• 6.09.2013 00:00
  • (2006)

 Bugün'den Ahmet Taşgetiren benim 'Türkiye İslam dünyasının neyi olur?' ve Sabah'tan Hasan Bülent Kahraman'ın 'Ortadoğu laiklik rüzgârını bekliyor' yazılarına köşesinden 'Türkiye nerede durmalı?' yazısıyla cevap verdi.

Taşgetiren, bu yazıları Türkiye'nin 'Batı nezdinde kabul görme fırsatının kaçabileceği uyarısı taşıyan yaklaşımlar' olarak gördüğünü ifade ettikten sonra yazısını Türkiye-İslam-Batı bağlamında üç önemli ve tartışmalı tespit ile sonlandırıyor.

Bunlar;

1. 'Türkiye'nin Batı açısından sorun olmaya başlaması Batı'nın politikalarını sorgulamasıyla başladı. BM'yi sorguladığında, Filistin konusunda İsrail'le ilişkileri sorguladığında, nükleer güç sahiplerini sorguladığında...'

2. '... AK Parti iktidarında Türkiye'nin muhafazakârlaşması iddiaları, basın özgürlüğü vs. alanındaki yükselen Batılı itirazlar, içerideki Batılılaşmış muhitler kanalıyla yürütülen suni gerekçe üretimleridir.'

3. 'Türkiye bir İslam ülkesi, Ortadoğu İslam coğrafyasıdır. ... Batı kendisini, adeta 'İslami alanın daraltılması' misyonu içinde görmektedir. Bizdeki laik misyon söylemleri de ne kadar iyi niyetli olursa olsun, en azından moral baskı boyutuyla bu Batı politikasının uzantısı niteliğindedir.'

Bu üç noktayı tartışmadan önce benim ve Kahraman'ın yazıları için ifade ettiği 'Batı nezdinde kabul görme fırsatının kaçabileceği uyarısı taşıyan yaklaşımlar' iddiasını cevaplayarak başlayayım.

AK Parti'nin son dönemde, önce dış politikada sonra da iç politikada siyaseten öne çıkardığı ve bir tür içe kapanmaya yol açan İslam dünyası, ümmet, din kardeşliği gibi dinsel içerik yüklü söylemleri, en başta Türkiye'deki çoğulculuğu yok saydığı, kimlik ve yaşam tarzı bağlamında bir ayrımcılığı beslediği için tehlikeli buluyorum.

Bu söylemlere yönelik eleştirimin sebebi, Batı için model olamama ya da Batı nezdinde kabul görememe endişesi taşımamdan ziyade bu söylemlerin, güçlü bir ülke olabilmek için tüm katmanlarıyla bütünleşik bir toplum olmamız, birlikte yaşama, bireyin farklı da olsa eşit olması gereklerini, yani çoğulculuğu yok sayması, toplumsal değerlerin ortaklaşmasına değil ayrışmasına tekabül etmesidir.

TAŞGETİREN'İN ÜÇ TESPİTİ

1. Taşgetiren Türkiye'nin Batı açısından sorun olmaya başlamasının Batı'yı eleştirmesi ile başladığı tespitini yapıyor.

Bu yüzeysel olarak bakıldığında haklı ama alt katmanlardaki entegrasyon ve iş birliği düzeyinde bakıldığında hamasi yönleri ağır basan bir tespit. Herhangi bir ülkenin dünyada var olan küresel düzeni eleştirmesi, değişimini talep etmesi siyasi tercih meselesidir. Türkiye'nin parçası olduğu düzeni eleştirmesi, onun haksızlıklarına vurgu yapması ahlaki açıdan doğru olabilir. Ama bu eleştirilerin şikayet edilen yapıyı dönüştürücü ve iyileştirici bir etki yapması, o ülkenin gücüyle orantılıdır.

Türkiye'nin son yıllarda bölgesinde güçlü ülke olması, proaktif dış politikası, herkesle konuşabilmesi ve barışı temel alan dili, kısaca yumuşak güçleri ile mümkün oldu. Ancak son dönemde Türkiye bu özellikleriyle değil, 'dini' vurgulara öncelik veren ve yumuşak gücünü bu yönde İslam dünyasının liderliğine dönüştürmek isteyen bir görünümle karşımıza çıkıyor.

Bu Türkiye içinde belli kesimlerin paylaşabileceği bir pozisyon olabilir ama tüm Türkiye'nin bu vizyonu paylaşmadığını görmek gerekiyor. Sorun tam da bu noktada. Toplumun belli kesimlerinin paylaştığı pozisyonu, tüm Türkiye'nin paylaştığı pozisyon olarak sunulması ve bunun siyasallaştırılmasında.

2. AK Parti iktidarının kamusal alanda eksik yaptıklarını ifade edenlerin, sorunları dile getirenlerin hepsini 'Batılılaşmış muhit' olarak kategorize etmek ve bunları 'suni gerekçeler' olarak sunmak ancak topluma kör olmak ve toplumdan uzak yaşamakla mümkündür.

Bugün düşünce ve ifade özgürlüğünden gösteri ve toplantı hürriyetine, temel hak ve özgürlük alanlarının daralmasından ahlak temelli kamusal tercihlerin yarattığı sıkışmaya, pek çok alanda sorun yaşanmaktadır. Bu sorunları suni gerekçeler olarak tanımlamak, toplumda yaşanmakta olan gerilimi önemsizleştirmek ve görmezden gelmeyi tercih etmektir.

Bu sorunların dile getirilmesi gerekçe değil tam tersine Türkiye'deki demokratikleşme sorunlarına işaret etmektir.

HOMOJEN DEĞİL HETEROJENİZ

3. Taşgetiren'in Batı'nın misyonunun 'İslami alanın daraltılması' ve 'bizdeki laik misyon söylemlerinin, iyi niyetlerine rağmen en azından moral baskı boyutuyla bu Batı politikasının uzantısı niteliğinde' olduğu tespiti çok genel ve fazlasıyla ötekileştiricidir. Taşgetiren, 'Türkiye bir İslam ülkesi, Ortadoğu da bir İslam coğrafyası' derken bu coğrafyadaki farklı İslam yorumlarını görmezden geldiği gibi tüm İslam dünyasının laik olduğu varsayımından hareket etmektedir. Oysa öyle olmadığını biliyoruz.

Özetle, adı geçen yazıda, İslami alanının genişlemesini değil 'İslam'ın bir yorumu'nun tüm kamusal alanı kaplamaya başlamasını ve 'ötekilerin' yaşam hakkını sınırlamaya başlamasını eleştiriyorum.

twitter.com/murataksoy