• 5.07.2014 00:00
  • (1648)

 Eski adı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) yeni adıyla İslam Devleti’nin (İD) elinde rehin olan tır şoförleri 23 gün sonra serbest bırakıldı. Şimdi gözler 49 kişilik Musul Başkonsolosu’nun da dahil olduğu diğer konsolosluk görevlisi rehinelerde.

Şoförlerin serbest kalması elbette önemlidir. Umarız diğer 49 rehine de kısa sürede serbest bırakılır ve yurda dönerler.

IŞİD’den İD’ye

IŞİD/İD’in Irak’ta yaptıkları pek çok açıdan Türkiye için ders niteliğinde. Bu dersin en önemli noktası kuşkusuz İslam-demokrasi, İslami referanslarla siyaset ilişkisinde.

IŞİD, 2004 yılında Irak’ın ABD tarafından işgaline karşı kurulan bir örgüt. Zaman içinde hem Irak hem de Suriye’de güçlendi. Suriye’de Esad’a karşı savaşan cephe içinde yer alması ve El Kaide bağlantısı örgütü, daha da güçlendirdi. IŞİD, El Kaide’ye de mesafe alarak Suriye’den Irak’a yöneldi.

Suriye’de Der Zor bölgesini kontrol eden IŞİD, sonra tüm enerjisini Irak’a verdi. Irak’ta Rakka ve Felluce’yi kontrol eden örgüt zaman içinde güçlendi. Irak’ta Şii Maliki hükümetinin mezhepçi politikaları ve Sünnilere karşı ülkede her alanda uygulanan ayrımcı politikalar IŞİD’in güçlenmesinde ana unsur oldu.

Örgütün Musul’u ele geçirmesi adım adım geldi. Örgüt Musul’u ele geçirmekle kalmadı Bağdat’a ilerledi ve hakim olduğu bölgede İslam devleti ilan etti. Örgütün lideri Ebubekir El Bağdadi kendini halife ilan ederek, tüm Müslümanları egemenlik ilan ettiği bölgeye hicret etmeye çağırdı.

Karşımızda radikal bir terör örgütü var ve yaptıklarını İslami açıdan görüyor.

İslam'da çoğulculuk

Burada akla iki soru geliyor; hangi İslam ve İslam bu terörü caiz gören bir din mi?

Dinin kaynağı kutsal kitap olsa da, dinin gündelik hayatta yaşanması o dine inananların yorumuna dayanır. Bunun için her dinde farklı tarikatlar, cemaatler, yollar vardır. Bunun için tüm dinler gibi İslam’da çoğulcudur.

İslam’ın ilk yıllarında yaşanan farklılaşmadan doğan Sünni ve Şii mezhepleri bile kendi içlerinde farklı dini yorumları barındırmaktadır.

Bunun içindir ki, hiç bir kişi ya da cemaat İslam’ı en iyi ben yorumluyorum, en iyi ben temsil ediyorum deme iddiasında olamaz. Bugün İslam dünyasına bakıldığı zaman farklı ülkelerde farklı dinsel yorumlar, farklı yollar, farklı pratikler görürüz.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir kişi ya da grubun meşruiyetini dinden alarak ya da din adına, kendisinden farklı düşünen insanları öldürmesi, onlara zulmetmesi, şiddet uygulaması hangi din olursa olsun kabul edilebilir değildir.

IŞİD örneği, dinin siyasallaştırılması, dini seküler bir uğraş siyasetin meşruiyeti haline getirilmesidir.

Çoğulculuktan çoğunlukçuluğa

Bu açıdan bakıldığında hemen IŞİD deneyimi Türkiye için çok önemli dersler içermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti kuruşundan bu yana toplumda hakim İslami kimliğe karşın eksik demokrasi deneyimiyle önemli bir başarı örneğidir. Bu başarı örneğinin en zayıf karnı, devletin farklı inanç/inançsızlıklar karşısında hakem olması gereken laikliğin değil, inançları kamusal alandan özel alana iten laikçilik, toplumsal sorunları siyasetin değil vesayet kurumlarının çözme arzusu ve topluma olan güvensizliktir.

Her şeye rağmen Türkiye, bu demokratik deneyimi ile Müslüman dünyasının en iyi örneklerinden biridir. Bunun sağlayan da, meşruiyetini dinden değil, seküler siyasetten alan sistemdir.

AK Parti de bu sistem ile iktidar oldu. İlk iki döneminde önemli ölçüde desteklediğimiz icraatlar gerçekleştirdi. Askeri vesayetle mücadele etti, toplumsal sorunları kamusal alanda çözmeye gayret etti. Tüm bunları dinsel kimlikle değil siyasal kimlikleriyle yaptılar. Bu yüzden farklı kesimlerden insanların desteğini aldılar.

Ancak AK Parti, son döneminde tam tersi siyasal tercihlere yöneldi. İç politikada çoğulculuktan çoğunlukçuluğa, siyasal tercihlerin değil dinsel tercihler; dış politikada reel politiğin değil mezhep kardeşliğinin baskın olduğu tercihe yöneldi. Bu yönelimin Türkiye’ye hem içerde hem de dışarda maliyetinin ağır olduğunu gördük/görüyoruz. Ve vazgeçilmediği sürece de görmeye devam edeceğiz.  

AK Parti’nin Türkiye’nin demokratik kazanımlar, laik demokratik modeli üzerinden değil Sünni, mezhepçi bir aidiyet üzerinden Ortadoğu’da model olma arayışı içerde kutuplaşma ve toplumsal gerilim, dışarda da yalnızlığa yol açtı.

İslamcı siyaset mi, demokratik siyaset mi?

Bunun için IŞİD örneğinin bize çok şey anlatması gerekiyor.

IŞİD’in İslam’ı siyasallaştırarak dine ve insanlığa verdiği zarar ortada. İkinci olarak IŞİD’ı da güçlendiren ortamının Irak’ta Maliki’nin izlediği Şii referanslı mezhepçi siyaset olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bu yüzden IŞİD deneyimi, Türkiye’de eksik de olsa demokrasinin, demokratik meşruiyetin ve seküler siyasetin ne kadar önemli olduğunu ve mezhepçi siyasetin de Türkiye için tehlikesini gösteriyor.

Bunun için geldiğimiz noktada herkese sorumluluk düşüyor. Kuşkusuz en büyük sorumluluk AK Parti kadar parti seçmenlerine de sorumluluk düşüyor. Meşruiyetini dinden, dinin bir yorumuna dayandıran İslamcı siyasallaşmayı mı yoksa farklılıkların bir arada yaşamasına imkan veren demokratik çoğulcu siyaseti mi tercih edecekler?

@murataksoy