• 29.11.2013 00:00
  • (2574)

 'Dershane' ile kamusallaşan AK Parti-cemaat gerilimini artık açık açık tartışıp, konuşabilmemiz, bir 'tabu'nun daha yıkılmış olduğu anlamına geliyor.

Bir tabu daha yıkıldı çünkü; 7 Şubat MİT krizi ile artık saklanamaz hale gelen AK Parti-cemaat gerilimine isim koymaya çalışanlar, hem AK Parti hem de cemaat tarafından 'fitne' kaynağı olarak görülüyordu. Geç de olsa bu gerilimin adının konması ve kabul edilmesi önemlidir.

Dershaneler bugün baştan aşağıya çarpık olan eğitim sisteminin bir sonucu ve gerçeği olarak karşımızdalar. Sistemin çarpıklığı, eğitimin, birey değil devlet odaklı olmasından, yani devletin ideolojik aygıtlarından biri olarak görülmesinden kaynaklanıyor. Eğitime böyle bakan devletler/siyasi iktidarlar için ise eğitim rehabilitasyonu hiçbir zaman esas gündem olmaz.

İTİRAZ EDEN SİYASET YAPMALI

Bugüne kadar neredeyse her siyasi iktidar eğitimi bir sorun olarak ele alıp çözmek yerine, kendi kültürel kimliğinin arka bahçesi olarak algıladı. Bu anlayışla iktidardakiler, müfredat ve ders içerikleriyle kendi kültürel kimliklerini aşılamayı; okul müdürlerinden milli eğitim müdürlerine herkesin homojen kimliğe sahip olmasını istedikleri için düzenlemeleri ona göre yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.

Keşke dershane konusunu bir eğitim sorunu olarak tartışabilseydik. O zaman, Türkiye'de uygulanan eleştirel aklı, sorgulamayı, araştırmayı devre dışı bırakan ezberci eğitim sistemini de tartışabilirdik. Ne yazık ki, kimse bu konuları konuşmuyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın dershaneleri dönüştürerek sisteme entegre edilmesi gibi bir stratejisi varsa da bunu kamuoyuna yeterince iyi anlatamadığı ortada. İfade edildiği gibi dershanelerle ilgili çalışma 2009'dan bu yana yürütülüyorsa; bugüne kadar konunun en önemli paydaşları olan dershane sahipleri ve dershane öğretmenleri ile yeterince görüşülmemiş olması başka nasıl açıklanabilir ki?

Dershanelerin kapatılması iktidar için siyasal bir tasarruf olarak görülüyor. Hedef de ailelerin üzerindeki dershane maliyetini ortadan kaldırarak oy almak olabilir. Bu konuda siyasi iktidarı eleştireceğimiz nokta; bunun yöntemi ve ilkeler üzerine olabilir. Daha temel itiraz da eğitimi kendi ideolojik aygıtı haline getirme arayışına olabilir.

Bu itirazın alanı siyasettir ve bu itirazın tarafları ise siyasi olarak muhalefet ve sivil toplumdur.

Görüyoruz ki, dershaneler konusunda en büyük itiraz cemaat/hizmet hareketinden geliyor. Tabii dershane sahiplerinin itirazlarını da ekleyelim.

Cemaatin dershaneler konusunu bu kadar ontolojik bir sorun haline getiriyor olması, onların da soruna eğitim değil siyasi olarak baktıklarını gösteriyor. İstisnalar dışında kimse dershanelerin gereksizliğini ya da sorunun daha derin olduğunu ifade etmiyor.

Dershane eğitimin doğal, olmazsa olmaz bir parçası olarak algılanıp savunuluyor. Bu, dershanelerin salt eğitim kurumu olarak değil insan kaynağı devşirmenin -önemli- araçlarından birisi olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyor.

AK Parti'nin tek taraflı 'dönüştüreceğiz' tavrına karşı cemaat 'kapattırmayız' pozisyonunu savunuyor.

Kabul edelim ki, bu gerilimden eğitimin rehabilitasyonu çıkmaz. Bu gerilim bize daha derin bir iktidar savaşının varlığını gösterir sadece.

İlginç olan ise, bu gerilimin sivil alanda değil devlet içinde olması. Ne yazık ki her iki taraf için de devlet, ele geçirilmesi ya da kontrol edilmesi gereken mekanizma olarak görülüyor.

Oysa devlet, tüm farklılıkları ile topluma hizmet eden bir bürokratik mekanizmadır. Bu mekanizma da siyasi iktidara bağlı olarak çalışır.

Burada sorun, siyasi iktidarların devlete atfettikleri ontolojik amaçtır. Bu anlayışta devlet ve siyaset, topluma bir hizmet aracı olarak değil toplumu kendi kültürel kimliğine göre dönüştürme arayışına hizmet eder. Eskiden de böyleydi, ne yazık ki şimdi de böyle.

DEVLETİ KÜÇÜLTÜN ELE GEÇİRMEYİN

Sonuç olarak var olan bu gerilim, meşruiyetini ilahi olandan alan, bir rehbere gönüllü olarak bağlı ve hiyerarşik olarak herkesin yerinin belli olduğu iki ataerkil cemaat arasındadır. Aralarındaki temel fark Kur'an ve sünnetin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.

Bugün yaşanan iktidar savaşı da bu yorumların devleti ele geçirme arayışından kaynaklanmaktadır. Yani sorun, sivil alanın konusu olan inancın devlet üzerinde bir iktidar arayışına dönüşmesidir.

Oysa devlete, topluma kendi kimliğini dayatmak üzere ele geçirilecek bir mekanizma olarak değil topluma hizmet edecek bir mekanizma olarak bakılsaydı bu gerilimlerin hiç biri yaşanmazdı.

Sonuçta olan çocuklarımızı özgür, sorgulayıcı, iyi birer insan olarak yetiştirme derdinde olan bizlere oluyor. Yukarıda birileri tepiniyor ve ezilen biz oluyoruz.

twitter.com/murataksoy