• 18.07.2014 00:00
  • (1573)

 HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adaylığının Kürtler dışında toplumun belli kesimlerinde belli bir heyecan yarattığı açık. Salı günü gerçekleştirdiği basın toplantısında yaptığı açıklamlar, Demirtaş’ın kimliğinden bağımsız olarak Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu muhalefet partisinin çıkışı gibiydi. Medyada duyulan coşku da biraz bunu yansıtır nitelikteydi.

Siyasete, Türkiye’ye ve dünyaya hak, özgürlük, eşitlik, adalet, yaşam hakkı, farklılıkların eşitliği ekseninde bakan; kucaklayıcı, uzlaştırıcı ve demokrasinin tüm kural ve kurumları ile yerleşmesini talep eden bir siyasal çıkıştı. Bu çıkışı yapan HDP Eşbaşkanı ve cumhurbaşkanı adayı Demirtaş’tı.

Söylemin sahibi Demirtaş mı, HDP mi?

Demirtaş’ın bildirisi, cumhurbaşkanı adayından çok ihtiyacını duyduğumuz muhalefet partisi söylemi olarak görmek daha gerçekçi. Demirtaş, cumhurbaşkanlığına Başbakan Erdoğan gibi icracı başkanlık olarak yaklaşmıyorsa –ki yaklaşmıyor- soyunduğu görev; Türkiye’de demokrasinin, hak ve özgürlüklerin, hukuk devletinin eksiksiz biçimde işlemesinin kolaylaştırıcısı, yol göstercisi ve gerektiğinde denetleyicisi olmaktır.

Demirtaş’ın bildirgesi, cumhurbaşkalığı adaylığından çok eş başkanı olduğu HDP için daha önemli ve tartışmaya değerdir. Umarız Demirtaş, seçilemediği takdirde bu söylemlerin temel ilkeleri, siyaseti daha güçlü biçimde HDP’nin temel siyasi pozisyonu olarak kamusal alanda sahiplenilir.

HDP’nin dezavantajı

HDP, Öcalan’ın isteği ile 2007’de başlayan ancak başarılı olamayan çatı partisi girişiminin, 2011 seçimlerinde başarıya ulaşan güçbirliği denemesinin bir sonucu.

Bu parti olarak HDP, Öcalan’ın çok öykündüğü Türk sosyalist solu ile eklemlenme; Türk sosyalist solu için ise başaramadığı bir hayali başaran Kürt siyasi hareketi ile buluşmanın başarılmasıdır. Son tahlilde Kürt siyasi hareketi, Tür sosyalist solu aracılığıyla Türkiyelileşecek; Türk sosyalist solu da, Kürt siyasi hareketi üzerinen iktidar alternatifi olacaktır.

Gerek çatı partisi girişimi sürecinde gerekse HDP’nin kuruluşu döneminde bu projenin başarılı olmasının zorluklarını yazdım. Bu zorlukları da şöyle ifade ettim;

  1. Bu girişim/parti toplumsal talepten ziyade neredeyse tek başına Öcalan’ın projesi ve isteği olması,
  2. Kurucu ana gövdenin halen kimlik siyasetinin taşıyıcısı olan Kürt siyasi hareketi olan bir girişim/partinin Türkiyelileşme imkanının olamayacağı ve son olarak da,
  3. Günlük siyasi kararlardan ziyade büyük siyasi kararlarda, esas karar vercinin girişim/parti yönetimi değil Öcalan –ve Kandil- olma olasılığıdır.

Bu üç temel neden bugün sadece partinin değil cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın en büyük zaafıdır.

Büyük siyasi kararı kim alacak?

Önceki yazımda ve önceki gece CNNTürk’te katıldığım programda bu temel soruna dikkate çektim. Basit bir soru sordum; cumhurbaşkanı seçimi 2. tura kalırsa Kürt siyasi hareketi, mesela Öcalan’a rağmen herhangi bir adayı destekleyebilir mi?

Ya da daha açık soralım; büyük siyasi konularda son kararı, parti yetkili organları mı, Kandil mi, Öcalan mı yoksa ortak karar mı alınacak? Ortak karar çıkmazsa kimin dediği olacak?

