• 13.09.2013 00:00
  • (2060)

Murat Karayılan'dan sonra PKK'nın eşbaşkanı olan Cemil Bayık, çözüm süreci konusunda sürekli tarih veren, uyarılarda bulunan bir profil çizdi. Bayık'ın bu tarzı kendisi hakkında daha önce var olan düşünceleri -şahin kanatta olması, İran kontrolünde olması vb.- pekiştirdi.

Oysa Bayık, Karayılan'ın yerini aldığında yapılan yorumlar PKK'da değişim değil; süreklilik olacağı yönündeydi. Ben de aynı görüşteydim. Hala aynı düşüncedeyim. Yani Bayık'ın yerinde Karayılan da olsa PKK geri çekilme konusunda benzer açıklamayı yapacaktı.

PKK'nın 'çekilmeyi durduruyoruz, ateşkes devam edecek açıklaması' benim açımdan sürpriz olmayan bir gelişme.

Bu açıklama, sürecin bittiği anlamına gelmiyor ama adım atılmazsa sürece ilişkin önemli bir tehlikeye işaret ediyor. Açıklamayı hükümete karşı blöf olarak okumak yerine değişen şartlara göre PKK'nın stratejik bir hamlesi olarak okumak daha gerçekçi olacaktır.

PKK 'BEKLE-GÖR' POZİSYONUNDA

PKK bu kararı neden aldı?

PKK'nın bu kararı almasında birbirleriyle dolaylı bağlantısı olsa da 'görünmeyen dış' ve 'görünen iç' nedeni var.

Önce görünmeyen dış nedene bakalım.

PKK'nın bu kararı almasında en büyük neden Suriye merkezli gelişmeler. Rusya ve İran'ın arkasında durduğu Esad, Mısır darbesi ile siyasi ömrünü biraz daha uzattı. Son olarak, kimyasal saldırı sonrası gündeme gelen operasyonun, yerini diplomasiye bırakması da bunun bir işareti.

Suriye'deki kaos halinden en fazla yararlanan yapı, kuşkusuz gerek örgütlülüğü gerek elindeki silahı, gerekse nüfus ağırlığı ile PYD oldu. Esad ile muhalifleri arasındaki savaşta üçüncü yol izleyen PYD, Suriye'nin kuzeyinde elde ettiği otonom konumu her geçen gün güçlendirdi. Suriye'de oluşan de facto bölünmüşlük halinin, en çok PKK'yı mutlu ettiğine kuşku yok.

Açıklamda yer alan 'ateşkesin devamı' kararı PKK'nın, Arap Baharı'nın ilk başladığı dönemde Öcalan'a rağmen 14 Temmuz'de Silvan'da yıktığı barış masası deneyiminden ders aldığını gösteriyor.

PKK, Suriye'de oluşan de facto halin yarattığı imkanları kullanabilme olasılığı için kendi konumunu 'bekle-gör'e aldı.

PKK'nın bölgesel aktör olma kaygısının bir başka göstergesi de son iki ayda ikinci defa ertelenen Uluslararası Kürt Konferansı'dır. Ertelemenin temel nedeni PKK ile Barzani arasındaki 'Kürtlerin uluslararası temsili' noktasındadır. PKK'nın, bu konferans ile kendine ve çözüm sonrası süreçteki yeni rolüne 'siyasi meşruiyet' arayışında olduğu görülebilir.

DEMOKRATİKLEŞME 'HEMEN ŞİMDİ'

PKK'nın aldığı kararda görünen iç neden ise, AK Parti'nin çözüm sürecinde atması gereken adımları atmaması oldu.

AK Parti, Kürt sorununun çözümü konusunda kendisinden önce atılmış adımlardan çok daha büyük adımları attı. AK Parti'nin atamadığı adımlar, attığı büyük adımların yanında küçük adımlardır. Fakat atılmayan bu küçük adımlar, atılan büyük adımları ne yazık ki, giderek işlevsiz kılmaktadır.

Kabul edelim ki çözüm adı üzerinde bir süreçtir. Öcalan ile MİT arasında uzlaşılan yol haritasında PKK'nın çekilme sürecine paralel olarak ilerleyecek süreç 'demokratikleşme' idi. Bunun için belirlenen tarih de Mayıs-Haziran ayları olarak belirtilmişti.

Bu demokratikleşme iki şekilde olabilirdi:

1. Yeni anayasa ile,

2. Yeni anayasa olmuyorsa demokratikleşme paketi ile.

Yeni anayasa süreci belirlenen takvimde sonuçlanmadı. Yeni anayasa yerine düşünülen demokratikleşme paketi de Gezi olayları ile birlikte zamana yayıldı. Gezi süreci sadece demokratikleşme paketinin zamana yayılmasına yol açmadı aynı zamanda toplumsal gerilimi arttırdığı ölçüde PKK ve Kürt kanadında çözüm sürecinin başarılı olacağına dair inancı da azalttı. Bu açıdan Gezi çözüm sürecini içerden etkileyen önemli bir faktör oldu. Bu nedenle PKK ve BDP kanadından sıkça Gezi sürecine ilişkin özeleştiri gelmektedir.

Bayık'ın çekilmeyi durdurma nedeni olarak açıkladığı hükümetin atmadığı adımlar, bugün sadece çözüm süreci için değil; tüm Türkiye'nin demokratikleşmesi için büyük önem taşımaktadır.

Bu yüzden açıklanacak demokratikleşme paketi, sadece başörtülülerin kamuda çalışması, Ruhban Okulu'nun açılması gibi geç kalınmış adımları değil; başta toplumsal gerginlikleri düşürecek kucaklayıcı dil ile TMK'nın kaldırılması, TCK'da değişiklik, anadil, seçim barajı, cemevinin yasal statüyle tanınması gibi daha somut ve sonuç alıcı adımları içermelidir.

Son olarak 'Çözüm süreci sona ererse ne olur?' sorusuna cevap vereyim. Süreç sona ererse PKK, tekrar silah ve şiddete yönelmeyecektir. Yeni dönemde PKK'nın hedefi uluslararası alanda elde ettiği meşruiyeti siyasetle kalıcı hale getirmek olacaktır. PKK bunu, çekilmeyi durdurma kararınının gerekçesini uluslararası kamuoyuna yaparak gerçekleştirecektir.

twitter.com/murataksoy