• 2.05.2014 00:00
  • (1760)

 Bir önceki yazıyı şöyle bitirmiştim; “… ‘Ve bu sorumluluk hükümetin aldığı yüzdeden bağımsız olarak farklı olanlarla konuşabilme, farklılıkları ötekileştirmeme ve onlarla ortak bir gelecek kurmaya zihni olarak hazır olmak demektir.’

Başbakan Erdoğan zihnen bu nokta mı?

Ben umutlu değilim.

Nitekim bugün 1 Mayıs. Taksim’de göreceklerimiz bunun testi olacak.”

1 Mayıs’ta tüm yurtta olanları gördük. 

Hayat durdu şiddet konuştu

Hayat durdu. Taksim ve Kızılay’da 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlere karşı polis şiddeti konuştu. Yaralı vatandaşlar ve emniyet güçleri, şiddete maruz kalan milletvekilleri, tutuklanan onlarca insan ve şiddetin yarattığı maddi tahribat.

Neden?

Tüm bunlar, Taksim ve Kızılay’ı işçilere, muhaliflere bırakmamak için mi?

İktidar olarak onlara ben daha güçlüyüm demek için mi?

1 Mayıs’a izin vermedim, Gezi yıldönümünde de izin vermeyeceğim demek için mi?

Muhtemelen hepsi.

İktidar devlet gücünün arkasına sığınarak siyasetten kaçıyor. 2010 yılında açmakla övündüğü Taksim’i şimdi kapatarak güç gösterisi yapıyor. Yasağa geleneksel “duyum var, şiddet kullanılacak, terör olacak” söylemi dışında siyasal bir gerekçeleri yok. Devletin görevi zaten bu duyumlara karşı tedbir almak, olası provakasyonları önlemek.

Ama dertleri bu değil. Dertleri “güçlerini” göstermek. Onun için “yasak”.

Ama unuttukları bir şey var; yasak, güç değil güçsüzlük işareti.

Gücü değil güçsüzlüğü gördük

1 Mayıs’ta Taksim ve Kızılay’a bayramı kutlamak isteyenlere karşı koyulan yasak, uygulanan şiddet devletin güçlü ve muktedir olduğunu göstermedi. Aslında devletin ne kadar güçsüz olduğunu gördük 1 Mayıs’ta.

1 Mayıs’ta bir canavar gördük aslında. Gerilim olmadan ayakta duramayan güçsüzlüğü gördük. Sadece güçsüzlüğü değil çaresizliği de.

Yarattıkları canavarın tek besini var “gerilim”. Bu canavar ancak gerilim ile ayakta kalır. Gerilimin canavarı besleyecek tek gıda olduğu ortamda; buna yol açan siyasal anlayışın bu gerilimi durdurma imkanı da azdır. Hem canavar hem kendisi ayakta kalmak için yeni gerilimler üretmek zorundadır. Toplumsal kutuplaşmanın devamı, yeni düşmanlar hepsi gerilim kaynağıdır.

İşte AK Parti iktidarının Gezi’den itibaren aldığı siyasal tavır budur. Gerilimin nedeni yarattıkları canavarı beslemektir. Gerilimi, ayakta kalma aracı yapan iktidar iradi olarak toplumsal kutuplaşmayı beslemekte ve kimlik siyaseti ile çoğunlukçu bir anlayış izlemektedir.

Gezi’de toplumun bir kesimini öteki ve düşman ilan eden AK Parti, 17 Aralık’tan sonra cemaati de başka bir öteki ve düşman ilan etmiştir. 1 Mayıs aynı siyasi anlayışın devamıdır.

Gezi’de de yasak olacak

Sırada Gezi’nin yıldönümü var. Orada da bu şiddet kaçınılmaz olarak devam edecek görünüyor. Çünkü başka şansı yok. Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken Başbakan Erdoğan ya da bir başka AK Partili adayın kazanmasının tek yolu toplumsal kutuplaşmayı devam ettirmek tek seçenek görülüyor.

Keşke böyle olmasa. Keşke geçen hafta yapılan olumlu haberler gerçek olsa ve hükümet toplumsal tansiyonu düşürecek adımlar atsa. Keşke. Samimiyetinden kuşku duysam da inanmaya hazırım.

Ne yazık ki, böyle bir şans artık giderek azalmış durumda. Çünkü öyle bir canavar yaratıldı ki tek gıdası gerilim. Ve gerilimin düştüğü an canavarın yapacağı ilk iş kendisini yaratanları yemek olacaktır.

Bunu iyi bildikleri için 1 Mayıs’ta gerilimi yükselttiler. Yasak ve şiddeti kullanarak gerilimi beslediler.

Bu gerilimin kabul edelim ki, siyaseten taşınabilir bir tarafı yoktur. İktidar kısa vadeli kazanabilir ama orta vadede kaybeden Türkiye olmaktadır.

Not: Bugünden itibaren Cuma akşamları 19.00-19.50 arası Halk TV’de ‘Açık Konuşalım’ isimli bir programa başlıyorum. Amacım Türkiye gündemini, yaşananları, olayları açıklamaya değil anlamaya çalışmak.

@murataksoy