• 15.09.2014 00:00
  • (1568)

 ABD'nin, Irak'ta ortaya çıkan ve İslam adına şiddet uygulayan, kafa kesen, halifelik ilan eden, IŞİD'e (kendi ifadeleri ile İslam Devleti –İD-) karşı yaptığı operasyonlara uluslararası meşruiyet sağlamak için başlattığı süreçte, en çok zorlanan ve zorlanacak ülke kuşkusuz AK Parti hükümetinin iktidar olduğu Türkiye’dir.

NATO Zirvesi'ndeki görüşmelerin ardından, Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde yapılan toplantıda, Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı İslam ülkelerinin de, IŞİD'e karşı ortak hareket etme konusunda prensip kararı aldılar ve ortak bir deklarasyon yayınladılar. Bu deklarasyona Türkiye imza atmadı.

ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ve Dışişleri Bakanı John Kerry peş peşe Türkiye'yi ziyaret ederek, IŞİD'e karşı Türkiye'nin pozisyonun gözden geçirdiler.

Türkiye’nin mi AK Parti’nin mi tercihi

Medyaya yansıyan bilgiler ışığında Türkiye'nin, IŞİD'e karşı operasyona çekinceleri nedeniyle katılmayacağı yönünde. Bu ise başta ABD olmaz üzere Batı’da son dönemde ortaya çıkan algıların doğruluğunu pekiştiriyor.

Türkiye'nin çekincelerinin kimi “hassasiyetlerden” kaynaklandığı ifade ediliyor.

Bu hassasiyetin başında kuşkusuz yaklaşık 100 gündür IŞİD’ın elinde rehin olan 49 diplomatımız geliyor. Bu haliyle IŞİD, Türkiye’yi de esir almıştır.

İslam adına, başta Müslüman olmayan, Müslüman olsa bile kendi dini yorumları dışında herkesin kafasını kesmekten, insanlık dışı muamele etmekten çekinmeyen IŞİD'ın, elindeki rehinler elbette Türkiye'nin daha hassas olmasını gerektiriyor. Ancak aradan geçen yaklaşık 100 günde rehinelerin kurtarılması için hiçbir somut adımın atılmaması da başka bir soru işaretidir.

Belki kamuoyuna yansımayan, gizli yürütülen kimi görüşmeler söz konusu olabilir, ancak rehinelerin ailelerinin yaptıkları açıklamalar, bu yönde bir olumlu gelişmenin de olmadığını gösteriyor.

Hassasiyet sadece rehinlerden mi?

AK Parti’nin rehineler konusundaki hassasiyeti anlaşılabilir ve bir noktaya kadar tolore de edilebilir. Ancak gerek iç kamuoyunda gerekse Batı kamuoyunda en çok tartışılan ve sorulan soru; bu hassasiyetin rehinelerle sınırlı olup, olmadığı olmadığı yönünde. Bu konuda gün geçmiyor ki, yeni bir bilgi, yeni bir haber ortaya çıkmasın. 

AK Parti’nin IŞİD konusundaki hassasiyetinin rehineleri aşan boyutu, Esad’ı devirmek için Suriye’de işbirliği yapılan, yapılardan örgütlerden biri olması geliyor. Hatta medyaya yansıdığı kadarıyla Türkiye’nin operasyona destek şartlarından birinin, Esad’ın devrilmesi konusunda Batı’nın daha aktif olması.

Suriye’de Esad rejimine karşı, başlayan muhalefetin uluslararası alanda meşru temsilcisi Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) oldu. Ancak Türkiye, Arabistan ve Katar ÖSO dışında El Kaide bağlantılı radikal İslamcı El-Nusra’ya da yardım edildiğine dair iddialar, tüm yalanlamalara rağmen, dünya medyasında en çok tartışılan konuların başında geldi.

