• 21.08.2013 00:00
  • (1834)

 Mısır'da geçtiğimiz cuma günü yaşanan ve katliama varan şiddetin insanlık tarihine kara leke olarak geçeceği muhakkak. Darbe karşısında sivil, silahsız ve barışçıl protesto eylemleri yapan insanlara yapılan saldırı, bu saldırı emrini verenlerin elde ettikleri iktidarı korumak için her şeyi yapacağını gösteriyor.

Bu katliam karşısında Batı'nın cılız tepkisi, Rusya ve Çin'in sessizliği, Arabistan'ın darbecileri sahiplenmesi karşısında Türkiye tek başına haklı ve insani tepki verdi.

Türkiye'nin tepkisi, vicdan sesi olarak güçlü ama siyaseten güçsüzdür.

Türkiye'nin Mısır'a sahip çıkması -başka gerekçeler olsa bile-, yapılanın darbe olması ve darbecilerin barışçı protestoculara karşı gösterdiği şiddet nedeniyle haklıdır.

Türkiye'nin tepkisinin siyaseten etki yaratması haklı olmanın dışında güçlü olmayı da gerektiriyor. Türkiye'nin eksiği budur.

Türkiye, AK Parti iktidarıyla birlikte içerde demokratikleşme ve normalleşme yolunda büyük adımlar attı. Aynı dönem içinde dış politikada da proaktif bir politika izledi.

DEMOKRATİKLEŞTİKÇE GÜÇLENEN TÜRKİYE

2011 yılına kadar aktif olarak sürdürülen 'komşularla sıfır sorun' politikası komşularla iyi ilişkiler dışında 'ortak bölgesel politikaların' yolunu açtı.

Türkiye'nin bu politikaları,

a)içerde demokratikleşme ve normalleşmeyle uyumlu ve

b)dışarda dünyada yaşanan büyük değişime uyumlu idi.

AK Parti hem içerde hem de dışarda üst üste binen değişim dalgalarıyla bölgesel hiyerarşide yükselmeye başladı.

Bu yükselişin temelinde içerdeki demokratikleşme ve normalleşme var. Türkiye içerde demokratikleştikçe toplumsal meşruiyeti artan hükümet; dış politikada risk aldıkça bölgesel hiyerarşide yükseldi, güçlü bir ülke olmaya başladı.

Suriye ve Mısır örneğinde gördük ki, dış politikada esas olan 'reel politik'. Kültürel, tarihsel ve dinsel ortaklıklar ilişkileri bir noktaya kadar taşıyabiliyor, ebedi dostluklar asla mümkün olamıyor.

Bölgesinde güçlenen Türkiye'nin hem Batı'da hem de Ortadoğu'da rakiplerinin olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Batı'da Almanya ve Fransa'nın; Ortadoğu'da İsrail, Arabistan ve İran'ın, Asya'da Rusya ve Çin'in Türkiye'nin yükselişinden memnun olacaklarını düşünmek safdillik olur.

Bunun için bu ülkelerin Türkiye'yi karıştırmak isteyebilecekleri, içerdeki sorunları kaşıyabilecekleri bir gerçek. Ama bu tür dışardan operasyonları boşa çıkarmanın yolu içerde demokratikleşme ve normalleşmeyi askıya almak değil tersine derinleştirmektir.

Bugüne kadar hiyerarşik olarak Türkiye'nin üzerinde olmuş ülkelerin Türkiye'nin yükselişini ancak kendi kontrolünde olursa izin verecekleri reel politikanın bir kuralı.

Türkiye dış politikası son yıllarda en çok bu gerçeği göz ardı etmiş görünüyor. Din olarak İslam, mezhep olarak Sünni, kültürel olarak Osmanlı geçmişinin Ortadoğu ve Afrika'da; etnik kimlik olarak Türk olmanın Orta Asya'da Türkiye'ye yeni fırsatlara sunduğu bir gerçek. Ama bütün bu fırsatların gerçeğe dönüşmesi idealist değil; reel politikayla mümkün.

Türkiye'nin hem Müslüman hem de demokratik ve laik ülke modelinin, Ortadoğu'da, Afrika'da ve Orta Asya'da dinsel, kültürel ve etnik olarak yakın olduğumuz ülkelere model olması; bizim isteğimiz dışında dünyadaki dengeler ve değişim sürecine bağlıdır.

Bu denge ve değişimin yönü 2011'e kadar Türkiye'nin yanındaydı. Görmemiz gereken gerçek bu denge ve değişimin yönünün artık yanımızda olmadığı.

HAKLI OLMAK YETERLİ DEĞİLSE

Arap Baharı ile Mısır, Tunus ve Libya'da ortaya çıkan tablo başta Batı olmak üzere Rusya'yı memnun etmedi. Bunda Batı'nın İslamofobi korkusu kadar Türkiye'nin bu ülkelerle demokrasi ve çoğulculuk yerine 'dinsel kimlik' ekseni üzerinden kurduğu ilişkinin de payı var. Bu ilişkinin küresel güç odaklarında rahatsızlık yarattığı son gelişmelerle ortaya çıkmış olmaktadır.

Mısır'la demokrasi üzerinden kurulan güçlü ilişkisi benzer biçimde Arabistan ve Katar'la kurulmuş olsaydı Türkiye daha güçlü olabilirdi.

Türkiye Mısır konusunda insani olarak en doğru politikayı seslendirmiş ve Mısır'da demokrasiyi savunmuştur. Bu politika doğru ve haklıdır ama dünyada var olan denklemi değiştirecek kadar etkili değildir.

2011'den sonra yönü değişen değişim dalgası Türkiye'nin etrafındaki hızı arttırdı. Bu hızın Türkiye'yi olumsuz etkilememesinin yolu sadece Mısır meselesindeki gibi doğru ve haklı pozisyonu savunmaktan geçmiyor. Bunun yolu içerde demokratikleşmenin, normalleşmenin devamı ve son dönemde artan toplumsal gerilimin düşürülmesinden geçiyor.

Dışarda Türkiye'yi güçlü kılan içerdeki toplumsal meşruiyetin yerini toplumsal gerilim ve kutuplaşmaya bırakması Türkiye'yi dış politikada zayıflatmaktadır.

Son günlerde üzerine çok konuşulan 'demokratikleşme paketi' bunun ilk adımı olabilir. Sadece çözüm süreci için değil; demokratikleşme ve toplumsal gerilimi düşürmek için de büyük bir adım olabilir.

Olmazsa mı? İçerde gerilim, dışarda sıkışma artarak devam eder.

twitter.com/murataksoy