• 14.06.2013 00:00
  • (2041)

 Önceki gün Başbakan Erdoğan ile Gezi Parkı protestocuları arasındaki görüşmeden çıkan kararlardan birisi referandum/plebisit seçeneği olarak yansıdı.

Gezi Parkı'nın geleceği referandum/plebisit ile belirlenebilir mi?

Bu soruya sürmekte olan hukuki süreci bir kenarda tutarak cevap arayalım.

Eğer bu soruyu 28 Mayıs'ta sorsaydık cevabı 'evet' olarak verilebilirdik. Ama şimdi verebileceğim cevap 'hayır'dır. Bu cevap referandum/plebisitin 'demokratik' alternatiflerden biri olmamasından dolayı değil, 29 Mayıs'tan itibaren yaşananlar ve oluşan toplumsal kutuplaşmadan dolayıdır. Çünkü Gezi Parkı'nın geleceği için bu aşamada yapılacak olan referandum/plebisit, yerel demokrasinin gereği olan bir yerel yönetim modeli uygulaması değil, var olan siyasal gerilimin bir yansıması olacaktır.

Halka sorulacak soru ne olursa olsun, çıkacak sonuç ne olursa olsun bu aşamada yapılacak oylama Gezi Parkı'nı siyasal kutuplaşmanın simgesi haline getirir.

Bulunduğumuz noktada yapılması gereken, mevcut projenin ertelenerek -ki hukuki süreç devam ediyor- onun yerine ölçeğe bağlı yani Gezi Parkı'nda yapılacak projeden doğrudan etkilenecek olanların katılımı ile bir proje üzerine uzlaşmaktır. Gezi, Yeni Türkiye'nin kutuplaşmasına değil birlikte yaşamanın sembolü olmalıdır.

Gezi Parkı ile kamuoyu yaratma ve duyarlılık hedefine ulaşmıştır. Gerek çevre duyarlılığı gerekse hayat/yaşam tarzı hassasiyeti ile meydanlara çıkanların artık eylemlere son vermeleri gerekiyor. Eylemler, gerek ulusal gerekse uluslararası alanda bir meşruiyet üretilmiş ve duyarlılık sağlanmıştır. Geçtiğimiz haftadan itibaren meydanda geçirilen her gün, bu haklı eylemlerin provoke edilmesi için fırsat ve imkan sunmaktadır.

TÜRKİYE'NİN MUHALEFET SORUNU

Gezi Parkı üzerinde yaşanan bir tartışma bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye'nin öncelikli sorunu iktidar değil; muhalefettir. Bu tespiti ne zaman yapsam temel itiraz; 'suçlu gene CHP oldu' şeklinde. Keşke o kadar basit olsa.

Hemen şu notu düşerek nedenini açıklamaya çalışayım. Bu tespit, AK Parti'nin ve Başbakan'ın bu krizdeki siyasal tercihlerinin sorunsuz olduğu anlamına gelmiyor. Tersine Gezi krizinde Başbakan Erdoğan geri adım atsa dahi bu Türkiye'nin kamusal alanda sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Benim muhalefet sorunu derken esas dersim, sistemin denge/denetim eksikliğine dikkat çekmek açısından muhalefet sorununa dikkat çekmek.

Dünyanın neresinde ve hangi siyasal sistem olursa olsun 'devlet' özünde otoriter zihniyete sahiptir. Devleti idare eden bürokrasi, kurumsal kültür açısından bu zihniyete sahip olduğu için hükümet olan parti/leri siyasal kimliğinden ve siyasal pozisyonundan bağımsız olarak kendine benzetirler.

Yani en demokrat parti bile bir süre sonra kaçınılmaz olarak devlete benzer ve zamanla otoriter eğilimler ortaya çıkar. Bugün AK Parti'nin karşı karşıya olduğu sorun budur. Oysa AK Parti'nin Türkiye'yi dönüştürme gücü buna direnmesine bağlıdır.

Bu akıl, toplumun farklı olanlarının devlet eliyle ötekileştirildiği ve kamusal hayatın homojenleştirilmesine çalışmaktadır. AK Parti'nin Gezi protestolarından alması gereken en önemli ders bu olmalıdır. Bu süreçte önemli bir sınavı da demokrat muhafazakârlar verecek. Onların laiklerin hak ve özgürlüklerine sahip çıkması Türkiye'nin normalleşmesi açısından çok çok önemli hale gelmektedir.

Otoriter devlet aklının, AK Parti'ye nüfuz etmeye başlaması bir durum değil; sonuçtur. Bunun temel nedeni de siyaseten hükümeti dengeleyecek ya da karşıtlık üzerinden değil siyaset üzerinden muhalefet edebilecek kitle parti/leri/nin olmamasıdır. AK Parti'nin yelpazenin bir tarafında siyaseten yalnız kalması onu devletin dönüştürücü gücüne esir olmasına yol açmaktadır.

İKİNCİ TEK PARTİ RİSKİ

Bu açıdan Türkiye'nin temel sorunu iktidar değil, devletinin kendisine benzettiği iktidarı denetleyecek ve ona alternatif olacak siyasettir. Eğer bu siyasal muhalefet çıkmazsa Türkiye laikçiliğin 1. Cumhuriyet'i yerine otoriter eğilimler gösteren muhafazakâr bir 2. Cumhuriyet dönemi yaşama riski söz konusu olabilir.

Bunun en açık örneğini Gezi Parkı protestolarında gördük. Gezi Parkı için çevresel duyarlılık gösterenlere hayat/yaşam tarzlarına yönelik endişe, kaygı ve korku duyanların eklemlenmesi buna işaret etmektedir. Legal-illegal siyasi grupların, ideolojik AK Parti/Erdoğan karşıtları dışında kalanların çoğunluğu AK Parti'nin siyaseten rakibi olabilecek muhalefetin doğal tabanını oluşturuyorlar.

Kimlik olarak laik, siyasal değer olarak özgürlükçülük bir anlamda AK Parti seçmeninin simetrisini temsil etmektedir.

Bugün Türkiye'de siyaseten bir muhalefet ihtiyacı açıktır. Var olan siyasal partilerden bu dönüşümü yakalayabilecek, bu yeni taleplere söylemini ve yapısını dönüştürebilecek olan parti olup olmayacağını göreceğiz.

Bunun ilk sonuçlarını 2014'de yapılacak yerel yönetim seçimlerinde göreceğiz.

twitter.com/murataksoy