• 21.02.2014 00:00
  • (2101)

 17 ve 25 Aralık'ta ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları karşısında AK Parti, savunma durumuna geçip, her iki iddiayı da hükümete karşı yolsuzluk kılıfı giydirilmiş bir "darbe" girişimi görerek savuşturmaya çalıştı.

Bu tarihlerlerden itibaren Emniyet'te 7 binin üzerinde, hâkim ve savcılardan 200'e yakın isim yer değiştirdi. Tüm bu yer değişiklikleri hukuki bir gerekçe olmadan, hükümet imkânlarının keyfi kullanılması ile gerçekleşti.

 

Dert paralel yapı mı?

 

Peki tüm bunlar, AK Parti'nin darbe girişimi karşısında attığı meşru adımlar olarak mı yoksa kendini kurtarmaya yönelik adımlar mı?

Bu soruya, yapılanların darbeye karşı savunma hattı kurmak olmadığı açık.

AK Parti'nin bürokrasi ve yargıdaki yer değişiklikler, HSYK'nın içinde üç daire arasında yapılan yer değişikleri ve Cumhurbaşkanı'na giden yeni HSYK yasa tasarısı bir bütün olarak değerlendirildiğinde bunların hiç biri sivil siyasetin alanının yok edecek olan darbeye karşı atılmış adımlar değil.

Bu adımların her birinin temel işlevi, ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddialarını gündemden düşürmek, soruşturmaların akamete uğratmak ve belki de arkasından gelebilecek daha büyük iddiaların önünü kesmek olarak kamuoyunda yer etti.

Bu adımların hiç biri Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği gibi "paralel devlet" tasfiye edilmesi için atılmış değil.

 

Mücadelenin yolu

 

Başbakan Erdoğan ve hükümetin önceliği paralel devlet, devlet içinde örgütlenmiş ve devlet dışında güçlerin emrinde olan bir yapı tasfiye etmek olsaydı izleyeceği yöntem bu olmazdı.

Erdoğan ve hükümetin paralel yapı ile mücadelede samimi olduğunu göstermesinin yolu, siyasetin alanının daraltan, yargıyı yürütmeye bağlayan, bürokraside neredeyse keyfiyete varan adımlar atmak yerine tam tersine siyaseti devreye sokacak adımlar atardı. Çünkü darbe girişimi özünde tüm siyasal alanı yok edeceği için, onunla mücadele iktidar partisinin tek başına yürüteceği mücadeleden çok tüm siyasi partilerin ve STK’ların işbirliği ile başarılı olur.

Eğer bugün AK Parti, paralel devlete karşı mücadele etme iddiasında yalnız kalıyorsa; bunun nedeni bu süreçte siyaseti, siyasi partileri yanına değil karşısına almasıdır. Oysa AK Parti, siyasetin alanını daraltan darbe girişimine karşı, siyasi partilerle işbirliği yapacağına onları suçlama, onları paralel devletin uzantısı olmakla suçluyor. Bu ise elbette inandırıcılık sorunu olarak karşımıza çıkıyor.

Gerçek öncelik siyaseten katleden darbe girişimi ise AK Parti’nin yapması gereken, siyasal rekabet ve siyasal çıkar gözetmeden bu darbe girişimine, paralel devlet iddiasına ilişkin tüm bilgi ve belgeleri başta muhalefet partileri olmak üzere gerekirse kamuoyu ile paylaşmaktır. 

Eğer gerçek sorun paralel devlet ise bununla mücadelenin yolu siyasi meşruiyeti olan demokratik bir siyasal aks inşa etmektir. AK Parti’nin en uzak olduğu seçenek budur.

 

Biraz da yolsuzluk

 

Eğer AK Parti, bu süreci ısrarla darbe girişimi ve paralel devlet ile açıklama girişimi onu yalnızlaştırmaktadır. Çünkü darbe girişimi ve paralel devlet iddiasıyla bürokraside büyük yer değişikliği yapan, yargıyı hükümete bağlamaktan çekinmeyen hükümetin; ucundan az da olsa yolsuzluk iddiaları hakkında bir şeyler söylemesi gerekmez mi?

Paralel yapıya, darbe girişimine bu kadar vurgu tapan bir iktidarın yolsuzluk iddiaları konusunda bu kadar sessiz kalması hatta adı geçen aktörleri siyasetsen koruması; Türkiye’nin demokrasi yolunda gideceği yolun uzunluğunu gösteriyor.

AK Parti 2012 yılına kadar siyasi yelpazede meşruiyetini toplumdan alması açısından yalnız bir parti idi. Ama şimdiki yalnızlığı siyaseten değil aldığı meşruiyet ile tek parti olma ve devleti partileştirme girişiminden dolayı.

 

twitter: @murataksoy

 T24