2013 sonuna kadar El Nusra ile birlikte hareket eden IŞİD de, bu yardımlardan yararlandı. IŞİD, El  Kaide lideri Zerkavi’nin IŞİD’ın kendini feshedip tamamen El Nusra’ya katılmasını reddetti. Yaşanan gerilim IŞİD, gücünü Suriye’den Irak’a kaydırdı.

Dünyadaki AK Parti-IŞİD algısı

Artık dünyanın gözünde, AK Parti ile IŞİD arasındaki ilişkinin mahiyeti sadece gayri resmi yollarla yapılan yardımlar değil kuşkusuz. Algılanan en güçlü bağ, aralarındaki ideolojik ortaklık.

İslami yorumları birbirinden çok farklı olsa da yapılanların, “İslam” adına yapılması, hükümetin IŞİD'a “terör örgütü” diyememesi, son dönemde Türkiye’deki İslami görünürlüğün devlet eliyle yaygınlaştırılması,  Batı dünyasındaki bu algının en güçlü nedenleri.

Ki, bu yönde medyada her gün bir haber, belge çıkıyor. Türkiye’de IŞİD’e karşı sınırlarda göz yumma, Türkiye'nin farklı illerinde IŞİD saflarında savaşmak için gidenlere karşı gösterilen esneklik, İstanbul başta olmak üzere IŞİD'a ideolojik olarak yakın kişi ve kurumlara gösterilen müsamaha Batı'nın, bu algısındaki en güçlü nedenler arasında.

AK Parti IŞİD’ı ikna edebilir mi?

AK Parti’nin, IŞİD karşısındaki hassasiyeti sadece 49 rehineden kaynaklanmıyor. Daha baskın olan İslami  kimliği ve daha önemlisi de; hükümetin son tahlilde IŞİD’ı ikna edebileceğine olan inancı var görülüyor. Yani IŞİD’a bir tür “bizim/iyi çocuklar” muamelesi yapılıyor.

AK Parti kendi geleceğiyle yüzleşecek

ABD’nin başını çektiği koalisyona, Türkiye’yi dahil etmeleri, bir yanı ile kaçınılmaz. Türkiye pasif kalsa da bu koalisyonun parçası olmak zorunda kalabilir.  

Bu durum, AK Parti’nin, Ak Partililerin kendisiyle, hayal ettiği Türkiye gerçeği ile yüzleşmesi demek.

AK Parti'nin “Yeni Türkiye’si” IŞİD'ın kurmayı istediği İslam Devleti'nin yumuşak bir tonu mu olacak yoksa çoğulcu, özgürlükçü, demokratik ve laik bir ülke mi olacak? Şunu kabul etmek durumundayız ki, IŞİD’in elindeki silah gücüyle, İslam adına Batıya ve dünyaya yaptığı meydan okumayı; AK Parti, sandıktan elde ettiği “plebisiter çoğunlukla” yumuşak biçimde yapmaya çalışıyor. Türkiye’yi demokratik meşruiyet zeminini çoğunlukçu bir anlayışla anti-demokratik düzenlemeler yapıyor. Sadece içeriye değil, aynı şekilde dünyaya “düzen verme”ye soyunuyor.

Müdahale tek başına çözüm değil

Son olarak ABD liderliğindeki koalisyonun müdahalesi tek başına IŞİD’i yok etmeye yetmez.

Bu müdahale, IŞİD’ı geriletebilir ama orta vadede durdurmaya yetmez. IŞİD’ın terör örgütü olarak devreden çıkarılmasının yolu, onu ortaya çıkaran nedenlerin ortadan kaldırılmasından geçer. Yani Irak’taki Şiiliği temel referans alan mezhepçi politikaların sona ermesi ve eşit vatandaşlığı, çoğulculuğun hayata geçirilmesiyle IŞİD ve benzeri terör örgütleri marjinalleşip, ortadan kalkabilir.

Elbette başarının bir unsuru da, bugüne kadar IŞİD’ı arka kapıdan besleyip büyüten İslam ülkelerinin de bu uluslararası koalisyonun parçaları olmasıdır.

@murataksoy