• 30.09.2014 00:00
  • (1546)

 AK Parti’nin özellikle 2011 sonundan itibaren, geride bıraktığı dönemden farklı politika izlemeye başladı. Kimileri AK Parti’nin başından beri böyle olduğunu, bu tarihe kadar takiye yaptıklarını savundu.

Gerçekten öyle mi, bilmiyorum ama benim için aslolan ve öncelikli olan bu dönemde Türkiye’nin demokratikleştirilmesi idi. Bunu siyaseten AK Parti savunduğu için ideolojik olmasa bile siyaseten aynı yerde durduk.

AK Parti’nin bu politikalardan vazgeçtiği andan itibaren de gücümüz ve pozisyonuz çerçevesinde eleştirmeye, mesafe almaya başladık. Bunun maliyeti de işimizden atılmak oldu.

Kimlik muhafazakâr, zihniyet otoriter

AK Parti’nin, hem iç hem de dış politikada aynı anda başlayan değişiminin bugün geldiği yer; muhafazakâr demokrat partiden tabandan tavana gönüllü itaatliği temel alan ataerkillik güçlendikçe parti yönetimi otoriter zihniyete savruldu. AK Parti, bugün kültürel kimlik olarak muhafazakâr ama ideolojik olarak tek adama, tek doğruya, tek kimliğe dayanan otoriter zihniyeti içselleştirmiş muhafazakâr bir parti olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.

AK Parti, bu yeni ideolojisini, devletin ekonomik araçları üzerinden yarattığı kaynaklar ile başta medya olmak üzere kültürel, akademik ve ekonomik aktörler üzerinden kurduğu kapalı devre sitem ile meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu kapalı devre sistemin dışında kalanlar ise doğal bir “öteki” ilan edilip sindirilmeye çalışılıyor. Bu süreçte "ötekini" sindirmek için  kullanılan araçlar ise “devlet imkanları” ve “medya”.

Yaratılan, bu kapalı devre sistem, siyaseten elde edilmiş demokratik meşruiyet üzerinden “plebiseter çoğunlukçuluk”la hayatın her alanına nüfuz ettirilmeye çalışılıyor.

Beyaz Türklerin yerini AK Partili Türkler aldı

Bizim, “demokratik Türkiye” için kullandığımız “Yeni Türkiye”, AK Parti için özünde AK Partililerin 1. sınıf vatandaş olduğu, AK Partliliğin kamusal alanda sahiplenenlerin yükselebildiği, meşru kabul edildiği bir düzeni ifade ediyor. Bu her alanda böyle. Beyaz Türklerin yerini AK Partili Türkler alıyor.

İktidarın “AK Partililiği” bir üst kimlik olarak topluma empoze etmeye soyunması, otoriter modernleşmenin, muhafazakâr kimlikle tekrarlanmasından başka bir şey değil. Bunun doğal sonucu “öteki” ilan edilenlerin, bu kimliğin dışında kalanların kamusal alandan özel alana itilmesi olacaktır.

Laik devlet mi dediniz?

Yıllardır Türkiye’nin demokratikleşmesinin olmazsa olmazı olarak laikliği vurguladık. Devletin toplumsal farklılıklar, dinler, inançsızlıklar karşısında tarafsızlığını; düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı göstermesi olarak tanımladığımız laikliğin, AK Parti’nin son yıllardaki tercihleri ile iyice uzak bir hayal oldu.

Çünkü, AK Partililik temelindeki Yeni Türkiye, toplumsal mühendislik anlayışına uygun olarak dini, dini görünürlüğü kendi içinden geldiği kültürel kimliğe, dini yoruma uygun biçimde kamusal alanda daha görünür kılıyor. Doğal hali, siyasal tercihlerle bozuyor.

Son başörtüsü düzenlemesi de bu yolda bir adımdır. AK Parti’nin yapmış olduğu son başörtüsü düzenlemesi ile bizatihi devlete, dini bir yorum üzerinden “resmi din” dayatmasıdır.

Seninkisi yasak, bizimkisi serbest

Başörtüsü ortaöğretimin ilk sınıfında serbest bırakılması işte bu anlayışın sonucudur. Bu değişikliğin amacı gerçekten“serbestlik”, “özgürlük” olsa farklı dini inançlara sahip olanlara da aynı serbestliğin, özgürlüğün sağlanması gerekirdi. Din dersleri konusunda Alevilere yönelik zorunluluk ortadayken; bireysel bir tercih olan dövme yasaklanırken; bu düzenlemenin amacının, serbestlik ve özgürlük olduğu konusunda AK Parti’nin toplumu ikna etmesi zordur.

AK Parti, bu değişiklik ile AK Partililik kimliğini, “din” ve “dini semboller” üzerinden kamusallaştırarak siyasal kimliğini pekiştirmeyi hedeflemektedir.

Dinin siyasallaştırılması

Dini görünürlüğü ve dini sembolleri bir kutuplaşma aracı olarak kullanılıyor. AK Parti, kendisine her alanda gelen tepkiler karşısında tabanının din, dini semboller kullanarak yeniden mağdur ilan etmek istiyor. Siyaseten içine düştüğü meşruiyet sorununu, siyaset dışı araçlarla, dini semboller üzerinden konsolide etmeye çalışıyor.

Bu durum, AK Partililik kimliğini sahiplenenlerin de siyaseten normalleşmesini engellemekte ve onları, siyasal tercihleri olan özgür bireylerden, devlete ekonomik olarak bağımlı, itaatkâr bireylere dönüştürmektedir.

Geleceği de kaybediyoruz

Son olarak bu düzenlemenin en acı sonucu da; AK Parti’nin son yıllarda siyaseten tercih ettiği toplumsal kutuplaşmanın, gerilimin ortaöğretime, okullara kadar yayması ve birbirine“hayat tarzı”“dış görünüş” temelinde uzak olan nesiller yaratmasıdır. Ne yazık ki, AK Parti sadece bugünü değil, geleceğimiz olan genç dimağları da kutuplaştırıcı siyasetinin parçası haline getirmektedir.

Yazık bu ülkeye, gerçekten yazık.

@murataksoy