• 8.11.2013 00:00
  • (2633)

 Başbakan Erdoğan'ın başlatmış olduğu, kızlı-erkekli öğrencilerin aynı evde birlikte kalmaları konusunda 'valiliklere yetki verdik, gerekirse konuyla ilgili yasal düzenleme de yaparız' çıkışı, farklı açılardan tartışılmaya, konuşulmaya devam ediyor.

Aslında bu tartışmanın farklı düzlemlerde iki boyutu var.

Bu çıkış münferit, gündem değiştirmeye yönelik bir çıkış olarak mı okunacak yoksa son yıllarda partinin kendi siyasal kimliğini inşa etme ve bunu kamusallaştırma yönünde attığı bir adım olarak mı?

2011'DEN SONRA AK PARTİ

Başbakan Erdoğan'ın son çıkışı, 2011 yılından itibaren yaptığı üzere, AK Parti'nin siyasal kimliğini inşa etme yolunda attığı tutarlı bir adımdır. Ancak bu AK Parti, 2011 öncesinde olduğu gibi Türkiye'yi kucaklayan değil, kendi kültürel ve ahlaki değerlerini biricikleştiren bir parti olmaktadır.

AK Parti'nin bu siyasal tercihleri, meşruiyetini toplumdan alan, temsil ettiği kültürel kodları itibariyle, muhafazakâr siyasal değerler çizgisindedir.

Milletvekili listesi ile başlayan AK Parti'nin kendi kimliğini inşa süreci, içki tüketiminden çocuk sayısına, kürtajdan doğum yöntemine kadar bir dizi siyasal çıkış ile kendini kamusal alanda var etti. Kamusal alanda ifade edilen tüm bu siyasal söylemler, klasik muhafazakâr değerler üzerinden siyaset yapan bir partinin tercihleridir.

Herhangi bir siyasi partinin bu değerleri savunması haktır. Ama sorun, bu hakkın tek doğru, tek biçim olarak tüm topluma empoze edilmesi ve gerektiğinde bunun için kamu gücünün kullanılmasıyla başlamaktadır. Nitekim Başbakan'ın son çıkışı, bu siyasal tercih ve yönelimi başka bu aşamaya taşıyor.

18 yaşını geçmiş, seçme-seçilme hakkı olan bireylerin özel hayatlarında kimlerle, ne yaşadığı, nasıl giyindiği, nasıl oturup kalktığı konusundaki tercihlerin devlet eliyle denetlenmesi demokratik bir hukuk devletinde kabul edilebilir değildir.

Devletin vatandaşlarını korumasıyla ilgili Anayasa'da yazılı maddeler olabilir. Ama onların hiç biri, hiç bir siyasiye ve kamu görevlisine kamuya açık yerlerde 'genel kamu düzenini' bozacak eylemler hariç özel hayata müdahale etme hakkını vermez. Temel hak ve özgürlükler, özel hayat hiçbir zaman toplumsal çoğunluğun tercihlerine kurban edilmeyecek kadar değerlidir. Bu konuda sorumluluk bireyin kendisinde ve ailesindedir. Özgürlüklerini engellemediği sürece kimsenin özgürlüğü kimseyi ilgilendirmez.

Bir siyasi iktidarın, devlet eliyle kendi kültürel ahlaki değerlerini toplumsal norm olarak empoze etmesi demokratik bir ülkede kabul edilebilir değildir.

Bu anlayış toplumu, tek kalıba dökme, onu biçimlendirme ve tek tipleştirme amacının yansımasıdır.

Türkiye'nin geçmişte bu deneyimi yaşadığı tek parti dönemi vardı. Kemalizm tam da bunu yaptı. 21. yüzyılda, demokratikleşen Türkiye'de 'Yeni Kemalizm'e benzer bir kimlik dayatmasına ihtiyacımız yok.

AK PARTİ'NİN KAÇIRDIĞI FIRSAT

AK Parti'nin 11 yıllık iktidar deneyimi makro düzlemde yani siyasetin meşruiyetinin devletten topluma geçmesi, toplumsal taleplerin siyasallaşması açısından Türkiye'nin normalleştiği, sivilleştiği bir dönem oldu. Türk siyasi tarihinde istisna yılları kenara bıraktığımızda bu dönem, demokrasinin kurumsallaşması bağlamında bir ilktir.

Yine biliyoruz ki, bu kurumsallaşma çeşitli darbe girişimleri ile önlenmek istendi ama çok şükür başarılı olmadı.

Makro düzlemde kazanılan bu demokratikleşmenin, mikro düzlemdeki değer temelli kültür, kimlik gibi tercihlere kurban edilmesi, AK Parti'nin, 1920'lerde CHP'nin sahip olduğu kurucu parti olma şansını, Tek Parti olmayı seçerek kaybetmesinin tekrarıdır.

CHP, kurucu parti olma şansını, toplumu tek kimlik, tek doğru, tek ahlak, kısaca toplumu tek tipleştirip homojenleştirme peşinden gittiği için kaybetti.

AK Parti ise bu şansı yeniden yakalamış bir parti idi.

21. yüzyılda, katılımcı demokrasinin giderek yükseldiği, çoğulculuğun vaz geçilmez evrensel bir değer olarak kabul gördüğü bir dönemde, AK Parti, CHP ile aynı hataları tekrarlarsa kendisine de, Türkiye'ye de yazık eder. Kaynağı dinsel olan bir siyasal tercihin, ahlaki anlayışın, topluma kamu gücü ile empoze edilmesi, siyasal araçlarla yapılsa da, siyasetin alanının daralmasıdır.

Bu tür çıkışlar yerel seçimler öncesi tabanı konsolide etmek açısından bir manevra ya da gündem değiştirmek olarak değerlendirenlere şunu söylemek durumundayız. Bu tür çıkışlar, toplumsal gerilimi arttırmakta ve toplumu kutuplaştırmaktadır. Bunun bir sonucu siyasal tabanın konsolide edilmesi olabilir. Bu, belki bir partiye seçim kazandırabilir ama Türkiye'ye kaybettirmektedir.

Umarız bu hatadan kısa sürede dönülür. Aksi daha önce da yazdığımız gibi AK Parti'yi Türkiyelileştirmez; siyasal ve ideolojik olarak yalnızlaştırmaya devam eder.

twitter.com/murataksoy