• 2.02.2018 00:00
  • (640)

 3-4 Şubat’ta Ankara’da CHP’nin 36. Olağan Kurultay’ı var. Kurultayda liderlik tartışmasından çok partinin önemli karar organlarından biri olan Parti Meclisi’ne (PM) girme mücadelesi yaşanacak.

Kurultay’da 4 başkan aday adayı olsa da bunlardan Ümit Kocasakal ve Ömer Faruk Ağaoğlu’nun yeterli imzayı toplaması güç görünüyor. Bu açıdan kurultayda liderlik için genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Yalova Milletvekili Muharrem İnce mücadele edecek.

Şunu itiraf edelim ki, gerek ilçe, gerek il, gerekse kurultayda birden çok aday ve liste çıkması; bunların demokratik bir yarışa girebilmesi, her şeye rağmen parti içi demokrasinin işlediği yegane partinin CHP olduğunu da gösteriyor.

Bu sürecin olumlu yanı. Ancak bu sürecin bir de yeterince kullanılamayan bir zaafa dönüşen yanı var. O da, demokratik yarışın olduğu birçok yerde mücadelenin neredeyse iki farklı CHP tasavvuru olanlar arasında yaşanması ve sonuç ne olursa olsun siyasetin CHP çatısı altında devam ettirilmesidir. Bu durumu zaafa dönüştüren ise, bu siyasal rekabetten enerji üretilememesidir.

                                                                                       ***

Liderlik yarışında olacak Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile Muharrem İnce’nin temel değerler konusunda benzer bir CHP ve Türkiye tasavvuru olsa da; buna “nasıl” varmak istedikleri konusunda derin görüş ayrılıkları olduğu da bir gerçektir.

Kılıçdaroğlu, CHP’yi geçmişin ona yüklediği ağır yüklerden kurtarmaya, toplumsal ve politik sınırlarını aşmaya çalışırken; İnce’nin temsil ettiği siyasal yaklaşım CHP’yi geleneksel sınırlara çeken, liderliği “rakip karşısında başarıyı salt belagata” indirgeyen bir yaklaşımı ifade ediyor. Bu açıdan Türkiye için yeni bir şey söylemeyen siyaseti açık bir “karşıt” olma üzerine indirgeyen bir yaklaşımı temsil ediyor.  

Liderlik konusunda CHP ve Türkiye’nin ihtiyaç duyduğunun Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği liderlik ve siyasallaşma olduğu açıktır.

                                                                                     ***

Ancak CHP’de asıl mücadelenin başkanlıktan çok partinin önemli karar organı PM’ye girme konusunda olacağı açıktır. Bireysel adaylarla birlikte 600’ü bulması beklenen PM yarışında kuşkusuz önemli olan; bireysel adaylıktan çok farklı grupların hazırladığı anahtar listelerdir.  

Görünen o ki, kurultayda en az “dört” farklı grup anahtar liste çıkaracak.

Kılıçdaroğlu ve İnce’nin anahtar listesi dışında Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner “eş başkanlığında” hazırlanacak liste ile kendilerine “taban hareketi” diyen grubun hazırlayacağı bir başka liste daha olacak. Elbette bunların dışında pek çok “korsan liste”yi de göreceğimize kuşku yok.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun tüm ısrarlara rağmen “blok” yerine “çarşaf” listede ısrarlı olması ve bunu da kendi ifadesiyle; “partide demokrasi kültürünün yerleşmesi arzusuyla” meşrulaştırması, kendi siyasal yaklaşımıyla uyumlu bir tercih olduğu açıktır.

Bu tercih, 2014 olağanüstü ve 2016 olağan kurultayında olduğu gibi bu kurultayda da, PM listesinin delinmesine yol açabilir.

                                                                                          ***

İşte yukarıda bahsettiğim “zaaf” da tam bu noktada çıkıyor. 2014 ve 2016’da PM listesini delenlerin, parti yönetimine, parti ortak aklına katkılarını güçlendirecek bir mekanizma üretilememesi, partinin kurultayda ortaya çıkan enerjiden yeterince yararlanamamasına yol açmıştır.

Bu açıdan şu gerçek ki, çarşaf listenin anlamı farklı anahtar listelerden isimlerden oluşacak bir PM’dir. Kılıçdaroğlu ve ekibinin bu riski en aza indirmesinin yolu; gençleşmiş, genç ve kadınlarla güçlendirilmiş ve daha önemlisi Türkiye’nin temel sorunları konusunda sözü ve temsil gücü olan bir anahtar liste çıkarmasıdır. 

Buna rağmen liste delinmesi durumunda ise yapılması gereken, PM’ye seçilen kim olursa olsun, seçilenlerin de söz ve akıllarının parti ortak aklına ve söylemine katılmasının yolunun sonuna kadar açılmasıdır.

                                                                                          ***

Bu noktada çıkması muhtemel dört anahtar listede öne çıkacak olan Kılıçdaroğlu ile Böke-Cihaner ekibinin anahtar listesi olacaktır. Bu iki listede ne kadar çok ortak aday olursa CHP için o kadar başarı olacaktır.

Çünkü Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi dönüştürme ve farklı toplumsal kesimlere açma çabasını, Böke-Cihaner’in yaptığı çağrı ve yaptığı siyasal önermeleri sentezlemek ve daha kuşatıcı bir siyasallaşma üretmek önem ve öncelik kazanacaktır.

Bu açıdan bu iki anahtar listesinin birbirini dışlaması değil tamamlaması önemli olacaktır. Dahası, bu kurultayın bu iki listeden bir sentez üretmesi ve birbiriyle konuşması, iletişim kurabilmesi CHP ve Türkiye için zor geçecek 2018 ve 2019’da partiyi daha güçlü kılacaktır.

                                                                                         ***

Kılıçdaroğlu’nun siyasal liderliği ve siyasal yaklaşımı ne kadar önemliyse; Böke-Cihaner eşbaşlanlığında kamuoyuyla paylaşılan siyasal yaklaşım, konumlanış ve yeni bir şeyler söyleme iddiası da o kadar önemlidir. Bunlar birbirini dışlayan değil birbirini tamamlayan, birbiriyle konuşabilen ve birbirini etkileme potansiyeli taşıyan siyasallaşmaları ifade etmektedir.

Kılıçdaroğlu’nun partiyi “demokrasi, özgürlükler, eşitlik” ortak temelinde toplumun farklı kesimlerine açma arayışlarını; topluma yeni “söz” sunma iddiasındaki Böke-Cihaner çıkışıyla sentezlemek CHP Kurultayı’nın ve kurultay delegelerinin önceliği olmak durumundadır.

Çünkü, Türkiye’nin sadece muhalefet eden bir CHP’ye değil, farklı toplumsal kesimlere açılırken; yeni siyasal ve ideolojik bir hattı da toplumla ortaklaştırıp siyasallaştırması bir zorunluluktur.

Yok eğer kurultay delegeleri, sahip oldukları tek “oyu”, kendi “küçük iktidar” alanı olarak görüp, siyasal tercihle oy kullanmazlar ise kaybeden hem kendileri, hem CHP hem de Türkiye olur.