• 7.08.2013 00:00
  • (2116)

 Önceki gün Türkiye için tarihi günlerden biri idi. 2008 yılından bu yana devam eden, 23 davanın birleştiği, 275 kişinin yargılandığı Ergenekon Davası'nın yerel mahkeme ayağı sonuçlandı. Kimlerin kaç yıl aldığı, kimlerin beraat ettiğini artık biliyoruz.

Peki bu kararlarla 'Ergenekon bitti mi?'

Hayır, Ergenekon bitmedi. Bu dava ile biten tarihin belli bir döneminde, sivil hükümete yönelik yapılan darbe girişimlerinin, hukuk dışı eylemlerin ve bu eylemlerin faillerini ortaya çıkarmaya ve cezalandırmaya yönelikti. Dava ile biten odur. Davanın uzaması, uzun tutukluluk süreleri, dava süresince yaşanan hak ihlalleri, eksik soruşturma iddiaları vs. davanın önemini azaltmasa da kamuoyunda davaya olan güvenin azalmasında etkili olmuştur.

Bu davada, gördüğümüz en sarih gerçeklik, darbenin sadece askerlerle sınırlı olmadığı, rektöründen, kuyumcusuna, güvenlik şirketi yöneticisinden gazeteciye, Ticaret Odası Başkanı'ndan avukata kadar geniş bir işbirliği ağının işlediğidir. Veli Küçük'ten Mehmet Haberal'a, İlker Başbuğ'dan Kemal Kerinçsiz'e, Alpaslan Arslan'dan Mustafa Balbay'a kadar geniş bir ağdır karşımızda olan. Tehlikeli olan bu ilişki ağının kurulmuş ve işlemiş olmasıdır. Bu ilişki ağı şimdilik çöktü. Ama bittiğini iddia etmek için erken.

Çünkü Ergenekon'u oluşturanların gücünü ve meşruiyetini aldıkları bir zihniyet var. O zihniyet ile yüzleşilmeden Türkiye'de ne bu tür girişimler ne de darbe riski biter. TSK İç Hizmetler Kanunu'ndaki 35. Madde'nin kaldırılması ile darbe riski bitmez.

Ergenekon ve benzeri yapıların gücünü ve meşruiyetini aldığı zihniyet otoriterdir. Bu zihniyet tek tip, homojen bir topluma, tek bir kimliğe, tek bir doğruya dayanır. Tüm bunları belirleme gücü ise eylemde yani iktidar olandadır. Bu zihniyetin şekillendirdiği toplumlar homojendir, tek bir kültürel kimliğe dayanırlar. Bu toplumlarda farklılıklara yer yoktur. Farklılık bastırılması ya da yok edilmesi gereken ötekilerdir. İktidar sahipleri için güçlerini korumak, varlıkları için tehlikeli gördüklerini yok etmek için her yol, her tür ilişki mubahtır.

Ergenekon, tarihin belli bir döneminde bu hedefi korumak ve kendisi için tehlike gördüğü AK Parti'yi devirmek için organize olmuş bir yapının, örgütün adıdır.

Ergenekon Davası bu yapıyı deşifre etmiş ve aktörleri cezalandırmıştır. Balyoz Davası gibi bu dava da darbe teşebbüs ve girişimlerinin yargılanmasında sivil siyaset adına bir kazanımdır.

Bundan sonraki süreçte yapılması gereken kişiler üzerinden tartışma ya da 'intikamcı' yaklaşımlar değil, bu örgüt ve yapının güç ve meşruiyetini aldığı zihniyetin tasfiye edilmesidir ve bu mahkeme değil siyasetin işidir.

Toplumsal farklılıkların birlikte yaşadığı, çoğunlukçu değil, çoğulcu bir toplum, şeffaflığı ve katılımcılığı esas olan bir demokratik düzen ile bu zihniyetle hedefi bu yüzleşmenin ilk adımıdır.

Önünde olduğumuz sınav budur. Eğer bu sınavı geçebilirsek Ergenekon tipi yapıların gücünü ve meşruiyetini aldığı zihniyetle yüzleşebiliriz. Geçemezsek elde edilen iktidarı ve gücü korumak için birileri yeni yapıları oluşturur. Adı Ergenekon olmasa da olur.

HABERAL CUMHURBAŞKANI ADAYI MI?

Ergenekon Davası sonuçları kuşkusuz en fazla etkiyi CHP'de gösterecek. Özellikle Mehmet Haberal'ın tahliyesi bunun işareti. Haberal sıradan bir isim değil. Kendisi için pek çok kaynak 'Ergenekon'un 1 numarası' dedi.

Gözaltın alınması da, hastanede raporlu kalması da onun sıradan biri olmadığının bir işareti.

Dava sürecinde partiye üye yapılıp, Ecevit'in seçim bölgesi Zonguldak'tan birinci sıradan milletvekili seçilen Haberal'ın CHP'yle ilişkisi, ancak Deniz Baykal'a kaset operasyonunu yapanlarla olan bağıyla sınırlı olabilir.

Buna rağmen Haberal'ın tahliyesinin CHP'de toplumsal karşılığı olmayan bir dalgalanma yarattığı da açık. Tahliyeye eşlik edenler, Haberal'la aynı resim karesine girmek isteyenlere bakılırsa; CHP'de ulusalcı kanat biraz daha güçlendi.

Haberal'ın tahliyesi, Gezi protestoları ile parti içinde yeşeren yenileşme ve değişim umutlarına ve -çok dile getirilmese de- Kılıçdaroğlu'na darbe vurmuştur.

Bu aşamada CHP Haberal'ı sahiplenecek ve siyaseten de kullanacaktır. Haberal, eğer Yargıtay kararı onaylamamış olursa CHP'nin 2014'te Cumhurbaşkanı adayı olarak görebiliriz. Karşı karşıya olduğumuz durum Haberal'ı siyaseten sömürme ve ondan yararlanma süreci olacaktır. Ama Haberal'lı CHP'nin toplumsal değişimi taşıma ve CHP'yi güçlü bir muhalefet ve iktidar partisi yapma şansı yoktur.

Demirel'in dediği gibi 'siyasette 24 saat uzun bir süre'. Kılıçdaroğlu ile önceki hafta yaptığımız görüşmede 'Gezi süreci yerel seçimlerde adaylarımızı belirlemede etkili olacak' demişti. H

Bakalım Kılıçdaroğlu, yeni bir siyasal dil talep eden Gezi protestocularını mı, yoksa 'Eski Türkiye'yi sembolize eden Haberal'a sahip çıkarak güçlenen ulusalcı CHP'nin adaylarını mı dikkate alacak?

twitter.com/murataksoy