• 30.08.2014 00:00
  • (1704)

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan hükümeti kurma görevi alan Başbakan Ahmet Davutoğlu, 62. Hükümeti açıkladı.

62. Hükümetin ana iskeletine bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü ve etkisini görmek mümkün. Özellikle icracı bakanların yerlerini korumaları, hükümetin önceliğinin 2015 seçimlerine kadar AK Parti’nin oyunu düşürmemek olduğu açıktır.

Hükümet listesinin ikinci önemli unsuru ise, Erdoğan’ın kabineye iki “sigorta” sokarak hükümette denetimi tam olarak sağlama gayretidir.

Babacan ve Şimşek’in gölgesi: Kurtulmuş

Bu sigortalardan birisi kuşkusuz Numan Kurtulmuş’tur. Numan Kurtulmuş özellikle son dönemde ekonomi alanının iki bakanı Ali Babacan ve Mehmet Şimşek ile ters düşmüştür. Babacan ve Şimşek’in ekonomi politikalarına özellikle de Merkez Bankası özelinde özerk ekonomi kurumlarına bakışları taban tabana zıttır.

Numan Kurtulmuş bu konularda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aynı yerde durmakta hatta Merkez Bankası’nı “vesayet kurumu” olarak tanımlamaktadır.

Buna rağmen Davutoğlu’nun (ve Erdoğan’ın da) Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’i kabinede tutması, uluslararası piyasalara güven verme amacını taşımaktadır. Bu ekonomideki kırılganlığında farkında olunduğunun işaretidir.

Ancak Babacan ve Şimşek’in varlıklarına rağmen dışardan Yiğit Bulut içerden Numan Kurtulmuş kendi politik doğrularında ısrar edeceklerdir.

Arınç’ın bakanlığı: Sembolik gönül alma

Kabinenin sürpriz isimlerinden birisi kuşkusuz Bülent Arınç’tır. AK Parti’nin dört ana kurucusundan biri olan Arınç, siyasete Başbakan Yardımcısı olarak veda etmesi hazindir. Abdüllatif Şener dışında diğer iki kurucunun (Erdoğan ve Gül) Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmasına rağmen Arınç’ın bu görevle vedası kuşkusuz acıdır.

Arınç’ın bu kabinede yer alması bir anlamda bir gönül alma, parti büyüğüne son görev olarak okunabilir. Arınç, Gül-Erdoğan-Arınç-Şener önderliğinde kurulan AK Parti’den Erdoğan AK Parti’sine geçişte son halkadır.

Akdoğan tercihi süreci nasıl etkiler?

Kuşkusuz kabinedeki en önemli değişiklik çözüm sürecinin koordinatör bakanı olan Beşir Atalay’ın yerini Yalçın Akdoğan’a bırakmasıdır. Akdoğan, başından bu yana hükümetinin sürdürdüğü sürecin önemli aktörü olması hasebiyle; süreçte önemli bir değişiklik olmayacağı ifade edilebilir ki, muhtemelen öyle olacak. Ancak Akdoğan’ın siyasetçi kimliğine ek olarak sürdürdüğü yazarlık şapkası süreci zorlayabilir.

Çünkü yazar Akdoğan’ın yazdığı bazı yazıların, başta Kürt siyasi hareketinin üyeleri olmak üzere PKK’yı da rahatsız ettiği biliniyor. İkincisi, her şeye rağmen Akdoğan, Atalay’a nispeten, PKK’ya karşı daha sert durduğu da bilinen bir gerçek.

Elbette isimlerden daha önemli olan Türkiye’deki siyasal iklimin çözüm sürecini ne kadar mümkün kıldığıdır. Şu bir gerçek ki, hem içerde hem de dışarda Türkiye’nin içinde bulunduğu durum; bir hak ve özgürlük, eşit vatandaşlık sorunu olan Kürt sorununda beklenen adımları atmanın zor olduğunu gösteriyor. Bu açıdan Erdoğan’ın kabinedeki ikinci sigortası bizatihi Akdoğan’ın kendisidir.

Yazıcıoğlu’nu suçu: ‘Paralel’e yakın olmak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan iken yaptığı ‘paralel yapı ile mücadelemizde yanımızda olmayanlar var’ mealindeki ifadesinin ne anlam geldiğini Erdoğan’ın avukatlığını da yapmış Hayati Yazıcı’nın kabine dışında kalmasıyla gördük.

İcracı bakanlıklar içinde görevden alınan tek bakan olan Yazıcı’nın, 17-25 Aralık soruşturmaları sonrasında yapılan hükümet tasarrufları konusunda yaptığı eleştirel açıklamalar, görevden alınmasında etkili olmuş görünüyor. Yazıcı; 22 Ocak 2014 yılında paralel yapı konusunda; “Bu topraklarda tek devletin yanında hiçbir zaman paralel diye bir yapı söz konusu değil ama devletin yönetim şeması içerisinde bazı kişilerin paralel uygulamalar içerisine girdiklerini söyleyenler var. Bunlar söylenebilir. Bunların da bir paralel devlet şeklinde değerlendirilmesinin çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Böyle bir şey olamaz çünkü tek devlet var.” ifadesi onu, paralel devlete yeterince tavır almadı olarak okunmuş olabilir.

Davutoğlu aynı zamanda Dışişleri Bakanı

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanı olmaması da sürprizlerden biridir kuşkusuz. AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Dışişleri Bakanı olması, Davutoğlu’nun bu bakanlıkta da etkili olacağı anlamına geliyor. Türk dış politikasının bu kadar derin krizler yaşadığı dönemde Çavuşoğlu gibi düşük profilli birinin Dışişleri Bakanı olması ancak böyle açıklanabilir.

Değişen ne olur?

Şimdi esas soru, hükümetteki bu değişikliğin Türkiye’nin politik tercihlerinde bir değişiklik yaratıp yaratmayacağıdır.

62. Hükümet, 61. Hükümetin siyaseten devamıdır. İkincisi Erdoğan-Davutoğlu ideolojik çizgisinin dışında, hükümette Erdoğan’ın iki güçlü sigortası vardır.

Özetle bu hükümetin esas işlevi, 2015’de yapılacak seçimlere kadar AK Parti oylarında düşüş olmamasını sağlamaktır. Sonuç olarak Türkiye’de artık de facto “partili cumhurbaşkanı” sistemine geçmiştir.

Yeni hükümetin açıklanmasından sonra AK Parti MKYK’sından Beşir Atalay’ın Hüseyin Çelik’in yerine Tanıtım Başkanı ve Parti Sözcüsü olması, Abdullah Gül’e yakın isimlerden olan Salih Kapusuz’un Halkla İlişkiler Başkanı görevinden alınması partide Gül’ün izinin tamamen silinmesi yolunda bir adım daha demek.

@murataksoy