• 4.02.2018 00:00
  • (544)

 7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde AKP'nin oyu yüzde 40’lara düştüğünde HDP’nin oyu yüzde 13.1’e yükselmişti.

7 Haziran seçimlerinden çıkan sonuçtan memnun olmayanlar, HDP’nin başarısını bahane ederek seçimi yenilediler.

1 Kasım 2015’de yenilenen seçimde AKP yüzde 49’u bularak yeniden tek başına iktidar oldu.

7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasında temel fark ise seçmen önceliği oldu.

                                                                      ***

7 Haziran’da seçmenin ve partilerin önceliği “ekonomi” oldu. Muhalefet özellikle CHP, ekonomi odaklı bir seçim kampanyası ile muhalefet adına belirleyici oldu. Bu seçimde, iktidarın oyu düşerken muhalefetin oyu yükseldi.

Ancak 1 Kasım 2015 seçimlerinde öncelik ekonomiden “terör ve güvenliğe” döndü. Ve seçmen davranışı muhalefet yerine iktidar lehine işledi ve AKP yeniden tek başına iktidar oldu.

İki seçim arasındaki bu kısa aralıkta seçmen davranışındaki yüzde 9’luk oynama, olağan değil üretilen, icat edilen bir şiddet sarmalının sonucu oldu. Yani çıkarılan yangının söndürülmesi vaadi siyasi başarıyı getirdi.

Özetle 20 Temmuz 2015’te başlayan şiddet dalgası, PKK’nın da desteğiyle iktidar lehine işledi ve AKP yüzde 9’luk bir oy artışı ile yeniden tek başına iktidar oldu.

Bu açıdan 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin başarının arkasındaki gizli kahraman bizatihi PKK’nın kendisidir.

                                                                     ***

Türkiye 24 Haziran’da yapılacak baskın seçime giderken, öncelik terör ve güvenlik değil yeniden ekonomi.

Dün açıklanan enflasyon rakamları, uluslararası derecelendirme kuruluşunun Türkiye’nin notunu bir derece negatife çevirmesi, dolar ve euronun artışı; makro düzeyde ülke ekonomisinin iyi gitmediğinin işareti.

Kaldı ki, içeride işsizlik ve faiz oranlarının yüzde 15’ler ve üstünde olması bu olumsuzluğun başka bir verisi olarak karşımızda.

Bütün bu olumsuzluklar, Türkiye’nin uluslararası alanda riskini artırırken, geleceğin bu açıdan çok da parlak olmadığını göstermektedir.

Ancak kabul edelim ki, ekonomik alanda ortaya çıkan bu tablo, siyasi bir tercihin sonucudur.

                                                                       ***

Bu, toplumun yarısına yakınının oyu ile iktidar olan bir siyasi partinin, toplumun diğer yarısının varlık ve taleplerini dikkate almadan, onları yok sayarak yönetme arzusunun sonucudur.

Toplumun yarısının kendini, bu sistem içinde değersiz bulduğu, varlıklarının gereksiz bulunduğu bu ülkeden gitmeleri, gitme çabasında olmaları kadar doğal ne olabilir ki?

Bu yüzden siyaseten topumdaki tüm aktörlerin siyasi sürece katılabildiği, katılımcı bir demokrasinin işletilmesi sadece toplumsal barış için değil ekonomi için de bir öncelik ve zorunluluktur.

                                                                      ***

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşısında kazanabilecek bir aday üzerine uzlaşma arayışı bu açıdan değerlidir. Ancak bu çabanın bizatihi İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener tarafından engellenmiş olması, kabul edelim ki, siyaseten büyük bir basiretsizliktir.

HDP’ye karşı aynı engellemenin “sıfır baraj ittifakı”nda yaşanması ise başka bir garabettir.

Oysa şunun çok açık görülmesi gerekmektedir; muhalefetin bu seçimi yani hem cumhurbaşkanlığı hem de meclis seçimini kazanmasının yolu, 16 Nisan 2016 Anayasa Referandumu’nda “hayır bloku”nu oluşturan tüm parçaları bir arada tutmak ve üzerine “evet” cephesinden oy almaya bağlıdır.

Bu açıdan HDP’nin siyaseten dışarıda bırakıldığı her durum, AKP/MHP’ye karşı kazanma şansının azalmasıdır.

                                                                  ***

“HDP ile yan yana görünmeme” alerjisinin aşılması için Türkiye’nin daha neleri yaşaması gerekiyor ki?

Siyasi iktidar, muhalefet, HDP ile yan yana gelmese dahi, muhalefeti HDP ile yan yana gibiymiş gibi gösterip, bunun propagandasını yapıyorken; muhalefetin HDP alerjisi fazlasıyla ironik kaçıyor.

Bu yüzden HDP’ye “cüzzamlı” muamelesi yapmak değil onu her türlü sürecin içine açık ya da gizli katmak muhalefetin sorumluluğudur. HDP’nin dışarıda bırakıldığı her seçenek, kaybetmeyi baştan kabullenmektir.

HDP ile yan yana gelmek sadece, seçim kazanmak için değil, toplumsal barışın sağlanması, bir arada yaşamanın da temel parametrelerinden birisidir.

HDP ile yan yana olmak, Kürt sorunun çözümü içim elzemdir.

HDP ile yan yana gelmek, Suriye’de, Irak’da yeni bir pozisyon üretmek için elzemdir.

Kürtleri yok sayarak, siyaseten öteki ilan ederek; sadece Kürtlere değil Türklere de, Türkiye’ye de kaybettirir.

Bu yüzden HDP’siz, Kürtlersiz kazanma da, normalleşme de, demokrasi de olmaz.