Demirtaş çok önde

Belki bir kez daha ifade etmekte fayda var.

  1. Selahattin Demirtaş sadece Kürt siyasi hareketi için değil seçimlerde kerhen oy verenlerin, azınlık olan toplumsal kesimlerin kısaca sistemin mağdurlarının temsilcisi olabilecek güçlü bir siyasi figürdür.
  2. Demirtaş’ın söyleminin sadece cumhurbaşkanlığı seçimiyle sınırlı kalmayıp, sonuç ne olursa olsun HDP’nin ana siyasi çizgisi olarak sürdürülmesi toplumsal inandırıcılık açısından önemlidir.

    Tam burada Demirtaş ve HDP’nin bu çizgiyi ne kadar sürdürebileceği ya da Öcalan’a, Kandil’e veya her ikisine ragmen ne kadar sürdürebilir sorusu gündeme geliyor.

    Demirtaş ve HDP’nin bunu gerçekleştirebilmesinin ana koşulu, önceki siyasi partilerin yapadığını HDP’nin yapabilmesi yani gerçekten siyaset yapmasıdır. Bu siyasetin ana ekseni sadece en demokratik olanı söylemek değil gerektiğinde kamusal alanda hem Kandil hem de Öcalan’a mesafe alabilmesidir.

    Bu mesafe alış, HDP’nin Kandil veya Öcalan gerçeğini reddetmesi değil kamusal alanda varlığını siyasi nesne değil siyasi özne olmasıdır.

    Elbette Kürt siyasi hareketi üzerinde gerek Kandil gerekse Öcalan’ın gücü tartışılmaz. Ama söz konusu olan Kürt siyasi hareketi değil HDP’dir. Türkiyeli olduğunu iddia eden partidir. Ve siyaset de temel sorunlarda açık fikir ayrılığının varlığı durumlarda mesafe almayı gerektiriyor.


    Demirtaş'ın büyük sınavı


    Demirtaş ve HDP’nin önünde önümüzde büyük bir sınav vardır.

    Seçim 2. tura kalır ve Demirtaş bu tura kalamazsa HDP’nin, Kürt siyasi hareketinin tavrı boykot mu yoksa iki adaydan birini destekleme yönünde mi olacaktır?

    Parti kulislerinde konuşulan olası seçeneklerden en güçlüsü boykottur. Bu pasif siyasetin bir göstergesidir.

    Esas soru aktif siyaset olarak iki adaydan birini desteklemek olarak karşımızı çıkarsa parti ve Kürt siyasi hareketinin tercihi kimden yana olacaktır.

    Bu seçeneğin bir ucunda Demirtaş ve partililerin ifade ettiği gibi ülkeyi tek başına yönetme arzusunda, siyasetin alanını daraltan icracı bir başkan var.

    Diğer ucunda ise parlamenter sistemin hem eksikliklerinin giderilmesi hem de sistemin güçlendirilmesinden yana siyasal alanıı korumaya talip cumhurbaşkanı var.

    HDP’nin ve Kürt siyasi hareketinin tercihi her zaman ve her koşulda toplumu yöneten zihniyetin kimliği farklı biri tarafından sürdürülmesi ile bu devletin mağdurlarının işbirliği yani siyasetten arasında olacaktır.

    Pazartesi yazdım; normal şartlarda yapılan açıklamalar, genel söylem ile Demirtaş ve HDP’nin tercihin ikinciden yana olması akla daha yakındır.

    Ancak mevcut şartlar ne yazık ki HDP’yi aşmakta ve çözüm süreci kartı ile Demirtaş ve HDP’nin kararının Öcalan’ın söyleyeceklerine bağlı kıldığı gerçektir.

    Bu tespiti, niyet okuma üzerinden HDP’yi CHP’nin yedeğine alma olarak okuyanlar var. Değil.

    Kısaca Öcalan’ın tutukluluk hali Demirtaş’ın da HDP’nin de, Kürt siyasi hareketinin de başında demokles kılıcı olarak sallanacaktır.

    @murataksoy