• 21.11.2014 00:00
  • (1514)

 Geçtiğimiz hafta sonu CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin'in Başkanı olduğu Toplumsal Eğitim ve Gelişim Derneği'nin (TEGEM) “Siyaset Arenasında Kadın” başlıklı konferansına katıldım.


Boğaziçi Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Nilden Postalcı’nın organize ettiği toplantıda, Türkiye siyasetinde kadın algısı ve görünmezliği üzerine önemli tespitler yapıldı.

Temel varsıyım, kadının siyasette ancak “erkekleşerek” var olabileceğidir. Oysa kadın, özgür/birey kadın olarak siyasette var olduğunda fark yaratabilir.

KADINA YER YOK

Ancak bunun Türkiye’deki hakim siyasi kültür ve zihniyetten bağımsız olmadığını da eklemeliyiz.

Şu çok açık ki, siyasete kadınların katılımı ve etkisinin artması, kadınlara rağmen değil ancak onların talepleri ile olacaktır. Bu talebin önümüzdeki dönemde giderek artacağına kuşku yok.

Artacak çünkü, son yıllarda kadın, iktidarın ideolojik tercihine bağlı olarak devlet araçları ile bilinçli biçimde kamusal alandan özel alana itiliyor.

Kadının özel alana itilmesi iki türlü yaşanıyor. İlki kadın ve erkeğin kamusal alanda birlikte kullandığı ortak alanlar ayrıştırılmaya çalışılıyor.

İkincisi ise, kadının işgücüne katılımı kamusal alandan özel alana yönlendiriliyor. Yani evde çalışma, ev işleri devlet araçları ile teşvik edilerek yapılmaktadır. Kadın işgücü sayısındaki artış, nitelikli bir işgücü artışı değildir.

BEYAZ TÜRK ÖYKÜNMESİ

Karşımızda kadının, annelik ve vatana iyi evlatlara yetiştirme misyonun kutsayan bir bakış var.

AK Parti'nin toplumsal mühendislik ürünü olan Yeni Türkiye söyleminin kadına bakışı budur. Ve bu diğer alanlarla uyumludur.

Eğitim alanından 4+4+4 sistemi ile başlayan, imam hatip okullarıyla devam eden dönüşüm ile muhafazakâr/dindar bir nesil hayali,

Kamu personeli ve bürokrat atamalarında AK Partililik kriterinin esas olması,

Kamu ihalelerinde organik sermaye sınıfının tercih edilmesi,

Medyadaki tekelleşme, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında yaşanan daralmalar bu politik araçlardan bazılarıdır.

AK PARTİLİ TÜRKİYE

İktidar, devlet araçları ile kamunun ve kamusal alanının tümünü dönüştürmeye ve homojenleştirilmeye çalışmaktadır.

Cumhuriyet’in “Türk/laik” vatandaşın yerini “AK Partili/Sünni” vatandaş, Beyaz Türklerin yerini AK Partili Türkler almaktadır.

AK Partililer dışında herkesin kamusal alanda öteki olduğu, farklı olanların tüm özgürlüklerini ancak özel alanlarda yaşayabileceklerini söyleyen bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

Bu Yeni Türkiye değil, Kemalizme özenen bir totoliterizmdir.