• 8.10.2014 00:00
  • (1644)

 AK Parti, kendisi için “ustalık” olarak tanımladığı üçüncü dönemin gerçek hedefi, partinin “siyasal ve kültürel kimliğini”konsolide etmek ve kurumsallaştırmaktı. Yani hedef, parti yönetiminden parti teşkilatlarına inen kültürel ve siyasal kimliğin inşası ve homojenizasyondu.

Nitekim 2007’de toplumun farklı kesimleri ile yapılan koalisyon, 2011 seçimlerinde daraltıldı. Herhangi bir siyasi parti için bu tercih, tek başına sorun değildir.

Herkes benim gibi olsun

AK Parti’nin bu tercihini “sorun” haline getiren durum, kendisi için tercih ettiği bu siyasal ve kültürel kimliği biricikleştirip tek gerçek varsayıp, bunu “mikro alanda” yaptığı siyasal tercihleri, yasa ve yönetmeliklerle tüm topluma empoze etmeye başlamasıyla oldu.

Kürtajdan doğum şekline, içki tüketiminden eğitim sistemine pek çok alanda yapılan değişliklere, son olarak başörtüsünü 10 yaşından itibaren serbest bırakılması eklendi. Bütün bu siyasal tercihler, AK Parti’nin toplum tasavvurunun sembolik adımları olarak ortaya çıktı.

Devlet eliyle homojenizasyon

Kim iktidar olursa olsun, kendi kültürel kimliğini plebisiter çoğunluk üzerinden, devlet imkanları ile topluma dayatması demokratik değil otoriter bir yaklaşımdır. Bu nedenle AK Parti’nin farklılıkları yok sayan, bu uygulamaları demokratik meşruiyet içinde girişilmiş otoriter yönelimlerdir.

Gezi’de yaşanan kırılma

AK Parti’nin, kendi kimliğini topluma empoze sürecini daha açık hale getiren gelişme kuşkusuz Gezi protestoları oldu. Gezi protestolarına karşı AK Parti’nin takındığı tavır “nasıl bir yönetim?” ve “nasıl bir Türkiye?” sorularına açık cevap olarak ortaya çıktı.

Her iki “nasıl” sorusunun cevabı da; meşruiyetini kimlik siyasetine dayandıran, bunu devletin ekonomik imkanları ile sürdürmeye çalışan otoriter yönetimdir.

Kamuda ötekilere yer yok

Gezi protestolarının bir başka belirleyici unsuru da, AK Parti’nin hayal ettiği toplum tasavvurunu hayata geçirmesinde katalizör görevi görmesidir. 2023’e kadar zamana yayılmış bu hedefi gerçekleştirme hedefi hızlanmıştır.

Nitekim dershane tartışması ile başlayan ve 17-25 Aralık süreçlerinin ve devamında yaşananların özeti; Kamuda (devlette)  her türlü kültürel farklılığın, farklı kimliklerin, düşüncelerin temizlenme girişimidir. Ki bu girişim, farklı kimliklere karşı önceden başlamıştır.

Mezhep siyasetinin kodları

AK Parti’nin hem kamuyu (devleti) hem de kamusal alanı devlet imkanları ile homojenleştirme girişiminin dış politika ayağı ise mezhepsel kurgu üzerine inşa edilmiş bir Ortadoğu liderliği hayali oldu.

Mursi başkanlığındaki, Mısır ile kurulan ilişki de, Filistin’de eskiden bu yana Hamas ile kurulan ilişki de, Suriye’de ÖSO dışındaki radikal İslamcı El Nusra ve IŞİD ile kurulan ilişki de hep mezhepsel kimlik siyaseti üzerinden şekillenmiştir.

Bu dış politik anlayış da, içerdeki gibi farklı olan kültürel, dinsel ve etnik kimliklerin yönetimden uzaklaştırılması, mümkünse farklılıkların özel alanda kalması temeline oturdu.

Suriye’nin bize tuttuğu ayna

AK Parti’nin bu politikası Suriye’de iflas etti.

