• 12.01.2015 00:00
  • (2128)

 Fransa’da mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan katliam, kadim bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi; hangi Müslümanlık, hangi İslam?


Dünyanın farklı yerlerinde insanlar, topluluklar, cemaatler, kurumlar, örgütler hatta ülkeler kendilerini sadece Müslüman olarak sunmakla kalmıyor; “gerçek İslam”ı da kendilerinin temsil ettiklerini düşünüyorlar.

Suudi Arabistan, İran, Tunus, Türkiye, El Kaide, İŞID ve Boko Haram kendini Müslüman olarak ifade ediyor. Tüm bunların hayat ve siyaset pratiklerine bakıldığında arada ciddi yorum farkı görüyoruz.

IŞİD Mİ,TUNUS MU İSLAM? 

Örneğin Boko Haram ile IŞİD’ın temsil ettiği İslam ile İran ya da Tunus’un temsil ettiği İslam aynı değil kuşkusuz.

Paris’in göbeğinde 12 insanı “İslam adına” öldürme, İslam’a hizmet mi etmiştir yoksa zarar mı vermiştir?

BATI’NIN BAŞARDIĞI DÖNÜŞÜM

Bugün çok kabaca baktığımızda Doğu-İslam-Batı arasında derin bir zihinsel fark olduğunu görüyoruz. Batı’yı, Doğu’ya karşı üstün kılan, Batı’nın Ortaçağ’da ete kemiğe bürünerek gerçekleştirdiği zihinsel değişimdir.

Bu değişimin özünde, din ve inançların devlet yönetimlerinin bir parçası olmaktan çıkarılması yatar. Ortaçağ'da başlayan bu zihinsel dönüşüm ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasında büyük bir adım atılmıştır.

Siyasal alanın laikleşmesi/sekülerleşmesi –aradaki farkı da kabul ederek- dinin ve dini inançların yok edilmesi, yok sayılması değil, siyasal karar alma süreçlerinin dışına çıkarılmasıdır.

Bununla birlikte devlete düşen temel sorumluluk, toplumda var olan tüm din, inanç ve inançsızlıklara eşit mesafede durmak olmuştur.

Bugüne kadar Doğu’nun gerçekleştiremediği tam da budur. Doğu’da İslam, pek çok devlet yönetiminin merkezinde yer almaktadır. Dinin ataerkilliği, ulus-devletin otoriter zihniyetiyle birleşince ortaya çıkan; dinin siyaseten araçsallaştırılması ve dinin, insanların değil devletlerin çıkarına yorumlanması hali olmuştur.

Tüm İslam dünyasının aynı sorunları yaşamasını sadece tesadüf ya da Batı’nın suçu olarak açıklayabilir miyiz?

BİZİM BAŞARAMADIĞIMIZ YÜZLEŞME 

Evet Batı, Doğu’yu kullanmıştır. Ancak son süreçte yaşanan acı olaylar üzerinden, Doğu'nun içinde olduğu açmazın tüm suçunu Batı'ya yüklemek, tarihsel bir yüzleşmeden kaçmaktır.

Bu bağlamda Türkiye’nin, kötü uygulanmış olsa da, “laikçiler” tarafından istismar edilmiş olsa da, toplumsal çoğulculuğu dikkate almamış olsa da tüm eksikliklerine rağmen “laik ve demokratik” deneyimi, İslam dünyası ve Doğu’nun zihinsel sıçraması için büyük bir imkandı.

AKP bu olanağı 2012’den bu yana Batı'dan Doğu’ya yönelerek heba ediyor. İçerdeki dönüşümü erteliyor.

Türkiye’ye de, Müslümanlara da kötülük ediyor.

Devam edeceğiz.