• 22.10.2014 00:00
  • (1711)

 Kürt sorunu, Türkiye’nin en önemli sorunu olmaya devam ediyor. Geçmişten bu yana iyi niyetli başlayan ama sonuçlanmayan her girişim, ne yazık ki, çözüm çıtasının biraz daha yükseltmekten başka bir işe yaramadı.

3 Ocak 2013’de başlayan son çözüm süreci de benzer bir işlev görüyor. Hükümet açısından çözüm süreci devam ediyor. Mesele bunun, hem içerde hem de bölgede karşılığı olup olmadı.

Kandil mi hükümet mi?

20 Ekim 2014 itibari ile de artık çözüm sürecinin inisiyatifi Türkiye’deki aktörleri aşıp, bölgesel kaosun dinmesine kadar bölgesel ve uluslararası aktörleri eline geçmiştir. Mevcut zihniyetleri devam ettikçe; Öcalan ve Erdoğan istese dahi Kürt sorununun çözülmesi ve çözüm sürecinin nihayete ermesi imkansıza yakındır.

Bugünlerde kimi akil insan ve yazarlar Öcalan’la-MİT arasında varılan yol haritasına Kandil’in uymadığını söyleyip, hükümetin adım atmadığını söylüyorlar. Öcalan’ı iyi, Kandil’i kötü ilan ediyorlar.

Karşı karşıya olduğumuz tablonun tek sorumlusu olarak Kandil’i görmek, işin en kolayı olacağına kuşku yok.

Çünkü hükümet başlatarak attığı “en büyük adımın” arkasından atması gereken “küçük adımları” ne yazık ki atma cesareti göstermediği için, sorumlu büyük ölçüde hükümettir.

Kürt sorunu ve çözüm süreci

Bu aşamada bir ayrımı, bir kez daha tekrarlamakta fayda var; Kürt sorunu ve çözüm süreci.

Kürt sorunu; çözümün Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçtiği sorundur. Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt sorunu başta olmak üzere, Alevilerin, azınlıkların, farklı etnik ve dinsel kimliklerin de sorunlarının çözülmesinin anahtarıdır.

Çözüm süreci ise, PKK’nın silah bırakmasını ve dönebileceklerin Türkiye’ye dönmesini hedefleyen bir sondur.

Kürt sorunu iç politikanın alanı iken çözüm süreci iç politikadan çok dış politikadaki gelişmelerle doğrudan bağlantılı hatta giderek onun alanında olan bir süreçtir.

Gezi’de duran demokrasi treni

Kürt sorununun çözülmesinde Kandil, Öcalan’ın 21 Mart 2013’teki çağrısına 25 Nisan 2013’de olumlu yanıt vermiş ve çekilme başlamıştır.

Hükümetin bu noktada atmadığı adım, çekilmeyle birlikte yürütülecek olan demokratikleşme idi. Yeni anayasa, gerçekleşmezse yasa değişikleri ile yapılacak demokratikleşme Öcalan’la varılan yol haritasında olmasına rağmen gerçekleşmedi.

Gezi süreci sonrasında içerde ve dışarda yaşanan gelişmeler Kürt sorunun çözümünün rafa kaldırdı. Güvenlik güçlerinin Gezi protestolarında kullandıkları orantısız şiddet ve hükümet yetkililerinin söylemleri; temel hak ve özgürlük meselesi olan Kürt sorununun çözümünde olumlu adım atmanın da zor olduğunu ortaya çıkardı. Yani Gezi ile birlikte Kürt sorununu çözecek olan demokratikleşme süreci büyük ölçüde durdu.

PKK’nın yeni imkanı: Rojova

Dönemin Başbakanı Erdoğan, PKK’nın çekilmesinin başladığı günlerde ve Gezi’nin hemen başında akil adamlar heyetinin final toplantısında; “çekilme yüzde 15-20’de kaldı” diyerek PKK’nın çözüme ayak dirediğini ifade etti.

Ancak öne sürülen bu gerekçenin esas nedeni, hükümetin Gezi’yi bastırma biçimi ve buna paralel Öcalan’la uzlaşılan demokratik adımların atılmamasıdır.

