özellikle sosyal medyada Swoboda hakkında yazdıkları gerçekten ironiktir. Neymiş; 'Swoboda 'yetmez ama evet'çiymiş'; 'AK Parti'nin 64. Akil İnsanıymış', 'karısı hakkında dosya hazırlanıyormuş'…

Bu şartlarda CHP, AK Parti'nin siyasi rakibi olabilir mi?

Çok açık; 'hayır'.

CHP siyasal meşruiyetini AK Parti gibi toplumdan almadıkça rekabet etme şansı yoktur.

Bu gerçeği sadece biz değil, bizatihi 2010 yılında Deniz Baykal'ı siyaseten devre dışı bırakanlar da görüyorlar ki, arayışlara başlamış görünüyorlar. İstanbul'da gerçekleşen toplantıların kokusu yakında çıkmaya başlar.

Bu arayışların hızlanmasının nedeni, 'Yeni CHP' iddiasıyla başlayan Kılıçdaroğlu döneminin ne yazık ki 2010'dan daha geriye düşmesidir.

Kılıçdaroğlu CHP'sinin 2010'un CHP'sinin gerisine düşme nedeni Türkiye'de tarihin hızlanması ve partinin buna ayak uyduramamasıdır. Türkiye'de tarihi hızlandıran çözüm sürecinin ivme kazanmasıdır. Çözüm sürecinin hızlanması Yeni CHP'yi açığa düşürmüş ve CHP içinde ibre 'yenilikçi' kanattan 'ulusalcılar'a dönmüştür.

CHP'de ulusalcıların güçlenmesi partiyi daha fazla devletin kucağına itmiş ve 'yeni' iddiası anlamını yitirmiştir.

CHP, 2014'deki referandum ve seçimlerinde pozisyonu, demokratikleşme, yeni anayasa, çözüm sürecinin desteklenmesi değil, bunların karşıtı olacaktır.

2014'de gündeme gelen 3 sandık seçeneğinde AK Parti karşısında CHP, siyasal bir alternatifle değil, siyasal karşıtlıkla duracaktır. Bu durumda CHP AK parti'ye değil ancak MHP'ye rakip olabilir ya da MHP ile işbirliği yapabilir.

CHP ve Kılıçdaroğlu'nu bu durumdan kurtaracak olan ise AK Parti ve Erdoğan'dır. Başbakan Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu'na, AK Parti'nin CHP'ye başta yeni anayasa ve çözüm süreci konusunda atacağı bir adım, CHP için büyük bir hayat öpücüğü olur.

Ama böyle bir adıma CHP'den çok Türkiye'nin ihtiyacı var. Çünkü siyaseten AK Parti, BDP'yle başbaşa kaldığı ölçüde siyasi kutuplaşma havası yayılacaktır. Türkiye için tehlikeli olan budur.twitter.com/murataksoy