• 24.05.2013 00:00
  • (1666)

 Deniz Baykal'ın kaset skandalı nedeniyle istifa etmek zorunda kalması ile birlikte CHP'de Kılıçdaroğlu dönemi başladı.

Kılıçdaroğlu Genel Başkanlık'ta 3. yılını geride bıraktı. Geride kalan 3 yılın karnesi ne yazık ki zayıf.

21-22 Mayıs 2010'da gerçekleşen kurultayda genel başkan olan Kılıçdaroğlu, o koşullarda üzerinde uzlaşılabilecek en uygun isimdi. Yolsuzluk belgeleri, İstanbul adaylığı sürecindeki performansı onu genel başkanlık için en uygun aday yaptı.

Kılıçdaroğlu, ilk sınavını 12 Eylül 2010'da anayasa referandumunda verdi. 'Hayır' diyerek, Baykal CHP'sinden farkının olmadığını gösterdi. Daha sonra Deniz Baykal'ın sağ kolu Önder Sav, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın uyarısı ile gelen olağanüstü kurultayda tasfiye edildi. 12 Haziran 2011 seçimlerinin milletvekili listesi büyük ölçüde Baykal ve Sav'ı tasfiye eden güçler tarafından partiye empoze edildi. Milletvekili listesi, i) Kılıçdaroğlu ile siyasete giren yenilikçiler, ii) Baykal CHP'sine yakın ulusalcılar, iii) Ergenekon ve merkez sağın artıkları yanında iv) yerel güçleriyle listelere girenlerden oluştu.

Kılıçdaroğlu'nun liderliğini pekiştirdiği tarih 24-25 Şubat 2012'te yapılan olağanüstü kurultayları oldu. Bu güç 17-18 Temmuz 2012'te gerçekleşen kurultay zirve noktasına ulaştı ve 'yeni' söylemi için milat oldu.

Bu 3 yıl içinde gerçekleşen tüm kurultaylarda Kılıçdaroğlu'nun en temel özelliği partinin karar ve yürütme organları olan PM ve MYK listesini 'denge' üzerine kurması oldu. Kılıçdaroğlu ve az sayıdaki yakın çalışma arkadaşı temel politikaları belirlerken; bu kurullar bir tür onay ve icra makamı oldular.

Bu dengenin bozulmaya başladığı gün 17 Eylül 2012'de yapılan MYK toplantısıdır. Parti sözcüsü Haluk Koç'un Oslo belgeleri dediği belgeleri kamuoyuna açıklaması CHP'de ibrenin yenilikçilerden ulusalcılara kaymasının miladı oldu.

Oysa Kılıçdaroğlu 3 Haziran 2012'de Kürt sorunun çözümü için bir açılım başlatmış ve Başbakan Erdoğan ile görüşmüştü. 17-18 Temmuz kurultayında MYK üyesi olan Sezgin Tanrıkulu, Gülseren Onanç, Gürsel Tekin gibi isimler 2012 Ağustos sonu ve Eylül başında bugün akil insanlar içinde yer alana bazı isimlerle Kürt sorunu konulu iki toplantı yapmıştı.

Bu toplantıların hesabı 10 Eylül 2012'de yapılan MYK toplantısında Haluk Koç ve Adnan Keskin tarafından Kılıçdaroğlu'na sorulmuş 'bilgim var' cevabına karşılık 'neden haberimiz yok?' denmiştir. Bir hafta sonra ise Haluk Koç, -kendi ifadesi ile Kılıçdaroğlu'nun bilgisi dahilinde- Oslo belgeleri dediği notları açıklamıştır.

CHP'de ibrenin ulusalcılara kaymaya başladığı günlerde AK Parti çözüm sürecinde ilk adımları atıyordu. 30 Eylül 2012'de AK Parti kongresinden ilan edilen 63 maddelik yapılacaklar listesi Haziran başında açılım yapan Kılıçdaroğlu ve CHP'yi siyaseten açığa düşürdü.

Çözüm sürecinin hızlanması CHP'nin kaçınılmaz olarak AK Parti'nin karşısına konumlanmasına yol açtı. Kılıçdaroğlu için bu noktada esas tehlike AK Parti'ye alternatif bir muhalefet değil, karşıtlık üzerinden siyaset üretmesi ve bunu toplumsallaştırmasıdır.

CHP'de bugün yaşanan gerilim esas olarak yenilikçiler ve ulusalcılara arasında görülse de; ibrenin yenilikçilerden ulusalcılara kırılmasında en büyük etken yukarıda sıraladığım 3'üncü grupta yer alan Ergenekon ve merkez sağ artıklarının Kılıçdaroğlu'nun etrafını kuşatmasının büyük payı var. Bugün Kılıçdaroğlu'na en yakın isimlerin siyasal kimlikleri CHP'de son dönemde yaşanan dönüşümün ipuçlarını vermektedir.

Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç'ın 'MYK'da kalmamanın siyasetin bir anlamı yok' sözleri ile istifa etmesi CHP'de iktidar hedefli 'büyük siyaset' yerine, yerel seçimlerde bireysel başarılara odaklanan 'küçük siyasete' geçiştir.

Bunun en büyük örneği 'Barış için demokrasi, barış için 111 imza!' kampanyasına imza atan CHP'nin farklı kademelerinden 20'ye yakın isme parti içindeki ulusalcıların çıkışıdır. CHP'de yaşanan süreç ve ulusalcı çıkışlar Kılıçdaroğlu'nun liderliğinde açılan büyük gediği ifade etmektedir. Kılıçdaroğlu'nun bu gediği kapatması ancak bireysel ama sert değişimle mümkündür.

Kemal Kılıçdaroğlu bugün İstanbul Swiss Otel'de 'Barış için Demokrasi' imzacılarının organize ettiği bir çalıştaya katılacak. Bunun bir değişim olup olmayacağını göreceğiz.

3 yıllık karne zayıf olsa da umutlar tümüyle tükenmiş değil. En azından ben hala umutluyum.

twitter.com/murataksoy