• 2.07.2014 00:00
  • (1807)

 Beklenen açıklama geldi. AK Parti Genel Başkanı ve BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan ilk turu 10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığını açıkladı. CHP ve MHP’nin birlikte aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu ve HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’la birlikte Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanı olmak için halktan oy isteyecekler.

İhsanoğlu ve Demirtaş’ın adaylıklarının ilan edilmesi ile kıyaslandığında Başbakan Erdoğan’ın adaylığını açıklaması her yönüyle iyi bir PR işi olduğuna kuşku yok. Ki, kabul edelim AK Parti, gerek kamuoyu yoklamaları gerek organizasyon ve tanıtım gerekse algı yönetiminde gayet başarılı. Dün bunu, bir kez daha gösterdiler.

Mesele din değil, din üzerinden siyaset

Erdoğan dün adaylığı açıklandıktan sonra bir saatten fazla konuştu. Konuşmasına; “Alemlerin rabbi Allaha hamd olsun. Mülkün sahibi Allah’tır. Zaferin sahibi sadece ve sadece Allah’tır. Bu davayı bu hareketi bu mücadeleyi işte bugünlere eriştiren rabbime sonsuz hamdüsenalar olsun diyerek başladı.

Yine konuşmasını; “Bu bir veda değildir, bir kapanış bitiş değildir. Bu, bu ifadeyi çok çok önemsiyorum. Bizim için çok farklı bir an.İşte bu bir hatime değil, inanıyorum ki bir Fatiha’dır bir açılıştır. Onun için diyorum ki, esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla, o rahmandır rahimdir. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Bizi kendisine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların sapkınların yoluna değil” diyerek bitirdi.

Konuşmanın başı ve sonunda karşılaştığımız bu yoğun dinsel vurgu ve sembolik ifadeler, muhafazakâr bir liderin dinsel hassasiyetlerinden çok, bizzat dinin siyasallaştıran bir liderin söylemini temsil etmektedir.

Bunun yani, dinsel hassasiyeti olan birinin Cumhurbaşkanı olması değil dinsel hassasiyetleri siyaseten kullanılması Türkiye için sorundur. Bu sorunu, son yıllarda hem dış politikada hem de iç politikada gördük.

Cumhurbaşkanı değil partili cumhurbaşkanı adayı

Yine Erdoğan konuşmasında nasıl bir cumhurbaşkanı olmak istediğini de açık biçimde ifade etti. Erdoğan; Eğer seçilirsek inşallah farklı bir cumhurbaşkanlığı ortaya koyacağız. Ekonomiyi büyütmek, demokrasiyi ileri standartlara kavuşturmak, ABye tamüye olmak için daha çok çalışacağız. Bugüne kadar Türkiyeye aziz milletimize karşı her türlü saldırıya karşı dik durduk. Şunu bilmenizi istiyorum. Bu mücadelenin aynı şekilde kararlılıkla hatta daha da güçlü şekilde süreceğinden kimsenin endişesi, şüphesi olmasın. Bizim için cumhurbaşkanlığı makamına çıktığımız zaman orası bir dinlenme makamı asla olamaz, olmayacaktırdiyerek cumhurbaşkanlığının sembolik temsilden çok icracı bir makam olarak gördüğünü açıkça ilan etti. Bu durum, kabul edelim ki, başbakanın kimliğinden bağımsız olarak Türkiye’de parlamenter sistem açısından sorunludur.

Eğer seçilirse Erdoğan, konuşmasında ifade ettiği gibi bu yetkilerin sınırlarını zorlayacak ve esneterek uygulayacaktır. Bu adım adım tek adam tek parti pratiği olarak karşımıza çıkacaktır. Bunun Türkiye için sorun olacağını söylemeye sanırım gerek yok.

Türkiye’de mevcut parlamenter sistem içinde cumhurbaşkanının yetkilerinin her zaman çok olduğu dile getirildi. Ne yazık ki bu konuda normalleştirici hiçbir adım atılmadı.

Demirtaş'ın adaylığı pazarlık çıtasını yükseltecek

Peki seçim ilk turda biter mi? Bu sonucu belirleyecek olan kuşkusuz HDP adayı Selahattin Demirtaş’tır. Demirtaş’ın seçimde HDP seçmeni dışında, CHP’nin gösterdiği adaydan rahatsız olan kesimlerden de oy alacağı görünmektedir. Bu onu 2. tura taşımaz ama seçimin 2. tura kalmasını sağlar.

Demirtaş’ın oylarının artması, seçimi 2. tura bırakması kadar önemli bir diğer sonucu da, İmralı’nın hükümetle yürüttüğü çözüm sürecinde pazarlık çıtasının yükseltmesi olacaktır. Çözüm sürecinden çok, Öcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi ve uzak olasılık olarak da ev hapsi bu pazarlığın konusu olabilecektir. Kulislerde konuşulanlar bunların olduğunu ifade edelim.

Kulislere yansıyan ve tartışılan konu Kürt siyasi hareketinin seçimleri 2. turda boykot edecekleri yönündedir.

İlginçtir, bir zamanlar devletin iki ötekisi olan AK Parti ve Kürt siyasi hareketi, cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye’nin demokratikleşmesi için ittifak etme yerine AK Parti ele geçirdiği devleti konsolide etme; Kürt siyasi hareketi de Kürtleri Türkiye’nin eşit vatandaşları olmasından çok bölgede elde ettiği yapısal kazanımları koruma ve Öcalan’ın koşullarını iyileştirme peşindedir.

Kısaca Cumhurbaşkanlığı seçimi, AK Parti için devletteki gücünü pekiştirme, Kürt siyasi hareketi için ise özerklik ve/ya federasyon yoluyla hak ve özgürlüklere bir adım daha yaklaşma anlamını taşımaktadır.

Ya cumhurbaşkanı ya sistem seçeceğiz

Erdoğan 2. turda Cumhurbaşkanı seçilir ve partili cumhurbaşkanlığını uygulamayı tercih ederse Türkiye’yi, demokratik yollarla değil ancak daha çok otoriterleşerek yönetmek zorunda kalabilir.

Bu yüzden cumhurbaşkanı sadece iki isimden birini seçmek değil aynı zamanda siyasal sistem ve rejim tercihidir.

Bizi zor görünen ama kolay bir seçim bekliyor.

@murataksoy