• 20.12.2013 00:00
  • (2087)

 İstanbul merkezli başlayan operasyon kapsamında yapılan tüm siyasi açıklamalar, yazılan yorumlar ve analizler bize tek bir şeyi özetliyor; Türkiye hala eski Türkiye.

Neden sorusuna son operasyon üzerinden cevap vermeye çalışalım.

Operasyonun birbirine bağlı iki yönü var: İlki, operasyonun içeriği. İkincisi ise siyaseten ifade ettiği anlam. Bu iki başlık birbirinden bağımsız olsa bile esas olan operasyonun merkezinde AK Parti-cemaat geriliminin varlığıdır.

DEVLETİ KÜÇÜLTÜN

Son yıllarda olumlu anlamda övündüğümüz bir gelişme var; askeri vesayetin sona ermesi. Askeri vesayetin sona ermesinde hükümetin siyasi irade göstererek yargının arkasında durması çok önemlidir.

Ancak askeri vesayetin sona ermesi demokratikleşmeyi tek başına sağlamaya yetmedi.

Çünkü askeri vesayetin sürmesinde en büyük ideolojik güç olarak 'devlet', en büyük ekonomik güç olarak 'devletçilik' olduğu yerde durduğu gibi tam tersine giderek güçlendi. Eski Türkiye'de devlet, devletçilik üzerinden yarattığı rantı laiklik ve milliyetçilik söylemini siyaseten savunanlara dağıtarak gücünü konsolide ediyordu. Bu yapı ne yazık ki aktörleri değişse de zihniyet ve kurumsal olarak hala baki. Yani devlet, yönetenlerden bağımsız olarak bu gücünü koruduğu sürece potansiyel olarak yönetenleri dönüştürme, esir alma gücüne sahip olacaktır.

Son operasyona bu bağlamda bakmakta yarar var. Henüz soruşturma aşamasında olsa bile dün itibariyle henüz iddia olarak ortaya çıkan kimi bilgi ve belgelerin odağında devletin siyasi ve ekonomik gücünün suistimali var. Yani eski Türkiye hastalığı var.

Bunun için demokratikleşmenin sağlanması açısından askeri vesayet bitirilmesi kadar önemli olan devlet içindeki bürokratik vesayetin de sona erdirilmesidir. Bunun yolu da, devletin her açıdan küçültülmesi ve temel işlevleri dışında düzenleyici rolü olan hakem devlet haline getirilmesidir. Böyle olursa kimse devleti ele geçirmeye çalışmaz.

Bu noktada hükümetin yapması gereken öncelikli olarak soruşturma ve yargılamanın sağlıklı gerçekleşmesini sağlamaktır. Gerçeklerin ortaya çıkması konusunda siyasi iradesini diğer davalarda olduğu gibi ortaya koymalı ve suçluların cezalandırması konusunda yargıyı engelleyici değil, kolaylaştırıcı olmalıdır. Bunun ilk adımı da soruşturma selameti açısından adı geçen bakanların görevden alınması olmalıdır.

AYRILAN YOLLAR, BOZULAN ORTAKLIKLAR

Operasyonun ikinci boyutu ise kuşkusuz siyasal olan ayrışmaya ilişkindir. Bugün artık çok açık ki, askeri vesayetin sona erdirilmesinden ortaklık yapan AK Parti ile cemaat arasındaki uzlaşmanın sona erdiğidir.

Burada şu notu düşelim: AK Parti ile cemaat arasındaki gerilimde şimdilik cemaat tabanının AK Parti'den ayrışması değildir. Ayrışma ideolojik ve siyasal temsil noktasında yaşanmaktadır. Bu ayrışmanın odağında yukarıda ifade ettiğim bürokratik vesayet kavgası yatmaktadır. Ve bunun yansıması ise AK Parti'nin kimi siyasi tasarruflarına cemaatin kurumsal olarak mesafesi ve görüş ayrılığıdır.

Burada AK Parti'nin hukuki olarak yapması gerekeni cemaatin ileri gelenleri ifade ettiler ve ben de Çarşamba günü yazdım; 'Eğer emniyet, yargı ve bürokrasi içinde görevlerini cemaat talimatı ile yapan varsa, hükümetin böyle bir iddiası varsa bunu ortaya çıkarmak ve cezalandırmak onun sorumluluğudur. Hükümetin yapması gereken bu ilişkiler ağını, kendi ifadeleri ile devlet içindeki devleti, örgütü ortaya çıkarmak ve hukuka teslim etmektir.'

Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği devlet içindeki örgütleri ortaya çıkaracağız söylemi, buna işaret eder görünmektedir. Bu geç kalınmış ama olumlu bir adımdır.

ÇARE DEMOKRASİ

Şununla bitirelim. Ulus-devlet sistematiğinde aslolan rekabettir. Ve hiyerarşik olarak üstte olanlar alttakilerin -müttefiki olsa bile- yükselmesini istemez, güçleri oranında bunu engellemeye çalışırlar. Türkiye son yıllarda izlediği politikalarla göreli olarak hiyerarşide yükselişe geçti. Doğal olarak üsttekiler bunu, durdurmaya çalışıyorlar. Bunu da içerde iyileştirmediğimiz yaraları kaşıyarak yapıyorlar. İçerde çözmediğimiz her sorun, iyileştiremediğimiz her yara bu aşamada bize karşı kullanılmaya açık hale gelir. AK Parti'nin 2011'den sonra ihmal ettiği budur. Bu noktada AK Parti açısından tehlike -Gezi protestolarında yaptığı gibi- son operasyonu açıklama kaygısının anlama kaygısının önüne geçmesidir. Hükümet operasyonu salt kendilerine yönelik bir hamle kabul eder ve karşı hamle olarak emniyet ve yargıda bürokratik bir müdahale ile yetinirse hata eder.

Hükümetin yapması gereken bellidir. O da içerdeki yaraları iyileştirmek. Bu da devletin bürokratik olarak da küçülmesi, laikleşmesi, şeffaf ve denetlenebilir hale gelmesi, güçlü bir toplum ile mümkündür.

Kısaca bu krizin çözümü için de temel ihtiyacımız herkes için daha çok hak ve özgürlük ve demokrasidir. Bunu başaramadığımız için hala eski Türkiye'yiz, eski Türkiye'deyiz.

Acı olan da şu ki; eski Türkiye hastalıklarından kurtulamazsak bugünleri mumla arayabileceğimizdir.

twitter.com/murataksoy