Bu durum, Kandil’in de işine geldi. Çünkü 3 Temmuz 2013’te Mursi’nin askeri darbe ile devrilmesi, Suriye’de Esad’ın kalıcı hale gelmesine yol açtı. Bunun sonucu ise 2012 Haziran’ında PYD’nın Rojova’da 3 kantonda ilan edilen özerklik halinin kalıcı hale gelmesidir. Bu gelişme, PKK’nın uluslararası meşruiyeti olan bir aktör olarak sahneye çıkması anlamını taşıdı.

Nitekim Kandil, 9 Eylül 2013’de geri çekilmeyi, “hükümetin demokratikleşme konusunda atmadığı adımları” bahane ederek durdurdu ama “çatışmasızlığın devam ettiğini” açıkladı.

Demokratikleşmeme, Kandil’in bu kararında “görünür”, Rojova'daki özerklik, “görünmez” nedendir.

Kabul edelim ki, bu durum AK Parti’nin de işine geldi. O da propagandasını Kandil’in “kötü çocuk” olması üzerine kurdu.

Türkiye’nin elinden kaçan fırsat

AK Parti’nin bu süreçte unuttuğu nokta, izledikleri dış politikanın adım adım çökmekte olduğu idi. Suriye’de Esad ve Rojova’da Kürtlerine bakış, hükümeti radikal İslamcıları tercih etmesine yol açtı. IŞİD, bu politikanın da çökmesi anlamını taşıdı.

IŞİD’ın Ortadoğu’da bölgesel bir oyun bozucu aktör olarak devreye girmesi, terör listesinde olan PKK’yı, IŞİD’e karşı mücadele hattında olduğu için meşru bir aktör haline getirdi.

Bugün Kobani’de IŞİD’e karşı oluşturduğu savunma hattı bağlamında Türkiye’nin PKK’yla eş gördüğü –yani terörist- PYD, uluslararası toplumun sahip çıktığı bir yapıdır.

Zorunlu U dönüşü

Son olarak ABD’nin havadan, Peşmerge’nin Türkiye üzerinden açılan koridorla PYD’ye yardımı (henüz başlamadı), çözüm sürecinin devamının da artık Türkiye içindeki aktörlere bağlı olmadığını göstermiştir.

Hem bölgede hem de uluslararası alanda giderek meşru bir güç haline gelen PKK’dan, bu aşamada silah bırakmasını istemenin hayal dünyasında yaşamakla eşdeğer olduğu açıktır.

Onun içindir ki,  Kürt sorununun çözümsüzlüğünü de, çözüm sürecinin durma noktasına gelmesinin de tek nedeni olarak Kandil’i görmek, AK Parti’yi temize çıkarmayacağı gibi; izlediği kutuplaşma ve yanlızlaşma siyaseti ile ülkeyi hem zihnen hem değerler hem de coğrafi olarak ayrıştırmanın eşiğine getirmiştir.

Çözümü ancak koas bitince konuşabiliriz

Bunun içindir ki, çözüm sürecini geleceği, bölgedeki kaosun sona ermesine kadar “bekle-gör” zeminindedir. O zamana kadar çözüm sürecinde bir adım atmak mümkün değildir.

Son konuşulan yol haritası Kürt sorununun hiç olmazsa seçimlere kadar yönetmeyi hedefleyen zaman kazanma taktiğidir. Hem AK Parti hem de Öcalan için.

CHP’ye düşen önemli görev

Bu yüzden Kürt sorunu yani demokratikleşme konusunda CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na sorumluluk düşmektedir. CHP’nin bölge STK’ları ve HDP ile kuracağı demokrasi temelli hat, içerdeki bu sıkışmışlığın ve gerilimin düşmesinde de önemli işlev görebilir.

Yeniden devreye sokulmaya çalışılan akil insanlar, eğer bu tabloyu görmüyorlarsa söylenecek bir şey yok.

Yok görüp susuyorlarsa o da, onların vicdan sorumluluğudur.

@murataksoy