• 28.01.2014 00:00
  • (2233)

 17 Aralık’tan sonra tüm yaşadıklarımız, siyasal alanının korunması kadar bu alanın demokratikleştirilmesinin de ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

 Ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları konusunda hukuk için ne yapıldığını, soruşturmaların hangi aşamada olduğunu bilmiyoruz ama bu iddiaları soruşturan savcıların akıbetlerini az çok biliyoruz.

 Sadece bu savcıların değil, 3 binden fazla emniyet görevlisi, yüzden fazla hakim ve savcının tayin ve yer değişikliği yapmasını da.

 Demokratik meşruiyete sahip olan hükümeti savunabilmenin tek bir koşulu vardır; yürütme ve idari tasarruflarının hukuk içinden sürdürmek. Siyasal görüşlerini paylaşmasak bile hukuk içinde kaldığı sürece seçilmiş bir hükümetten yana olmak siyaseti savunmaktır. Eğer meşru hükümet, tasarruflarını hukuk sınırları içinde sürdürmüyorsa; hukuk devletinden değil kanun devletinden bahsediyoruz demektir. Hukuka dayanmayan yürütme ve idari tasarruflar da demokratik olmaz.

 Hükümetin meşruiyetini ve gücünü koruyacak olan hukuk ve demokratik adımlardır. Bu aynı zamanda sivil siyasetin panzehiridir.

 HÜKÜMETİN İKİ EKSİĞİ

 Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları sonrasında hükümet cephesinden seslendirilen temel tez; bu gerilim seçilmişler ile bir anlamda atanmışlar arasındaki çatışmadır.

 Bu tezin sahipleri şeklen doğru şeyi savunuyorlar. Ne yazık ki, savundukları argüman temelsiz kalıyor. Çünkü hükümet bu tezi güçlendirecek adımları atmıyor. Hükümet cemaate yakın olan ve paralel devletin unsurları olarak tespit ettiği kişilerin yerlerini değiştiriyor, görevden alıyor, atama yapıyor. Ama bunları yapma hızı kadar aynı anda iki şeyi daha yapmalı hükümet. İlki yapılan bu yer değişikleri konusunda ellerinden bilgi ve belgeyi kamuoyu ile paylaşmalı veya hukuki bir süreç gerektiriyorsa gerekli soruşturmalar açılmalıdır. İkincisi ve ilki kadar önemli olan ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile ilgili de hukuk sınırları içinde yol alınmasına katkı sunmalıdır.

 Roboski’de 34 vatandaş öldürüldüğünde BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ile bir onbaşı bir görevden alınmazken; yolsuzluk ve rüşvet iddiaları sonrasında yaşananlar yer değişikleri insanı ister istemez düşündürüyor.

 Devlette var olduğu söylenen paralel yapı temizleniyor iddiasıyla yolsuzluk ve rüşvet iddialarının perdelenmesi siyasal alanı güçlendirmez. Tam tersine bu durum oportünizm bir siyaset biçimi olarak güçlenmesini sağlar.

Eğer demokratik bir hukuk devletinden, siyasal alanın meşruiyetinin daha kalıcı hale getirmek ve bürokratik meşruiyete sahip olanların demokratik meşruiyete sahip siyasetin alanına müdahale ettiğini iddia ediyorsak; çözüm demokratik siyasete sahip çıkmaktır.

 Böyle anlarda demokratik siyasete sahip çıkmak, demokratik meşruiyete sahip olsa da tek bir partinin yüklenebileceği bir mücadele değildir.

Demokratik siyasete sahip çıkmanın yolu yaşananları kamuoyuna anlatmak kadar başta Meclis’teki siyasal partiler olmak üzere, Meclis dışındaki siyasi partiler ve STK’lar demokrasi temelli ilişki kurmaktan geçer.

 Ne yazık ki, AK Parti, siyaseti savunmak için daha geniş bir siyasal koalisyon yerine önceliği siyasal meşruiyetine verdi. Ve bunu kendine yakın medya ve meydanlarda yapmayı tercih etti.

KUTUPLAŞMAYI BESLEYEN SİYASET

 Bu tercih siyasal alanın korunmasında AK Parti’yi giderek yalnızlaştırıyor. Çünkü hükümetin medya üzerinden verdiği mesajlar ve kamuoyuna yaptığı açıklamalar siyasal alanının savunulması değil sadece hükümetin meşruiyeti bağlamında kendi tabanının konsolide etme girişimleri olarak yansıyor. Ve yerel seçim süreci bunu besliyor.

 Daha acı olan tablo bu eylem ve söylemlerin var olan toplumsal gerilimi besliyor oluşudur. 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde siyaset dışı unsurların deneyip başaramadığı toplumsal gerilim ve bölünmeyi; 2013 başından itibaren Gezi ile artan ve 17 Aralık ile güçlenen biçimde siyasiler başarıyor.

 İçinde olduğumuz kaosun çıkı yolu demokraside ve demokrasinin derinleşmesinden geçiyor. Çünkü demokrasi hem paralel yapı ile mücadelede, hem çözüm sürecinde hem de hukuk devleti olmada en büyük gücümüz.

 Demokrasi olmadan olacak olan şey sadece adım adım ikinci tek parti dönemidir.

http://murat-aksoy.com/adim-adim-ikinci-tek-partiye