• 18.05.2018 00:00
  • (526)

 24 Haziran seçiminin siyaseten görünen iki anahtarı var. İlki açık görünürlüğü ile Kürt seçmenler, ikincisi ise gizli görünürlüyle AKP’li seçmenler.

Bu iki kesimin gerek milletvekili gerekse Cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterecekleri siyasal tercih, seçimlerin kaderi konusunda belirleyici olacak.

                                                                      ***

Kürt seçmen için milletvekili seçiminde, HDP’nin yüzde 10 seçim barajını geçmesi ve eğer kalırsa 2. turda cumhurbaşkanlığı seçiminde alacakları pozisyon önemli olacaktır.

Kürt oyları, bölge ve Türkiye genelinde HDP ve AKP’ye gidiyor.

HDP, son iki yıldır yargı kaynaklı siyasi sindirme operasyonu ile karşı karşıya. Hedef HDP’yi hem Meclis’te hem de örgütsel düzlemde işlevsiz bırakarak, partiyi siyasi felce uğratmak.

                                                                  ***

Bu hedefin başarısız olduğu kamuoyu araştırmalarında görülüyor. HDP’nin Türkiye genelinde oyunun yüzde 10’nun üzerinde olduğu görülüyor.

Bu süreç, HDP seçmenini hedeflenenin tersine konsolide ettiği gibi, bölgede geçmişte AKP’ye oy verenlerin de başka tercihlere yöneldiği gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Bu açıdan Kürt seçmenini asıl değerli kılan nokta, ikinci tura kaldığında cumhurbaşkanı seçimindeki oy tercidir.

Görünen Kürt seçmenlerin cumhurbaşkanı seçiminde tercihini Selahattin Demirtaş’tan yana kullanacağıdır.

Seçim ikinci tura kalırsa, Kürtlerin tercihi, Erdoğan’dan yana mı, yoksa onun karşısına çıkacak İnce ya da Akşener ikilisinden birine mi olacak?

Bu yüzden seçimin görünen açık anahtarı Kürt seçmenlerdir.

                                                                     ***

Seçimlerin görünmeyen gizli anahtarı ise kuşkusuz muhafazakâr AKP seçmenidir.

Şu soruyu sormak gerekiyor.

Bugün hangi AKP’li seçmen Türkiye’nin ekonomik, siyasi, hukuki durumundan; iç ve dış politikasından memnundur?

Bu seçmenlerin ne kadarı Türkiye’nin içinde olduğu sorunların farkında?

Eğer AKP seçmenlerinin tamamını Türkiye’nin yaşadığı sorunlardan bihaber kabul edersek yanılırız.

Onlar da iktidara yakın medyayı izleseler de, ülkenin yaşadığı sorunların farkındalar.

                                                                   ***

Bunun istisnası elbette var. Kendi bireysel, kurumsal ve cemaatsel varlığını siyasi iktidara borçlu hisseden “Beyaz AKP’liler” için Türkiye’de her şey yolunda.

Beyaz AKP’liler için, Türkiye’yi kötü gösterenler bölücü, öteki, hain, düşman vs. Onlara göre her şey yolunda.

Ama bu, Türkiye’nin hem içeride hem de dışarda içine girdiği sıkışmışlığı ortadan kaldırmıyor.

                                                                     ***

Bunun içindir ki, gerek milletvekili gerekse cumhurbaşkanı seçimini kazanma konusunda en kritik seçmen kitlesi, AKP’ye oy vermiş, Beyaz AKP’liler dışındaki sıradan AKP’liler, sıradan muhafazakâr seçmenlerdir.

Bu seçmen kitlesinin oyunu almak ise, onların şu an sahip olduklarını düşündükleri özgürlükleri korumak ve birlikte yaşamanın aracı olan bu özgürlükleri geliştirmekten geçmektedir.

Bu seçmen kitlesinin bir kısmı için öncelik kamusal alanda kültürel kimliklerinin kabulü, yaşam tarzlarına müdahale edilmemesi iken bir kısmının tercihi devletin kendilerine sunduğu ekonomik yardım ve imtiyazların sürmesidir.  

Yani bütün mesele, onların sahip oldukları hak ve özgürlüklerin, ekonomik yardımların süreceğine ilişkin güvencedir.

Türkiye’nin son yıllarda içine girdiği toplumsal kutuplaşma, yaşam tarzı üzerinden yapılan siyasal konumlanma AKP tabanının konsolide olmasını sağlıyor. Ki bu politikaların hedefi de tam bu.

                                                                     ***

İlk kısımda yer alan toplumsal kesim için sahip olunan hak ve özgürlüklerin korunması genel demokratikleşmenin bir parçası olarak sorun olamadan sürebilir ve sürebilmelidir de.

Ancak burada temel sorun AKP’nin ikinci kesim ile kurduğu ilişkidir.

AKP’nin bu kesimdeki seçmenle kurduğu ilişki, onları kalıcı bir yoksulluğa mahkum ederek AKP iktidarına mahkum etmeyi hedeflemektedir.

AKP, devlet imkanlarını bu kesime sosyal devletin gereği olacak biçimde değil, sosyal yardımları ve ekonomik kaynakları oy verdikçe, dağıtılan bir “sadaka”ya dönüştürmüştür.

Bu toplumsal kesimin devlet imkanlarıyla yoksulluğa mahkum edildikçe, gelecek hayalleri de kaybolmakta.

Sınıf atlama, sosyal mobilizasyon hedefine sahip olmayan bir toplumsal kesim için en rasyonel tercih var olan siyasi düzenin devamıdır. Bunu kendi konforunun sürmesi için zorunlu görür.

                                                                        ***

İşte muhalefetin seçimi kazanmasının yolu bu toplumsal kesimleri ikna etmekten geçiyor.

Bunu da, hak ve özgürlüklerin ve kazanılmış hakların süreceği konusunda güven ve sadaka kültürü ile kalıcı yoksulluğa mahkum edilen toplumsal kesime gelecek umudu vererek yapabilirler.

Muhalefetin, parti farkı olmaksızın bir bütün olarak 24 Haziran’daki seçimi kazanması, AKP’ye oy vermiş sıradan muhafazakâr seçmenlerle kuracağı sahici ilişki ve vereceği güven duygusunda saklıdır.

Seçimin gizli anahtarı bu muhafazakâr seçmenlerdir.