• 19.06.2018 00:00
  • (438)

 Motor sporları deyimiyle söylersek “son düzlükteyiz”. Seçime günler kala tüm partiler, milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı adayları son kozlarının sahaya sürüyor.

Bu seçimlerde yapılan anayasa değişikliği nedeniyle, geçmişten farklı olarak partilerden, parti başkanlarından (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı istisna tutalım. Çünkü kendisi aynı zamanda AKP Genel Başkanı) çok, Cumhurbaşkanı adaylarının mitingleri ve vaatleri öne çıktı.

CHP’nin adayı Muharrem İnce, aday gösterildiği gün sembolik olarak parti rozetini çıkarıp Türk Bayrağı rozetini takmasıyla; bambaşka bir aday profili ortaya koydu.

Bu profil, kendisini cumhurbaşkanlığı yarışında Erdoğan karşısında en güçlü aday yaptı.

İki adayın mitinglerde verdiği mesajlara bakıldığında kabaca iki Türkiye tasavvurunu görüyoruz.

AKP’Lİ TÜRKİYE HAYALİ

Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak, parti seçim beyannamesinde vaat ettikleri ile geçmişte yaptığı, 2010 sonrasında adım adım yıktığı şeyleri yeniden yapmayı vaat ederken; Cumhurbaşkanı adayı olarak ise AKP beyannamesinin tam tersine içe kapalı, güçlü bir tek adamın hakim olduğu rejim ve ülke vaat ediyor.

Düşünün ki, bu seçimde Erdoğan’ın en büyük vaadi daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha zengin bir ülke değil, her şeyin bedava olduğu “Milli kıraathane”.

MESLEKSİZ TÜRKİYE

Bu projeyi yabana atmamak gerek. Çünkü bu proje halen yürütülmekte olan bir politikanın tamamlayıcısı.

Açalım.

AKP iktidarının son yıllarda yürüttüğü en önemli projelerden birisi kuşkusuz “sosyal devlet” ilkesi gereği, toplumun yoksul kesimlerine yönelik yardımları idi.

AKP bu alanı son yıllarda o kadar genişletti ki, bu yardımlar sosyal devlet anlayışından çıkarak, toplumun belli bir kesimini kendi iktidarına mahkum etme hedefine yöneldi.

Bu yardımların en önemli sonucu ise; bundan yararlanan toplumsal kesimin “kalıcı yoksulluğa” mahkum etmesi oldu.

Kalıcı yoksulluktan kasıt, iş bulma, sosyal mobilizasyon hedefi olmadan, var olan standardın korunması demek. Hiç emek harcamadan asgari bir yaşam standardına razı olmak demek.

İşte Milli kıraathane projesi bu açıdan işlevsel. Bu toplumsal kesimlerin çocuklarının da içinde olduğu daha geniş bir gençliği “her şeyin bedava” olduğu bu kıraathanlerde, bu yoksulluğun parçası yapma hedefini taşıdığı için işlevsel.

Bu kıraathanelere gidenler, dünya ile rekabet edebilecek bilgiler edinmekten, eğitim almaktan, dil öğrenmekten uzak “mesleksiz” biçimde büyüyerek, aileleri gibi bu yoksulluğun parçası olacaklar.

AKP’Lİ TÜRKİYE

Erdoğan’ın mitinglerde dile getirdiği Türkiye tasavvuru, açık biçimde yukarıdan aşağıya bir homojenleştirme projesine dayanıyor.

Bu, sadece tüm devlet ve bürokrasiyi AKP’lileştirmek değil, toplumu da AKP’lileştirmek hedefine dayanıyor.

Erdoğan/AKP iktidar blokunun siyasal referansı, devletin tarafsızlığı, laiklik ve demokrasi değil içtihat kapısının bireysel olarak Hayrettin Kahraman, kurumsal olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı, eğitim formasyonunun İmam Hatipler ve çeşitli vakıflar üzerinden yürütüldüğü bir toplumsal anlayıştır.

BARIŞMA, BÜYÜME, BÖLÜŞME

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ bu Türkiye tasavvuruna karşı ise Muharrem İnce, “3 B” ile ifade edilebilecek “Barışma, Büyüme ve Bölüşme” vaat ediyor.

3 B’de kendini bulan hedefler açık biçimde, ülkede var olan sorunların çözümü hedefini taşımaktadır.

Bunlardan en önemlisi kuşkusuz ilk B olan “Barışma”dır.

Kabul edelim bugün Türkiye’nin en temel sorunu, toplum değil siyasi iktidar kaynaklı olan toplumsal kutuplaşma ve gerginliktir.

Siyasi iktidar bu politika ile kendi tabanının konsolide etmeyi hedefliyor. Kendi tabanı dışında herkesin “öteki” olduğu bu polarizasyondan en çok iktidar beslenmektedir.

Bunun içindir ki, toplumun farklı kesimler arasında barışın sağlanması, bu topraklarda birlikte, farklılıklarımızla birlikte eşit biçimde yaşamak öncelik kazanmaktadır.

Nitekim farklı ideolojik yaklaşımları olan CHP, İYİ Parti, SP ve DP’nin Millet İttifakı içinde bir arada durması, HDP’nin zımni olarak bu ittifaka yakınlığı, toplumsal barış halinde nelerin başarılabileceğine iyi bir örnektir.

Bu toplumsal barışma sağlandığında, ekonomik büyüme de, adil bölüşüm de göreli olarak daha kolay olacaktır.

ZOR DEĞİL KOLAY SEÇİM

Kabaca baktığımızda cumhurbaşkanlığı seçiminde öne çıkan iki lider, bize iki farklı Türkiye vaat ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vaat ettiği Türkiye’yi son yıllarda kısmen yaşıyoruz. Seçildiği zaman bu durumun farklı olacağını düşünmek saflık olur.

Seçildiğinde olacak olan, kamusal alana çıktığımızda sahip olduğumuz farklı kimliklerimizi, tercihlerimizi özel alanda bırakma konusunda daha fazla baskı olacaktır.

Bunun karşısında ise toplumsal barışı, farklılıklarımızla birlikte yaşamayı vaat eden bir cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce var.

Bu açıdan karşımızda zor değil kolay bir tercih var.