• 31.07.2013 00:00
  • (2493)

 '… Üç dönem üst üste oylarını arttırarak seçim kazanan AK Parti'nin -iktidar yorgunluğuna rağmen- dördüncü dönem hükümet olma olasılığı çok uzak değil.

Bu durumu nasıl açıklayacağız?

Nasıl oluyor da iktidar partisi iktidar yorgunluğuna rağmen bunu başarabiliyor?

AK Parti'nin bunu başarmasının ana sebebi, Türkiye'de ilk defa toplumu referans alan siyasetin kurumsallaşmasıdır. Bu süreçte AK Parti'ye yönelik bütün açık ve örtük darbe planları esas hedefi iktidar olsa da siyasetin kendisidir, toplumdur.

2002'de başlayan iktidar dönemi Türkiye açısından sadece siyasetin keşfedilmesi değil aynı zamanda 2009'dan itibaren de 'Yeni Türkiye'nin adım adım kurulmaya başladığı dönemdir. 12 Eylül 2010'da yapılan Anayasa değişikliği referandumu büyük önem taşıyor. …

Son dönemde AK Parti ekseninde sıkça dile getirilen 'otoriterleşme' eğilimleri ya da 'güvenlik' eksenli siyasal okuma parti açısından da Türkiye açısından da sıkıntılıdır. Özellikle hukuk alanında ortaya çıkan ve neredeyse keyfiliğe varan kararlar gerçekten sorundur. Faili meçhullerle ilgili onca delile rağmen zanlılar şartsız serbest bırakılırken; boynundaki puşi yüzünden üniversite öğrencisi Cihan Kırmızıgül'ün tutuklu yargılanması hukuk devleti açısından vicdan yaralayıcıdır. … İçinde bulunduğumuz kuruluş süreci tek bacaklı yürüyor.

AK Parti'nin siyasal yalnızlığı, iktidarın otoriter özünün kendini göstermesine fırsat veriyor. Bu otoriter öz, partiden değil bürokrasiden kaynaklanmaktadır. Siyasetin inisiyatif almadığı noktada devreye giren bürokrasi boşlukları doldurarak inisiyatif alıyor. Özellikle yargı alanında ortaya çıkan sorunların artması yargı bürokrasinin siyasetin atamadığı adımlardan doğan boşlukları doldurmasından ibarettir. Bürokrasinin bu kadar öne çıkması siyaset için ölümcüldür. Elbette AK Parti için de.

Wallerstein ve Hopkins'in modern dünya sistemi için Geçiş Çağı (1945-2025) diye tanımladıkları dönemin küçük ölçekli bir benzerini şu anda Türkiye yaşamaktadır. Yaşanan süreç şu anda eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye geçiştir. Ve bu geçiş süreci en az bir-iki dönem daha devam edecektir.'

Bu satırları 20.12.2011'deki 'Geçiş dönemi ve tüzük değişikliği' başlıklı yazımdan aldım.

Aradan bir buçuk yıl geçti.

KURUCU PARTİ OLARAK AK PARTİ

Geçen bu bir buçuk yılda ne yazık ki geçiş dönemine uygun çok olumlu mesafe alamadık.

Geçiş süreci kaçınılmaz olarak bir tür inşa ve kuruluş sürecidir. Bu dönemi siyasal olarak taşıyan parti ya da partiler de bir tür 'kurucu parti/ler'dir.

Türkiye'de bu süreci taşıyan parti AK Parti'dir. AK Parti'nin siyasal meşruiyeti devlet yerine toplumdan alması Türkiye'nin eskiye göre demokratikleşmesinde büyük katkı sağladı. Askeri vesayet geriletildi, siyasi alan genişledi. Kısaca eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye yol alındı ama yol bitmedi. Çünkü Yeni Türkiye henüz kurulmadı ve kurulma tarihi de son dönemde yaşadıklarımızla yakınlaşmıyor tersine uzaklaşıyor.

AK Parti kurucu parti olmanın üzerine yüklediği yükü yeterince taşıyamıyor. Bunun temel nedeni, 'AK Parti'nin toplumu referans alan siyasal alanda yalnız olmasıdır'. Bu yalnızlık yeni Türkiye yolunda ilerlememize engeldir.

Kurucu partileri diğer partilerden ayıran temel özellik kendi siyasal kimliği ne olursa olsun kamusalı, toplumda var olan tüm farklılıkların bir arada ve birlikte yaşayabilecekleri bir düzeni kurma arayışıdır.

CHP, 1923'de kurucu parti olarak bunu tercih etmedi. Yeni kamusalı, 'Laik/Türk' vatandaşlık kimliğine göre tanzim edip; tüm toplumsal farklılıkları özel alana hapsetti. Ve bugün çok eleştirdiğimiz CHP'nin 'tek parti dönemi' başladı.

AK Parti, 2007'de inşa ettiği farklı kimlikli koalisyonu 2011 seçimlerinde kendi siyasal kimliğini tahkim etmek adına bozdu. Bu sadece Meclis'te AK Parti grubunun homojenleşmesine yol açmadı, kamusal alanda da benzer bir homoejizasyonun yolu açıldı. Bu kez başka bir kültürel kimlik ile diğer toplumsal farklılıklar ötekileştirilmeye başlandı.

Bugün ne yazık ki, yeni anayasa konusunda istenen noktada değiliz, demokratikleşme sürecinde yeterince hızlı değiliz. Temel hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki, yargı alanındaki sorunlar, medyada yaşanan daralma ortada. Eğer bunlar doğru ise ortada ters giden bir şeyler var demektir. Ve bu terslikleri ifade etmeyi, çözüm süreci hedefleniyor iddiasıyla önemsizleştirmek AK Parti'ye ve Türkiye'ye iyilik değildir. Medyada sıkça çözüm süreci öncelenerek farklı kesimlerin hak ve özgürlükleri sıralamada altlara itilmek istense de, çözüm sürecinin ancak demokratikleşme ile birlikte yürüyeceğini yaşadığımız süreç bize göstermektedir.

Birinci tek parti döneminin maliyetini geçmişten biliyoruz. O Türkiye'nin bize kötü bir mirası var. Bu kez biz, çocuklarımıza kötü miras bırakmayalım.

twitter.com/murataksoy