• 22.03.2014 00:00
  • (1823)

 Bugün Nevruz.

Bahar bayramı.

Nevruz diyince akla geçtiğimiz yıl Diyarbakır’daki o olağanüstü gün geliyor. Varışın ilk günü diye sevindiğimiz gün.

Aradan bir yıl geçti.

Muhtemelen bugün Diyarbakır’da Öcalan’ın çözüm sürecine ilişkin bir mektubu daha okunacak.

Ancak bu satırları yazarken twitter kapatıldı. Bunun ilk işareti dün Başbakan Erdoğan’ın Bursa mitinginde geldi.

Başbakan; “Twitter, mwitter kökünü kazıyacağız” dedi. Ardından dünyaya da meydan okudu; dünyadan gelecek eleştirileri ciddiye almayacağını açıkladı, Başbakan.

Ki, Başbakanın bir süre önce katıldığı bir TV programında youtube ve facebook’u da kapatılabileceğini söylediğini düşünürseniz; karşımızda temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması konusunda zihni dünyası “yasakçı” olan bir lider profili olduğunu görmüş oluruz.

Bu durumu, 30 Mart seçimleri ya da başka nedenlerle açıklamak mümkün değil.

Türkiye’nin adım adım temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı ortamda Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine kavuşacaklarını söylemek fazlasıyla iyimser bir gelecek okuması olur.

Olmaz mı?

Ne dersiniz?

Belki Batı’da sosyal medya yasaklanırken Kürdistan’da serbest olur kim bilir.

Bundan sonrası yazıyı gereksiz uzatmak olur. Çünkü bunun üzerine ne yazsak boş olur.

Twitter’ı yasaklayanların olağanüstü toplanan Meclis’te fezlekeleri okunması yönünde oy kullanacaklarını beklemek de fazlasıyla saflık olur.

Nitekim oldu.

 

Çağrı fezlekelerin okunması içindi

 

Önceki gün Meclis, CHP’nin eski bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin okunması için verdiği dilekçeye muhalefet partilerinin verdiği destek ile olağanüstü toplandı. Dilekçenin özü fezlekelerin okunması olduğu halde, olağanüstü toplanan Meclis, toplanma gerekçesine bile uymadı.

Soruşturmanın devamı ve CMK’nun gizlilik maddesi nedeniyle fezlekeler okunmadı. Bunu yaparken de geçmişteki bazı uygulama örneklerini anımsatarak; fezlekelerin CMK’nın soruşturmanın gizliliğini düzenleyen 157. Maddesini(“Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.”) gerekçe göstererek okunmamasına karar verdi.

AK Parti adına konuşan Grup Başkan vekili Nurettin Canikli, fezlekelerin okunmaması konusunda hassasiyetlerinin; “…soruşturma üzerinde gizlilik kararı alınmış olmasından kaynaklandığını” söyledi.

 

Samimi olmayan hassasiyet

 

Canikli’nin bu hassasiyeti gerçekten insanı mutlu eden ama samimi olmayan bir hassasiyet. Çünkü aynı hassasiyeti Meclis bütçe görüşmelerinin tamamlanması için gerekli olan Sayıştay raporlarının Meclis’e gelmesi konusunda göstermedi. Ne kendisi ne de partisi.

Kabul edelim ki, fezlekelerin okunmaması konusunda gösterilen hassasiyetin, soruşturmanın gizliliği nedeniyle olmadığı açık. Burada gösterilen hassasiyet, soruşturmanın yakın gelecekte genişleyecek biçimde devam edecek yeni dalgaların önünü olabildiği ölçüde kesmekten başka bir şey değil.

Evet fezlekelere dayanak teşkil eden soruşturmalar henüz bitmiş değil, ne zaman biteceğini de bilmiyoruz. Ama buradasorun, bu soruşturmaların “ne zaman” biteceği değil, “nasıl”bitirileceği.

 

Fezlekeler değişebilir, incelenebilir

 

Çünkü gerek 17 Aralık gerekse 25 Aralık’la gündeme gelen soruşturmaların ve o soruşturmaları yürüten savcıların başına gelenleri az çok biliyoruz.

Sadece soruşturmaları yürüten savcıların değişmesi bile tek başına çok şey anlatıyor. Ama bundan daha çok şey anlatan esas değişiklik ise; 17 Aralık’tan sonra yapılan yasal değişiklikler sonrasında bu soruşturmalarda suç delili olabilecek bazı unsurların, delil olmaktan çıkarılması. Bunun en basit örneği, 15 Aralık 2013’ten sonra yapılan dinleme kayıtlarının delil olmaktan çıkarılması.

Yani karşımızda sadece savcıların değiştirilmesi değil, bizatihi soruşturmanın içeriğine ilişkin bir müdahale söz konusu.

Bu açıdan bakıldığında; sürmekte olan soruşturmaların sonrasında karşımıza çıkacak fezlekelerin mevcut fezlekelerden hem hacim hem de içerik olarak hayli farklı olabileceği endişesi söz konusudur.

 

Zaman kazanma taktiği olarak soruşturma komisyonu

 

Kuşkusuz fezlekelerin okunması için TBMM'yi olağanüstü toplantıya çağrıldığı gün eski bakanların kendileriyle ilgili“soruşturma komisyonu” kurulması talepleri ayrı bir değerlendirme konusu. Bu iyi niyetli olmayan sonucu baştan belli biz zaman kazanma taktiğidir.

Düşünün ki, fezlekelere ilişkin genel görüşme talebinin AK Parti oyları ile kabul edilmediği ortamda; kurulacak soruşturma komisyonunda çıkacak sonuç da bellidir.

Sonuç olarak partilerin meclisteki güçleri oranında üye verecekleri soruşturma komisyonunda çıkacak sonucun (komisyonun üye çoğunluğu AK Partili olduğu için) ne olacağı aşağı yukarı bellidir. Burada komisyonun çalışma ve karar süreçlerini düşündüğümüzde kaybedilen sadece zaman olacaktır. Komisyon, soruşturma sonucunu iki ay içinde meclise sunması gerekiyor. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona iki aylık ek süre veriliyor. Yani komisyon raporunun  meclise gelmesi iki ile dört ay arasında değişiyor. 

Rapor, meclise sunulduktan sonra 10 gün içinde dağıtılıyor ve takip eden 10 gün içinde mecliste görüşülüyor. Eğer gerek görülürse adı geçen bakan ya da bakanlar Yüce Divan'a sevkine karar veriliyor. Yüce Divan'a sevk kararı, ancak meclis üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla alınıyor.

Yani bu komisyondan karar çıkması bile en iyimser tahmin ile 3 ayı, kötümser tahmin ile 5 ayı buluyor.

Belki kötümser bir yaklaşım olacak ama bakanlarla ilgili soruşturma komisyonu kurulması sadece var olan tartışmaları uzunca bir süre ertelemekten başka bir işe yaramayacaktır. Çünkü niyet budur.

Dedik ya bunlar artık gereksiz tartışmalar.

Türkiye adım adım yasaklı bir 3. Dünya ülkesine dönüyor.

Buna dur demek içi elimizde bir imkan var; 30 Mart.

Arık 30 Mart yerel seçim değil, bir özgürlüklerin genişlemesi ya da daralması seçimidir.  seçimidir.

Ne diyor Müslüm Gürses; “Son pişmanlık neye yarar? Her şeyin bedeli var. Nereye kadar?”

Evet var ve o bedelin ilk taksiti 30 Mart’ta ödenecek.