• 22.12.2014 00:00
  • (1584)

 Türkiye, Batı’daki ulus-devletlerin tersine bir kuruluş süreci yaşadı. Bizde, önce devlet kuruldu sonra kendine ulus inşa etmeye soyundu.

Devlet, kendi meşruiyetini ideolojik olarak destekleyen yeni bir sınıf yarattı ve toplumun diğer kesimleri ile mesafeli oldu. Devlet-toplum ilişkisinde devletin güçlü ve belirleyici olduğu bir ulus-devlet modeli ortaya çıktı.

Kamusal alana yani siyasete dahil olabilmek, kamuda çalışabilmek, var olabilmek, yükselebilmek ancak devletin sahiplendiği vatandaşlık kimliğini sahiplenmekten geçti.

CEMAATSEL DAYANIŞMA

Devletin bu kadar güçlü olduğu ülkede, devletin sahiplendiği ve inşa ettiği kimliğin dışında kalan İslami kesim içindeki farklı tarikat ve cemaatlerden Alevilere, Kürtlerden Ermenilere ve Rumlara kadar tüm farklı etnik ve dini kesimler varlıklarını ancak dar, cemaatsel dayanışma ile koruyup, sürdürebildiler.

Toplumun farklı kesimlerinin cemaatler halinde yaşaması ve birbirleriyle ilişki kurmaması Osmanlı’dan bu yana yönetici sınıfın temel tercihi oldu. Bunun sonucu apolitik, siyasetsiz ve siyaseti bilmeyen bir toplum oldu.

Devlet, hiçbir zaman toplumun siyasallaşmasını, toplumsal sorunlara sahip çıkmasını arzu etmedi. Toplumun bir biçimde siyasete sahip çıktığı dönemlerde ise devlet açık ve gizli darbelerle gücünü konsolide etti.

DEVLETE SIZMA

Bu durum cemaatlerin de işine geldi. Çünkü devlet gibi cemaatler de bu ilişkiye “fayda” temelli baktı. Devlet, konjonktürel olarak tehlikeli gördüklerine karşı bir başka cemaat ya da cemaatleri kullandı. Devlete yakınlaşan cemaat ya da cemaatler fayda olarak devlete nüfuz etmeyi istedi.

Cemaatler büyüklük ve etkinliklerine göre daima devlete sızmaya, onu ele geçirmeye çalışmalarının temelinde; kendilerini ve toplumu kurtarma ütopyası oldu.

Bu olmayacak bir şeydi. Çünkü devlet, özü itibariyle her zaman otoriter olmuştur. Devleti demokratikleştirecek olan toplumsal denetim kanallarının işleyişi olacaktır. Bu olmadığı sürece devletin otoriter özü, yönetenlerin kimliğinden bağımsız olarak kendini koruyacaktır.

AKP'NİN OTORİTERLEŞMESİ

AKP toplumdan gelip, devleti dönüştürme yolunda attığı adımları şimdi devletleşerek ortadan kaldırıyor.

Devlet olduğunu düşünen AKP, tüm toplumu ötekileştiriyor.

Bu yüzden devlet, hiçbir zaman devletin içinden demokratikleşmez.

Devlet ancak toplumun etkin denetimi ile demokratikleşir. Bu ise, toplumun tüm toplumun siyaseti keşfetmesi ve cemaatler arasında vicdan, demokrasi temelinde işbirliği ile mümkün olabilir.

Bunun için aydınların entelektüellerin, demokratların yeri devletin, devlet olduğunun düşünenlerin değil topumun yanı olmalıdır.

Devam edeceğiz...