Suriye’de iflas eden politika, AK Parti’nin Alevi ve Kürt sorunu karşısındaki çaresizliğini de, bu sorunları neden çözemeyeceğini de açık biçimde göstermiştir.

Ancak Kürt siyasi hareketi ve Öcalan, çözüm sürecine Gezi’den sonra da inanmaya devam ettiler. Gezi’ye burun büktüler. Gezi’ye 17-25 Aralık’a zorlama darbe muamelesi yaptılar. Bu yönüyle adım adım gelen Kobani faciasının bir sorumlusu da kendileridir.

En son olarak, Kobani için harekete geçme şartını Esad’ın gidişine bağlanması, IŞİD ile PKK’nın eşitlenmesi hep aynı mantığın sonuçlarıdır.

AK Parti için Suriye’de temel hedef asla toplumsal taleplerin iktidar olması, toplumun kendi sorunlarını çözmesi öncelikli olmamıştır. Öncelik her zaman ve her şartta Esad’ın gitmesi olmuştur. Çünkü Esad, AK Parti’nin Ortadoğu’da hedeflediği mezhep temelli ortaklığa uygun değildi.

Etnik kimlik olarak Kürtlere ilk günden karşı

Aynı şekilde hükümetin Haziran 2012 sonunda PYD’nin Rojova’da elde ettiği özerliği de tepkisi “Suriye’de oldu bittiye izin verilmez” şeklinde olmuştur. Ve bu sürecin devamında IŞİD-El Nusra bu bölgelere saldırı düzlenmiştir.

Rojova’da PYD’nin elde ettiği özerkliği hükümet açısından rahatsız edici yanı Kürtlerin “etnik kimlik” üzerinden varlığıdır.

Bir önceki yazıda ifade ettiğim gibi, AK Parti için Esad’ın temsil ettiği kültürel, dinsel Alevi kimliği ile PYD’nin temsil ettiği etnik Kürt kimliği AK Parti'nin Ortadoğu politikası için varlıkları kamusal alanda kabul edilebilir değildir. Bu kimliklerin varlığı AK Parti’nin hem içeride hem de dışarıda hedeflerinin ve hayallerinin gerçekleşmemesi anlamını taşıyor.

 

Hem içeride hem dışarıda iflas

İçeride nasıl, Aleviler, Kürtler, Ermeniler, cemaat, solcular nasıl AK Partililiğin ötekisi ise dışarıda da Esad ve PYD’nin kamusal alanda temsil etiği kimlikler AK Parti’nin ötekisidir.

Hem içeride, hem dışarıda izlenen bu kimlik siyaseti en başta  demokratik olmadığı için iflas etmeye mahkumdu. Ancak bugüne kadar ısrarla sahiplenildi ve sahiplenilmeye de devam ediliyor.

Bedeli ağır riskler alındı

Devam edecek çünkü, AK Parti ve yöneticileri, bu politikaya“büyük yatırımlar” yapmış ve uğruna bedeli ağır “büyük riskler”almışlardır.

Devam edecektir çünkü, bu süreç Başbakan Davutoğlu’nun kullandığı ifade ile söylersek AK Parti için artık “ontolojik” bir savaştır.

Gezi’de ortaya çıkan 17-25 Aralık ile derinleşen toplumsal zihni bölünme ne yazık ki, Kobani üzerinden giderek toplum bir gerilime yol açıyor ki, bu ontolojik savaşın en ağır yansıması budur.

Çözüm demokraside ve mağdurların koalisyonundadır

Oysa çözüm demokraside.

Çözüm çoğulculuğu içselleştirmiş bir demokratlıkta.

Çözüm farklılıkların kamusal alanda zenginlik olduğunu içselleştirebilmekte.

Çözüm farklı olanlar birlikte ve eşit yaşamayı içselleştirmekte.

Çözüm kendine biraz mesafe alacak kadar demokrat olabilmekte.

@murataksoy