• 23.01.2015 00:00
  • (1523)

 Merkez Bankası (MB), Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yeni Türkiye hayaline uygun bir kurum. Nitekim Erdoğan, her fırsatta MB’na ne yapması gerektiğini söylüyor.

Oysa MB, bağımsız bir kurum. Cumhurbaşkanı MB’nın da kendine bağ/ım/lı olmasını istiyor. MB ve Başkanı ise buna “şimdilik” direniyor.

Geçen hafta, “MB bağımsızsa ben daha bağımsızım” çıkışı yapan Erdoğan, MB’nın yaptığı yarım baz puanlık faiz indirimini de beğenmemiş olmalı ki, yurt dışına çıkarken yine eleştirdi..

KONJONKTÜREL BÜYÜME

Erdoğan; “MB verilen mesajlardan nasibini almış değil. … Bu faizle yatırım yapmak mümkün değil. Bu faiz inmesi lazım ki girişimci yatırım yapabilsin. Bizim şu an 158 milyar dolar ihracatımız 170’e doğru tırmansın. Ne kadar ucuz üretim yapabilirsek iç piyasada da imkânlarımız artacaktır.” diyerek MB Başkanını eleştirdi.

Erdoğan, özetle hem iç hem de dış yatırımın artmasını, ihracat ve istihdam artışını doğrudan faiz indirimine bağlamış oluyor.

Gerçekten düşük faiz, ülkede yatırım, istihdam ve ihracatın artmasını tek başına sağlar mı?

Sağlamaz. Sağlamamıştır da.

Evet, faiz indirimi konjonktürel olarak ekonomik gelişmelere olumlu katkı sağlayabilir ama bu sınırlıdır. Bir ülkenin ekonomisinin gelişmesinin temeli hukuk ve demokrasidir. Hukuk ve demokrasinin olmadığı ülkelerde ekonomik kalkınmayı güçlü iç pazar ya da doğal kaynaklar yoluyla (Çin ve kimi Arap ülkeleri) devlet kapitalimi sağlar. Bunun bedeli ise özgürlüklerin kaybedilmesidir.

YILMAZ’IN HAKLI UYARISI

Türkiye’nin temel sorununu en açık biçimde bundan tam 1 yıl önce, 23 Ocak 2014’de yapılan 44. TÜSİAD Genel Kurunda eski Başkanı Muharrem Yılmaz ifade etmişti. Yılmaz: “Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargı mekanizması AB normlarında çalışmayan, düzenleyici kurumlarının bağımsızlığına gölge düşen, vergi cezaları veya başka tür cezalarla şirketler üzerinde baskı kurulan, ihale yasası onlarca kez değiştirilen. Böyle bir ülkeye yabancı sermayenin gelmesi mümkün değildir.".

Bu uyarıyı o dönem Başbakan olan Erdoğan “vatan(a) ihanet” olarak tanımlamıştı.

Oysa Yılmaz sadece gerçeği ifade etmişti.