• 1.12.2014 00:00
  • (1527)

 Son bir yıl içinde yazılarımda kullandığımda, TV programlarında ifade ettiğimde tepki çeken bir kavram var: AK Parti. Daha doğrusu partinin adının “AKP” değil “AK Parti” olarak ifade etmem. İnsanlar, “Partiye hala AK Parti diyerek, onu meşrulaştırdığımızı” düşünüyor.

KÜLTÜREL KİMLİK

Burada açık biçimde “kültürel kimlik” ile “siyasal kimlik” arasındaki farklılaşmasının bir başka versiyonu var. Kültürel kimlik, bir insanın/kurumun kendini tanımladığı kimliktir. Yani bir insan kendini Alevi, Sünni, Kürt gibi kavramlarla tanımladığı zaman bizim bunun ifade den insan “hayır sen şu değil busun” deme hakkımız yoktur.

Aynı şekilde bir kurumun kendi adını belirlediğinde, resmi olarak adı odur.

Oysa siyasi kimlik, kültürel kimlikten farklıdır.

Siyasal kimlikte, bir insan ya da kurum, kendini solcu, sağcı, liberal, muhafazakâr, sosyalist, muhafazakâr demokrat gibi kimliklerle tanımlayabilir. Ancak bu tanımlama kişi/kurum için tek başına yeterli değildir.

Çünkü siyasal kimlikte aslolan kendinizin değil, başkalarının sizi nasıl gördüğüdür.

AKP’LEŞEN AK PARTİ

Bu ayrımdan hareketle Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gelebiliriz. Partinin kendini “AK Parti” olarak tanımlaması kurumsal bir kimlik tanımlamasıdır. Parti’nin kendisini bu adla ifade etmesi hakkıdır. Ancak, aynı partinin kendisini siyasal bir kimlik olarak kendini “muhafazakâr demokrat” bir parti olarak AK Parti tanımlaması son yıllarda sorunlu hale gelmiştir.

AK Parti’nin siyasal tercihleri ve Türkiye tasavvuru muhafazakâr demokrat bir partiden çok tek otorite çevresine eklemlenmiş ataerkil muhafazakârlığı temsil etmektedir. Bu nedenle de kültürel kimlik olarak AK Parti’den siyasal kimlik olarak muhafazakâr demokratlıktan uzaklaşmış bir parti ile karşı karşıyayız.

Tek otorite çevresine eklemlenmiş ataerkil muhafazakârlık olsa olsa AKP olarak tanımlanabilir.

Gezi süreciyle belirgin hale gelen bu tercih, 17-25 Aralık sonrasında neredeyse ete kemiğe bürünmüştür.

TOPLUM MÜHENDİSİ AKP

Bugün karşı karşıya olduğumuz iktidar, 2011 seçimlerinde elde ettiği siyasal meşruiyet, “plebisiter çoğunluk” olarak kullanmakta ve toplumun çoğulcu yapısını dikkate almayan pek çok yasayı tek başına hayata geçirmektedir.

Toplumun her alanında yukarıdan aşağıya mühendislik alanı kabul edildiği, yolsuzluk iddialarının sansürle kapatılmak istendiği, her eleştiri ve itirazın paralel yapı söylemiyle susturulduğu, yasama ve yargının yürütmeye bağlandığı Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin artık AKP olmaktan kurtulup AK Parti olma şansı var mı?