• 6.11.2013 00:00
  • (1971)

 31 Ekim, sadece Meclis'e dört kadın milletvekilinin başörtüleri ile girmesi açısından değil; CHP'nin başörtülü vekiller konusunda gösterdiği olgunluk açısından da tarihi bir gündü. İtiraf etmek gerekiyor ki, CHP'den böyle bir olgunluğu bekleyenler sınırlı idi.

Parti içindeki ulusalcı kanat, 1975 yılında yazılmış Meclis İçtüzüğü'nün 56. maddesi gerekçe gösterilerek başörtülü vekillere karşı çıkılması gerektiğini açıklamıştı. Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu da 'parti adına' yaptığını ifade ettiği konuşmasında; hukuki gerekçe bulamayınca 'Meclis geleneğini koruma' adı altında başörtülü vekillere karşı çıkacaklarını söylemişti.

Hiç biri olmadı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun gösterdiği basiretli liderlikle, Yeni CHP'ye doğru, farkında olmadan ya da bilinçli bir tercihle büyük bir adım atılmış oldu.

Türkiye'nin bir tabusu, Meclis çatısı altında normalleşme sürecine girerken, bu konuda geleneksel Kemalist tavra sahip CHP de, toplumsal talepleri dikkate alma yolunda büyük bir ilerleme kaydetmiş oldu.

KILIÇDAROĞLU'NUN LİDERLİĞİ

CHP'nin başörtülü vekiller karşısında gösterdiği olgun ve özgürlükçü tavrın önemli bir sonucu da parti içinde oldu.

Aylardır partiye katılıp katılmayacağı tartışılan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün, CHP'ye katılımını resmileştirecek ziyaret gerçekleşti. Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin ve İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Sarıgül'ü ziyaret ettiler.

Başörtülü vekillerin Meclis'e gireceği güne denk getirilen bu ziyaret karşısında tepki vermesi beklenen ve bunu parti içi muhalefete dönüştürmeyi planlayanlar; CHP'nin başörtülü vekiller konusunda gösterdiği özgürlükçü tavır ile açığa düştüler. Yani CHP aynı gün iki önemli kazanım elde etmiş oldu.

Kılıçdaroğlu, başörtüsü konusunda özgürlükçü tavır sergiledi ve kendisine rakip olabileceği gerçeğini bile bile Sarıgül'ü partiye davet etmekten çekinmedi.

PM'de 10'a karşı 44 oyla partiye geri dönen Mustafa Sarıgül'ün İstanbul Büyükşehir adaylığı da resmiyet kazandı. 9 Kasım'da rozet takma töreni ile de süreç sonuçlanmış olacak.

Şimdi herkes, başta Baykal olmak üzere parti içindeki Sarıgül karşıtlarının tavrını merak ediyor. Çünkü bu ekibin, 31 Ekim'de yani başörtülü vekillerin Meclis'e katılmasına CHP'nin verdiği tepki öncesi planları başka idi.

31 Ekim öncesinde Sarıgül'ün partiye katılması konusunda muhalefet bayrağı açmayı düşünen Baykal ve ekibi, bu düşüncesinden vazgeçmek zorunda kaldı. Geçtiğimiz aylarda Kılıçdaroğlu'na istifa resti çeken Baykal istediği sonucu alamadı. Baykal ve ekibi PM toplantısı dahil son ana kadar Sarıgül'ün partiye katılımına karşı çıktı. Ancak sonuç değişmedi.

Bakalım bundan sonra parti içi hizip devam mı edecek yoksa parti başarısı için el ele verip çalışacaklar mı?

ÖNCE KAZANSIN LİDERLİK SONRA

Sarıgül'ün partiye katılması kuşkusuz sadece İstanbul değil sonraki süreçte CHP Genel Başkanlığı ile ilgili senaryoları da gündeme getiriyor.

Her yerde Sarıgül'ün, seçimi kazansa da; seçimi kazanamayıp da CHP'nin 2009'da aldığı oyu geçmesi halinde ilk fırsatta CHP Genel Başkanlığı'na aday olacağını konuşuyor. Hatta başta bazı sermaye grupları olmak üzere farklı çevrelerin Sarıgül'ü desteklediği ve bu senaryoyu satın aldıkları da ifade ediliyor.

Herkesin düşündüğü, konuştuğu bu konunun Kılıçdaroğlu tarafından bilinmemesi ihtimal dahilinde değil. Kılıçdaroğlu'nun içi bu konuda rahat ve özgüvenli. Bu konuyu konuştuğum parti yöneticilerinin ortak görüşü şu; 'Sarıgül önce İstanbul'u kazanıp rüştünü ispat etsin. Genel Başkanlık sonraki süreç.'

Yani Sarıgül'ün önünden genel başkanlıktan önce İstanbul sınavı var. Önce bu sınavı geçmesi gerekiyor.

AK PARTİ VE SORUNU

CHP'nin başörtüsü konusundaki yapıcı ve özgürlükçü tavrının, Türkiye'nin normalleşmesine önemli bir katkı sağlayacağı açıktır. AK Parti'nin makro düzlemde başlattığı değişim ve sivilleşme sürecinin, CHP yenileştikçe hız kazanacağı da.

Ancak AK Parti'nin son dönemde mikro alanda siyasal tercihleri ile makro alandaki iradesi örtüşmüyor. Makro alandaki değişim, mikro alanda yerini muhafazakârlığa bırakıyor. AK Parti makroda demokrat, mikroda muhafazakâr bir parti olarak karşımız acıkıyor.

AK Parti'nin mikro alandaki tercihlerde de Türkiyelileşmesi ve toplumun tüm farklılıklarını kucaklaması gerekiyor. Hükümet tüm Türkiye'nin, Başbakan da tüm Türkiye'nin Başbakanıdır. Ve Türkiye dilinden kültürüne, dininden yaşam biçimine kadar farklı alanlarda heterojen bir toplumdur. Kemalizm toplumu homojenleştirme projesiydi başarısız oldu. Yeni Türkiye'nin 'Yeni Kemalizm'e ihtiyacı yok.

Son iki gündür yurt sorunu nedeniyle kız-erkek öğrencilerin aynı evde kalması bir zorunluluktan kaynaklanıyor ise çözümün bir yolu bu zorunluluğu ortadan kaldırmaktır. Yok eğer bu, bireysel tercih ise yapılması gereken saygı duymaktır. Aksi yönde bir siyasal hamle AK Parti'yi Türkiyelileştirmediği gibi yalnızlaşmasına da yol açacaktır.

twitter.com/murataskoy