• 24.12.2014 00:00
  • (1422)

 Bir düzeltmeyle başlayalım. Bir önceki yazıda kullandığım “cemaat” ifadesi, toplumda var olan herhangi bir cemaati değil, farklı toplumsal kesimlerden her birini ifade etmektedir.


Ortak dini, kültürel, etnik kimlik etrafında buluşan, dar ya da geniş toplumsal gruplardır. Hizmet Hareketi nasıl bir cemaatse, Aleviliği kültürel ve dinsel olarak ortak algılayan toplumsal grup da bir cemaattir. Toplumsal grupları “cemaat” yapan, üyelerinin arasındaki informel dayanışma ağının varlığıdır. Cemaatler ister dini, ister seküler olsun çoğunlukla ataerkil zihniyete sahiptirler.

Aralarında esnek bir dikey hiyerarşi, güçlü bir yatay bir dayanışma vardır. İbadetlerinden sosyalleşmelerine, kültürel tercihlerinden, siyasal davranışlarına kadar büyük oranda ortak hareket ederler.

TOPLUM OLMAYAN TÜRKİYE

Bu grupları kamusal alanda temsil eden kimi vakıf ve dernekler olduğu gibi, imkanlarına göre farklı kamusallaşma araçları da bulunabilir.

Türkiye, ne yazık ki hiç bir zaman “toplum” olamamış bir cemaatler toplamıdır. Cemaatler, özel alanda kendi dünyalarını yaşarken, kamusal alanda karşılaştıkları sorunları diğer cemaatlerle işbirliği yaparak yani siyasallaşarak değil, devleti muhatap alarak çözmeye çalışmışlardır.

DEVLETİN ÇEKİCİLİĞİ

Burada cevap aramamız gereken asıl soru şudur; insanlar ya da cemaatler neden ısrarla devleti ele geçirmek istiyorlar?

Türkiye’nin içinde bulunduğu krizin aşılmasında çıkış noktalarımızdan biri bu soruda gizlidir.

Devletin bu kadar güçlü, toplumun ve siyasetin bu kadar zayıf olduğu ülkede doğal olarak, devlet ele geçirilmesi gereken bir mekanizma olarak algılanmaktadır.

Devlete sızmayı, devleti ele geçirmeyi kendi cemaatlerinin iktidarı ve Türkiye’nin sorunlarının çözümü olarak algılamışlardır. Cemaatlerin temel yanılgısı budur. Çünkü en demokrat iktidarın bile devlet olunca otoriterleşmesi kaçınılmazdır. AKP iktidarının yaşadığı budur.

Bu yüzden devletin demokratikleşmesi, devlete sahip olmaktan değil, toplumdan yana olmaktan geçer.

VİCDAN KOALİSYONU

Bunun için devlet, ancak kamusal alanda cemaatlerin birbiriyle konuşabilmesi, ortak bir vicdan ve demokrasi koalisyonu kurulabilmesi ile dönüşebilir. Kamusal alanda sivil toplum ne kadar güçlü olur, denetim kanalları ne kadar açık olursa, devlet o kadar demokratikleşir ve küçülür.

Türkiye'nin son yılları farklı toplumsal kesimlerin mağduriyetine sahne oluyor. Bugün olması gereken, devletin mağdurlarının yani Alevilerin, Kürtlerin, cemaatin, STK’ların vs. kamusal alanda vicdan ve demokrasi koalisyonu kurabilmeleridir.

Bunun için devletten değil toplumdan yana olmak demokratlığın zorunluluğudur.