• 1.08.2014 00:00
  • (1536)

 Bir önceki yazımda 22 Temmuz’da emniyet mensuplarına yönelik yapılan operasyon sonrasında, gözaltına alınan ve tutuklananların ailelerinin, yakınlarının, onları destekleyenlerin emniyet ve adliye önünde yapmış olduğu eylemlerin “bir tür”siyaset, bu eylemde bulunanların da oy verme dışında “siyasetle”tanışması olduğu tespitinde bulunmuştum.

Bu sürecin başlangıcı esas olarak 17-25 Aralık operasyonları sonrasıdır. Bu operasyonların en somut sonucu, cemaatin bugüne kadar içinde olduğu “pasif” siyasetten “aktif” siyasete doğru ilerlemesi yani siyasallaşmanın kaçınılmaz biçimde yaşanmasıdır.

Geçmişten bu yana cemaatin “siyaset” yapmasının kaçınılmazlığını anlatmaya çalışan biri olarak bundan mutlu olduğumu da ifade etmeliyim.

Cemaat siyaset dışı mıydı?

“Cemaat ve siyaset” kelimelerini yan yana getirdiğim her yazı ve konuşmada cemaatten pek çok açıklama ve zaman zaman da eleştiri geldi.

Ben, her seferinde “siyaset” tanımımızın farklı olduğunu ifade ederek derdimi anlatmaya çalıştım.

Bir kez daha deneyeyim. Cemaatin siyaset yapmasının kaçınılmazlığından bahsederken, kast ettiğim “konvansiyonel siyaset” değil. Yani “cemaat siyaset yapsın” derken, siyasi partilerin “özne”si olduğu bir siyasallaşmayı kast etmiyorum. Cemaat siyaset yapmalı derken kastım, cemaatin devletin, kamunun içinde değil  “sivil alanda” siyasal pozisyon alması ve bunu kamusallaştırmasıdır. Sivil alanda yapılan siyaseti, siyasal alandakinden daha önemli gördüğüm için bu çağrıyı önemsiyorum.

Hayatın her alanının politik olduğu gerçeğinden hareket edersek; her birey, her topluluk, her grup, her sivil toplum yapısı/örgütü, kendi varlığını “apolotik” olarak tanımlasa da politik/siyasaldır.

Bu politik ve siyasal hal, özellikle devletle olan ilişkide açık biçimde ortaya çıkmaktadır.

Devlete karşı toplum

Burada devlet derken, ulus devletisivil toplum derken de tekil ya da grup olarak kendi çıkar/faydalarını maksimize etmeye çalışan organizasyonları ifade ediyorum.

Ulus devletlerin son kertede otoriter yapılar olduğunu düşünürsek, devletin alanını daraltamaya yönelik her sivil girişim demokrasi tarihi içinde bir adımdır. Ki, demokrasi de bir anlamda devlet-toplum mücadelesinin tarihidir.

Batı’da bu mücadele hem tarihsel hem de araçları itibariyle daha zengin olduğundan, siyasal katılım, denetlenebilirlik, şeffaflık, hesap verilebilirlik daha yüksektir. Bu yüzden Batı’da sivil alan devletin alanına göre daha geniştir. Türkiye’de –ve Doğu’da- tersine devlet alanı sivil alandan daha geniştir.

Cemaatin temel yanılgısı

Cemaat de, diğer dinsel gruplar gibi bir sivil toplum örgütüdür. Sayısal ve ekonomik güçlü, kamuda sayısal olarak belirli bir ağırlığı vardır.

Cemaat, bugüne kadar ısrarla siyaseti reddederken, kamusal alanda ve kamuda varlığıyla anlam ifade eden siyasallaşmayı reddetmiştir. Oysa bu hal, tam da siyasetin kendisi, doğrudan siyasal aktör olma halidir. Cemaat, siyasal varlığını kamusal alandaki sivil toplum örgütleri ile sınırlı tutarken devleti demokratikleştirmeye yönelik kamudaki varlığını siyaset dışı tanımlamıştır.

Cemaatin en büyük yanılgısı tam da budur. Yani, devlet, devlet aygıtları ile devlet kurumları ile demokratikleşmez, devlet kendi alanının, toplumda güçlü bir talep yoksa daraltmaz. Cemaatin bu noktada temel yanılgısı, Türkiye’nin demokratikleşmesinin sivil alandan gelecek taleple değil devlet içinde olabileceği varsaymasıdır. Yani herhangi bir toplumsal grubun, cemaatin devletin herhangi bir/birden çok alanında güçlü olması devletin alanını daraltmaya, devleti demokratikleştirmeye yetmez, yetmemiştir.

Ak Parti devleti

Bugün AK Parti’nin toplumsal meşruiyetle elde ettiği iktidar gücünü, devleti demokratikleştirmek için değil devleti “kötü”insanlardan, gruplardan, cemaatlerden temizleyerek kendi kültürel kimliğinin ana taşıyıcısı olduğu bir yapıya dönüştürmek istiyor. AK Parti, devleti olduğu gibi korumak hatta korumak için daha fazla otoriterleşiyor.  

Onun için devlet bürokrasisinde, kamuda, AK Partili belediyelerde son yıllarda farklı kültürel kimlikte olanlar kızağa alınıyor, sürülüyor, KPSS söz sınavlarında eleniyor. Son olarak cemaate yakın insanlar “hukuk” araçlarıyla devletten sürülüyor.

Devleti siyaset dönüştürür

İşte bu yüzden cemaatin siyasallaşması yani sivil alanda siyasetle tanışması önemlidir. Cemaatin, devletin alanının daraltılması, devletin küçülmesi devleti ele geçirip içerden dönüştürme arzusuyla olmayacağını keşfetmesi önemlidir.

Devlet, ancak güçlü sivil toplum, sivil mücadele ve devletin mağdurlarının sivil alanda devlete karşı birlikte mücadele edebilmeleri, siyaset yapmalarıyla demokratikleşebilir.

Bu ortak mücadele hattının ortak keseni, demokrasi, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk, hak ve özgürlüklerdir. Bu hattın ortakları ve müttefikleri devletin tüm mağdurlarıdır. Geçmişte Kürtlerdir, Alevilerdir, LGBT’dir, kadınlardır ve tüm ötekilerdir. Bugün bunlara güçlü ve örgütlü bir öteki olarak cemaat eklenmiştir. 

@murataksoy