• 8.02.2018 00:00
  • (576)

 24 Haziran seçimlerinde en çok tartışacağımız konu başlıkları genel hatlarıyla ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı adayları dışında, seçime katılacak partilerin seçim vaatleri, seçim manifesto ve beyannameleri de yavaş yavaş ortaya çıktı.

Bu seçimlerde işi “en zor” olan kuşkusuz AKP Lideri Sayın Erdoğan. Erdoğan hem Cumhurbaşkanı adayı olarak hem de AKP Genel Başkanı olarak iki şapka ile mücadele edecek.

Bu zorluğu kendisi açısından kolaylaştıran ise AKP’de kendisine yönelik oluşan “tam biat” ve sonuna kadar kullanacağı “devletin güç ve imkanları”.

Erdoğan karşısında CHP, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’yi çıkardı. İnce’nin adaylığı parti tabanında belli bir heyecan dalgası yarattığı gibi, tabanda İYİ Parti’ye yönelik kaymayı da büyük ölçüde durdurma ve tabanı konsolide etme imkanı yarattı.

Yine İnce’nin ilk günden itibaren verdiği kucaklayıcı mesajlar, söylem ve jestler, farklı toplumsal kesimlerde olumlu karşılandı.

                                                                         ***

Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP Genel Başkanı şapkasıyla, partinin seçim manifestosunu açıkladı.

24 Haziran sonrasını “şahlanış ve yeniden yükseliş” dönemi olarak tanımlayan Erdoğan'da, yeni döneme ilişkin olarak daha çok demokrasi, ekonomik yatırımlar ve dış politikada yeni vaatleri ile 15 yıllık iktidar partisinden çok muhalefet partisi havası hakimdi.

Bu açıklamadan bazı örnekleri sıralayalım:

  • "Dün olduğu gibi bugün de demokrasiden, özgürlükten, hakların serbestçe kullanılmasından yanayız. Yarın da öyle olacağız.”
  • “Biz milletin egemen olduğu tam bağımsız, tam demokratik ve müreffeh Türkiye istiyoruz. Ahdım olsun ki; yeni dönemde Türkiye muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacak.
  • “Yerli otomobil ve savunma sanayii alanındaki projelerimiz süratle hayata geçecek.”
  • “Faizler, enflasyon ve cari açık düşecek.”
  • “AK Parti yürüyüşüne başladığımız günlerde 3-Y olarak adlandırdığımız yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele etmek, en önemli hedeflerimiz arasında olmaya devam edecektir."

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

                                                                      ***

Bütün bunlara bakıldığında, hepsi yapısal olarak var olan sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik hedefler olarak çıkıyor.

Oysa çok değil, 2002’de iktidar olan AKP’nin ilk iki dönem izlediği politikalara ve somut gelişmelere bakıldığında, burada hedef olarak sıralanan pek çok şeyin, büyük ölçüde vaat olmaktan çıkıp bir tür gerçekleşmekte olan noktalar olduğunu gördük.

Bu vaatlerin pek çoğunun hayata geçirilmeye çalışıldığı bir dönemi hep birlikte yaşadı bu ülke.

Bu açıdan, yakın geçmişte sorun olmaktan çıkmakta olan konu başlıklarının, bugün gelecekte gerçekleştirilmesi vaat edilen hedefler olarak ortaya konması, siyasi geri gidişin kabullenilmesidir.

                                                                   ***

Şunu ifade edelim ki, bugün karşımızda olan AKP, 2002’de iktidar olan AK Parti’den, o AK Parti’nin yönetiminden çok farklıdır.

Bir ortak akıl hareketi olarak ortaya çıkan AK Parti, bugün, tek aklın hakim olduğu, herkesin o tek akla teslim olduğu AKP’ye dönüşmüştür.

Bu haliyle Erdoğan, çoğulcu AK Parti’yi tasfiye ederek, tek aklın egemen olduğu AKP’ye dönüştürmüştür.  

Bu dönüşüm, sadece AKP’ye değil, tüm ülkeye, tüm vatandaşlara hatta AKP’lilere de maliyeti yüksektir.

                                                                      ***

AK Parti’den AKP dönüşün maliyetini tüm Türkiye halkı olarak ödemekteyiz. Ödemeye de devam edeceğiz.

Recep Tayyip Erdoğan, sadece AK Parti’yi tasfiye etmedi. Erdoğan, Cumhuriyet değerlerini, o değerlerin ima ettiği tüm gündelik pratiklerini de tasfiye etmeye çalışmaktadır.

Bu yüzden ki, 2015’deki genel seçimlerde, farklı görüşteki siyasi partilerin birbiriyle mücadele ettiği, demokratik süreçlerde yarıştığı ortamlardan ziyade; kazanmak için her şeyin yapıldığı bir sandık yarışına dönüştürdü.

Bu dönüşüm sadece partide değil, parti ve ideolojisiyle bağlantılı tüm alanlarda ortaya çıkmaktadır.

Bu, “kazanmak için her şey mübah” bakışıdır.

Bu bakıştan demokratik bir yaklaşım çıkmayacağı gibi, birlikte yaşama, toplum olma iradesi de çıkmaz.

                                                                   ***

Oysa Türkiye’yi yönetmenin, toplum olma, toplumsal farklılıkların bir arada yaşayabilmesinin yolu, siyasi iktidarın ve liderliğinin izlediği siyasal anlayış ve söyleminin terk edilmesi, tek adamlıktan çoğulcu, katılımcı bir yönetim anlayışına dönüşten geçmektedir.

Oysa Erdoğan’ın açıkladığı manifestoda bu yönde hiçbir adım yoktur.

Açıklanan manifestoda, AKP ve onları destekleyenlerin makbul vatandaş ve her şey; dışarıda kalanların makbul olamadığı dolayısıyla öteki olduğu bir toplumsal tahayyül sunulmaktadır.

                                                                       ***

AKP Genel Başkanı Erdoğan, açıkladığı manifesto ile kendisine yeni bir “kurucu babalık” rolü tanımlarken, AKP’yi destekleyenleri bu kuruculuğun asli unsuru; diğerlerini de fazlalık olarak görmektedir.

Manifestonun satır başlarına bakıldığında AKP’nin bizatihi yok ettiği AK Parti’nin gerçekleştirdiği hedefleri birer vaat olarak sunduğu görülecektir.

Erdoğan ve AKP, yaşanmış bir tarihi yeniden vaat ederken, sadece kendini değil Türkiye gerçeklerini de inkar etmektedir.