• 1.02.2018 00:00
  • (465)

 11. Cumhurbaşkanı ve AKP’nin kurucularından Abdullah Gül, kendisi ile olarak yürütülen “ortak aday”lık çabalarının başarısız olmasının ardından açıklama yaparak, “aday olmadığını” deklare etti.

Abdullah Gül’ü aday yapabilmek için sürdürülen çabalarını iki taraflı okumak mümkün.

Bu okumanın bir yüzünde, kendisine atfedilen adaylığın anlamı var. Diğer yüzünde ise kendisinin bu süreçteki siyasal duruşu var.

***

İlkinden başlayalım.

Abdullah Gül adı, siyasi kulislerde uzunca bir süredir alternatif aday olarak gündemde oldu. Pek çok ankette adı anıldı. Bunun temel nedenlerinden birisi Gül’ün siyasetle ilgisini pratik olarak sürdürmese de, siyasi temaslarının sürekli olmasıdır.

Toplumun farklı kesimlerden yazarlar, akademiyseler, STK temsilcileri, siyasiler kendisiyle çeşitli vesileyle görüşüyorlar.

Bu görüşmelerin bir kısmı kamuoyuna yansıdı. Bir kısmı ise özel sadece özel dost sohbetlerinde paylaşıldı, paylaşılıyor.

Bu görüşmelere katılanların çoğunluğunun ortak ifadesi; kendisini ziyarete gidenlerin anlattıkları Türkiye tablosundan; Gül’ün de rahatsız olduğu ve bir şeyler yapılması gerektiğine olan inancını ifade etiği yönde.

Yani Gül de bir süredir, karşı karşıya kaldığımız Türkiye manzarasından rahatsız.

Bunun sonucu olsa gerek ki, muhalefetin kendi adı üzerinde uzlaşırsa ortak aday olarak siyasete dönebileceği gerçeği ortaya çıktı.

Ortak adaylık konusunda kendisi üzerine varılan uzlaşma esas olarak, uzun geçmişi olan bu görüşmelerin zımni ortaklığının sonucudur.

***

Gül’ün adının öne çıkaranların ana hedefi kuşkusuz cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak kadar Meclis’te çoğunluğu da sağlayarak; Türkiye’nin yeniden parlamenter sisteme dönmesi ve demokratikleşmenin sağlanması.

Gül’ün bu noktada avantajı, sadece onu aday yapan partilerden değil, içinden geldiği AKP’den de oy alabileceğine olan inanç.

İşte bu yüzden Gül’ün Erdoğan karşısında en güçlü aday olarak daima öne çıktı.

***

Bu olasılığın boş bir beklenti olmadığını adı ortaya atılır atılmaz gördük.

Siyasi iktidar Gül’ün olası adaylığından duyduğu rahatsızlığı, önce kendisine en yakın isimlerden birini görüşmeye çağırarak gösterdi.

Bu açık görüşmeden sonuç alınamamış olmalı ki, bu kez okul/kurs arkadaşı Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü kendisini “gizli” ziyaret etti.

***

Burada iktidar açısından iki nokta önemli. İlki Gül adının bir seçenek, üstelik güçlü bir seçenek olarak gündeme gelmesinin ifade ettiği siyasal çaresizlik; ikincisi ise bu olası adaylığın yarattığı, ortaya çıkardığı endişe ve korku.

Ancak bu durumun, muhalefet tarafından yeterince okunamadığı en azından iyi okunamadığı açık ki, süreç başarısız oldu.

***

Gül’ün olası ortak adaylığının diğer bir okuması da, bizatihi kendisiyle yani Gül’ün apolitik tavrı ile ilgilidir.

Şu çok açık ki, Gül, kendisini ortak aday yapmak isteyenlerin gösterdiği çabanın, aldığı siyasi riskin karşılığını vermemiştir.

Gül’ün bu tavrı da, bu sürecin başarısız sonuçlanmasının en önemli nedenlerden birisidir. Gül, bu süreçte siyaseten risk almadığı, apolitik davrandığı için kaybetmiştir.

Yıllar önce yazdım ve söyledim: “Erdoğan’ın olduğu hiç bir sahneye Gül, oyuncu olarak çıkamaz.”

Son süreçte yanılmayı çok isterdim ama olmadı.

Gül, toplumun farklı kesimlerinin kendisine yaptığı ziyaretlerde yapılan tespitlere gösterdiği yaklaşımının, çok azını kamuoyuna açık yüreklilik ve kararlılıkla söyleyebilseydi bugün başka bir sürecin içinde olma olasılığımız vardı.

Gül’den gelecek böyle bir açık yüreklilik ve kararlılık, siyasi geçmişinden gelen kendisinin adaylığına yönelik siyasi eleştirileri de kırma, onları ikna etme potansiyeli taşıyordu.

***

Bugün Gül’ün ortak adaylığı başarısız olmuşsa, bu onu aday yapmaya çalışanların değil daha çok kendisinden kaynaklanmaktadır.

Siyaset konuşmak yani siyaset risk almak için adaylığını bir tür ön şart olarak öne süren Gül’ün bu sonucu alması bir anlamda normal oldu.

Oysa yapması gereken basitti, kendisini ortak aday göstermeye çalışan partilerin Türkiye duyarlılığını, temel sorunları dillendirmekti.

 

Gül’ün bu süreçte sürekli olarak talep eden bunun için risk alan değil, bir “kurtarıcı rolü” beklemesi, adaylığı konusundaki başarısızlığın önemli nedenlerinden birisidir.

***

Unutmamak gerekiyor ki, siyaset, kişilerin de, ülkelerinde risk alarak yükselebilecekleri bir mücadele alanıdır.

Gül ne yazık ki, bu süreçte mücadele etmeden yükselmek istedi. Olmadı. Ortak adaylık konusunda kendisi için siyasi risk alanların, aldığı riskin çok azını bile almayarak siyaseten kaybetmiştir.

Özellikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu süreçte başta parti grubu, tabanından gelen eleştirilere, bu süreçte dokuduğu mekik diplomasisi ile aldığı riskin çok azını alamayan, almayan Gül siyaseten kaybetmiştir.

***

Gül siyaseten kaybetmiştir ama muhalefetin “ortak aday” arayışı bitmemiştir. Çünkü ortak aday, bir kişi değil ilkelerdir, hedeflerdir. Parlamenter sisteme dönüş, demokratikleşme, bağımsız ve tarafsız yargı, medya özgürlüğü bunlardan bazılarıdır.

Bütün mesele bu ilkeler ve hedefler etrafında birleşmektir. Bu şans hala devam etmektedir. O yüzden muhalefet samimiyet testindedir.